Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 23 Şubat 2005 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aldatma efsanesi


Dün yine bir manşetteydi. Aldatma mevzusu. Gazeteleri birkaç yıldır ele geçiren bu "aldatma efsanesi" nedir? Birkaç yıldır periyodik olarak aldatma konusu dile getiriliyor türlü neşriyatta. Hatta "Eşinizin sizi aldattığını nasıl anlarsınız?" gibi eğitici-öğretici yazı dizileri bile hazırlandı. Ve hatta memleketimizin en şöhretli kadınlarından Hülya Avşar mevzu üzerine dizi dahi çekti. Gazeteleri, televizyonları suçlayacak, "Ne banal!" gibi bir laf geçirme operasyonuna girişecek değilim.
Sadece merak ediyorum: Türkiye aldatma konusuyla neden bu kadar çok ilgileniyor?
Acaba Türkiye'de de evlilik müessesesinin kutsiyeti miyadını mı dolduruyor?
Diğer bir başka merakım ise gazetelerde, televizyonlarda adı geçmeden, lafı bu kadar çok edilmeden önce de çiftler arasında aldatma "suçu" bu kadar sık işleniyor muydu acaba? Televizyon olmadığı, gazetelerde yatak mevzuları neşredilmediği vakitlerde de insanlar bu kadar sık "kötü kadınlarla", "kötü adamlarla" yatıp kalkıyorlar mıydı?
En baş gündem maddesi bu değil mi hep son yıllarda? Bu durumda ya daha çok aldatıyor/aldatılıyor olmalı insanlar ya da bu konudan bahsetmeyi daha çok sever hale geldiler. Her ikisi de doğru olabilir, üçüncü bir seçenek olarak, elbette.

Kâğıt "patronlar"
Öyle bir dolandı ki bu aldatma mevzusu şahsi ve toplumsal gündemimize, diyorum ki bi' kereliğine bari olsun feshedilse şu evlilikler, insanlar ne rahat edecekler! Bir müesseseyi, dökülen sıvalarını ellerle yeniden yerine yamamaya çalışarak ayakta tutacaklarına, bi' rahat bırakıverseler kendilerini, bu kadar telaşe bir yatış kalkış trafiği olduğuna göre, demek herkes herkesle... Ne bileyim öyle geliyor bana. Sanki yasaklarla büyüyen bir açlık yavan, açgözlü bir "sayı yapma" kültürüne dönüşüyor etrafta.
Yetinme, kanaat etme kültüründen, "daha çok, daha hızlı, daha renkli" hayatların reklamının yapıldığı bir başka kültüre geçişte sanki bir kadınla bir erkeğin (ya da iki erkeğin veya iki kadının) arasındaki bağlara da değdi akıp giden, köprülerin altından akan sular. Kadınlar ve adamlar, kalplerinden ilkin ıslanıp vuruldular. Bu ilişkiler, doğaldır, olur, o kadar diplerden bu kadar yüzeylere çıkınca, aniden su yüzüne çıkan dalgıçlar gibi, vurgun yiyip sakat kaldılar. Neremize koyacağız artık sevgimizi, sevdiğimizi; kuşe kâğıda "aşk modelleri", bize kendimiz gibi yaşayacağımız bir şey bırakmadılar. Eskiden -belki hâlâ vardır bir yerlerde- dikiş dergileri vardı. Kadınlara kendilerine dergide fotoğrafı gösterilen elbiseleri dikmek için "kâğıt patronlar" verirdi. Şimdi öyle işte, kâğıtlar patronumuz oldular. Gazete-dergi kâğıtlarından kesilen patronlarla kadınlar ve adamlar, kendi bedenlerine uygun, resimlerdekilere benzeyen hayatlar kesip kalplerini kâğıtlara göre iyice biçtiler. Teğelleyip uçlarından diktiler. Arkadan sarkması önemli değil astarın, nasılsa fotoğraflarımız cepheden çekildi.

Seçmek-seçmemek
Birini seçmek, ömür geçirmek için seçmek, doğal olarak başkalarını seçememek demektir. Tıpkı bir yoldan gitmeye karar verdiğinizde, diğerinden gitmiş olsanız başınıza neler geleceğini merak edip durmak gibi, doğal olarak, merak edip durursunuz, onu değil de başkalarını seçmiş olsanız neler yaşayabileceğinizi. Bu yüzden başta daha, birini seçmeyi ya da seçmemeyi seçmek lazım. Her yola, bir ötekine yetişmek endişesiyle dalmak, tam birini tutturmuşken diğerine bir uğrayıp gelmek... Bunun adı aldatmak olamaz aslında. Bunun adı, olsa olsa, telaşe memurluğudur. Nefesinizi kesecek, sonunda herhangi bir yolda başınıza bir şey gelmesine izin vermeden tam ortada sallanmak olabilir...
Yine de bilemiyorum. Acaba evlilikler bir süreliğine feshedilse, acaba bu kadar merak ederler miydi insanlar evlenmediklerini... Ya da o anda ilk merak edecekleri, o anda yanında olan insanın nerede olduğu mu olur? Bilemedim doğrusu...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Iraklı direnişçiler 'milli kahraman' mı?
ŞİİLER aşure gününde Hz. Hüseyin'in matemini ...
Çetin ALTAN
'Ulusal çıkarlar'ın dışında kalan hastane kuyrukları...
TV kanallarından birkaçında, günün ilk ajans ...
Melih AŞIK
Muhalefet nerede?
Gazetelerde kampanyalar... Türkiye muhalefeti...
Fikret BİLA
Çiçek: 'Dinlemeler zorlaşacak'
Türkiye'de 23 bin telefonun dinlendiği resmi ...
Hasan CEMAL
Barış için
Başkan Bush'u Avrupa'ya, Brüksel'e getiren ne...
Güneri CIVAOĞLU
Türbanlı Mona Lisa
Nihayet "Mona Lisa"ya da türban taktılar. Rad...
Abbas GÜÇLÜ
Çelik o koltukta artık nasıl otursun!
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'e gerçekten...
Hurşit GÜNEŞ
Gelmiyor, çünkü güvenmiyor...
Ülkemizdeki yabancı yatırımların 1990'lı yıll...
Nail GÜRELİ
Direniş ve bilinç
SEKA işçilerinin İzmit direnişini izliyor mus...
Sami KOHEN
ABD-Avrupa ilişkisinde yeni başlangıç
ABD Başkanı George W. Bush, halen sürdürdüğü ...
Mehmet Y. YILMAZ
Ucuz politikaların sonuçları pahalı olabilir
Dünyanın her köşesinde Amerikan aleyhtarlığın...
Hasan PULUR
Fenerbahçeli futbolcular...
BU olayın gazetelerin spor sayfalarında kalma...
Meral TAMER
Erkan Mumcu ile depreşen alternatif özlemi
Önceki akşam çiçeği burnunda modern sanat müz...
Ece TEMELKURAN
Aldatma efsanesi
Dün yine bir manşetteydi. Aldatma mevzusu. Ga...
Osman ULAGAY
Başbakan Erdoğan bindiği dalı keser mi?
Önceki akşam iş dünyamızın saygın bir ismiyle...
Güngör URAS
Maliye faizciye çalışıyor
Maliye Bakanı önceki gün 2005 yılının ocakta ...
M. Ali BİRAND
Şimdi de NATO'da Kıbrıs krizi yaşanıyor
İlk defa iki hafta önce duymuştum.

© 2005 Milliyet