Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 20 Şubat 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türkiye, Amerika, dostluk, düşmanlık!


Türkiye'yi uzun yıllardan beri hemen her konuda desteklemiş olan Amerikan Wall Street Journal gazetesinde daha çok AKP hükümetine dönük ağır eleştiriler içeren bir makale, siyaset kulisinin en güncel konularından biri.
Soruluyor:
Washington, aba altından sopa mı gösteriyor diye... İş dünyasında, özellikle mali çevrelerde bir tedirginliğin uç verdiği dikkati çekiyor.
Geçen gün biri şöyle diyordu:
"Wall Street Journal'daki yazı bir ilk... New York Times'ta çıksa o kadar önemsemezdim. Ama bu gazeteyi uluslararası sermayenin bütün önde gelen temsilcileri okuyor. Türkiye açısından ekonomik riskleri görmek lazım. Bak, belalı bir coğrafyada yaşıyoruz. İran'daki bir patlama nasıl bir anda dengeleri kötü etkiledi. Borsa düştü, kur yükseldi, faizler oynadı. Bu yüzden çok dikkatli olmalıyız. Türk-Amerikan ilişkilerinin bozulmasında Türkiye'nin menfaati yok. Sürekli kıvılcımlar çakıyoruz. IMF'nin gecikmesi... Teşviklerdeki zorlama vs... Bu kıvılcımlar hiç beklenmedik anda bir yangını tutuşturabilir. Kamuoyunda yükselen anti Amerikanlık konusunda Başkan Bush yönetiminin yanlışları malum. Ama hükümetin, özellikle Başbakan'ın da liderlik rolü oynaması, kamuoyundaki Amerikan aleyhtarlığı konusunda yangına körükle gitmek yerine yatıştırıcı olması gerekiyor."
Olacak mı bu?
Başbakan Erdoğan ve hükümet, Türk kamuoyunda yükselen Amerikan karşıtlığını yatıştıracak bir role soyunacak mı? Yoksa işi oluruna mı bırakacak?
Kritik bir konu...
Çünkü Amerika, Türkiye'nin düşmanı değil, dost ve müttefik bir ülke. Amerika'nın yanlışları var elbette, eleştirilmesi gereken. Eleştiriliyor da. Irak, Kerkük, PKK konularının, özellikle Bush yönetiminin PKK'ye dönük son iki yıllık hareketsizliğinin Ankara'da yol açtığı bazı haklı tepkiler de sır değil.
Ama bu durum, Türk-Amerikan ilişkilerinin torpillenmesini, eleştirilerde ölçünün, endazenin kaçırılmasını gerektirmiyor. İlişkilere darbe vurmak, Türkiye'yle Amerika'yı birbirine düşmanlaştırıcı çıkışlar yapmak ya da tezgâhlamak, hiç kuşku duyulmasın, iki ülkenin de çıkarına değildir.
Makul olan bakış açısı bu.
Makul olanın ilişkilere yeniden hâkim olabilmesi, hem Ankara hem Washington'ın bilinçli çabalarından geçiyor. Bunun için diplomaside zarar kontrolü diye nitelenen mekanizmanın çalıştırılması şart.
Amerikan tarafı, Dışişleri Bakanı Rice'ın Ankara ziyaretini bu çerçevede görüyor.
Ankara'ya gelince...
Dışişleri Bakanlığı ve Abdullah Gül, öyle anlaşılıyor ki, Türk-Amerikan ilişkilerindeki inişin artık dip noktaya vurduğunu, bundan sonra iyiye gideceğini, bunun için de çaba sarf edileceğini düşünüyor.
Buna karşılık, kimi gözlemcilere göre, Başbakan Erdoğan ve çevresi bu bakımdan daha farklı bir yerde. Sanki Erdoğan'da işi oluruna bırakma eğiliminin ağır bastığını söyleyenler var.
Gül-Erdoğan farklılığı mı?
Bir oyun mu bu farklılık?
İyi polis, kötü polis oyunu!
Yoksa gerçek mi?
Bilemiyorum, bu gibi inişli çıkışlı dönemlerde abartılı değerlendirmeler de ön plana çıkabilir. Ancak oyun da olsa gerçek de, her iki durumdan da Türk-Amerikan ilişkilerinin olumsuz etkilendiği bir olgu, eski deyişle vakıa...
Bu durum aynı zamanda AKP'nin lider kadrolarıyla ilgili olarak kafalarda yine eski soru işaretlerini, gizli gündem kuşkularını su yüzüne çıkarıyor. En azından tartışma gündemlerine taşınıyor bu konu...
Hükümetin Suriye'ye, İran'a ve Irak'ta Sünnilere dönük yaklaşımları da soru işaretlerini körüklerken eleştiri konusu olabiliyor. Özellikle Suriye ve İran'ın uzun yıllar Türkiye'ye yönelik iyi komşuluk ve dostluktan tümüyle uzak, düşmanca politikalarını göz ardı edip Amerika'yı düşman saflara koymanın yanlışlığı da orta yerde...
Bir Amerikalı gözlemcinin deyişiyle:
"Bu durum Amerika'yı çıldırtıyor!"
Aynı gözlemci şöyle ekliyor:
"Washington, PKK ve Kıbrıs konusunda mutlaka bazı adımlar atmalı. Ankara'da da hükümet kamuoyunu yatıştırıcı bir tavır içinde olmalı ve Amerika'yı kışkırtıcı beyanlardan kaçınmalı. Başbakan Erdoğan, bu bakımdan inisiyatif kullanmalı. İşi oluruna bırakmak riskli bir tutum... Amerikan Dışişleri Bakanı Rice'ın Ankara ziyareti ancak böyle olumlu sonuç verebilir."
Özet:
Türk-Amerikan ilişkilerini yeniden düzgün bir raya oturtmak, her iki ülkenin de ortak çıkarıdır. İki ülke de bu açıdan alternatife sahip değildir.
İyi pazarlar!

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Kuyruksuz uçurtmalar, uçurtmasız kuyruklar...
BEKTAŞİ babasına sormuşlar: - Baba erenler, ...
Melih AŞIK
Halk emperyalizmi
Zülfü Livaneli, köşesinde Yunanlı besteci Mik...
Fikret BİLA
Denetim ve yönetim
Türkiye, maalesef bir yolsuzluk cenneti gibi ...
Hasan CEMAL
Türkiye, Amerika, dostluk, düşmanlık!
Türkiye'yi uzun yıllardan beri hemen her konu...
Güneri CIVAOĞLU
Özal / Erdoğan
Recep Tayyip Erdoğan'ın, Turgut Özal'ı model ...
Abbas GÜÇLÜ
Haydi Çocuklar Okula (1)
2005 Türkiye'si için en büyük yüz karası, en ...
Mehmet Y. YILMAZ
Yunanlılar Müslüman olsaydı Türkler gibi olurlardı derken..
Masalardan yükselen kesif bir sigara dumanı, ...
Hasan PULUR
Yine türban...
HAYIR, bu "başörtüsü" değil "türban"dır... "B...
Derya SAZAK
Münih'te Türk gecesi
Sahnedeki rock solisti Alev, Alman bir baba v...
Meral TAMER
İyi ki aradınız Asım Bey
Cumhuriyet gazetesinde, dış haberler servisin...
Ece TEMELKURAN
Lütfen nükleer santral yapma!
Yeryüzü için iki seçenek giderek daha keskin ...
Tamer HEPER
Böyle mantık olur mu?
Bir gün "Yeni Medeni Kanun yapıldı, bundan so...
Güngör URAS
"Asayiş Uzmanı" Giuliani
Rudolph Giuliani, New York'ta yaşayan bir İta...
Serpil YILMAZ
Mandela'nın ülkesindeki Gülen okulları
Siyahların zaferinin simgesi Mandela'nın ülke...

© 2005 Milliyet