Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 23 Şubat 2005 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Başbakan Erdoğan bindiği dalı keser mi?


Önceki akşam iş dünyamızın saygın bir ismiyle sohbet ederken, hükümetin Avrupa Birliği (AB) konusunu ağırdan almasını nasıl değerlendirdiğini sordum. Muhatabım AKP hükümetine karşı önyargılı olmayan, ayrıca laf olsun, torba dolsun tarzında konuşma alışkanlığı bulunmayan, her lafı ciddiye alınacak bir işadamımız. Cevabının netliği şaşırtıyor beni: "AB konusu 17 Aralık'tan sonra AKP hükümeti için öncelikli bir konu olmaktan çıktı. Hükümet için Avrupa'dan tarih almak, hemen başarı hanesine yazılacak bir şeydi, onun için üzerinde duruldu. Ancak şimdi durum farklı. AKP hükümeti 10 - 15 yıl sonra gerçekleşecek AB tam üyeliği vaadini kısa vadede kendisine puan kazandıracak bir şey olarak görmüyor. Buna karşılık, AB ile bütünleşme sürecinde bundan sonra atılması gereken adımların kendisine puan kaybettirebileceğini düşünüyor ve bu nedenle ipe un seriyor."
Dediklerine inanmakta zorluk çekiyorum. Ancak muhatabım görüşünde israrlı, hükümetin AB konusundaki ataletinin hafife alınamayacağını, konunun rafa kalktığını düşünüyor. Daha sonra, Türkiye'nin AB ile bütünleşme çabalarına önemli destek sağlayan bir sivil toplum kuruluşunun tepe yöneticisiyle konuşurken onun da umudunu yitirme noktasına yaklaştığını anlıyorum.

İntihar senaryosu
Başbakan Erdoğan gerçekten böyle mi düşünüyor, AB konusunu ağırdan almanın kendisine ve partisine kısa vadede daha fazla puan kazandıracak bir tercih olduğuna mı inanıyor, bilmiyorum. Dahası, Sayın Başbakan ve çevresinin AB ile bütünleşme yoluna girmiş görünmenin Türkiye'ye neler getirdiğini ve bu yoldan çıkmış görünmenin neler götüreceğini tam olarak idrak ettiklerine de emin değilim. Dolayısıyla yukarda aktardığım türden değerlendirmeleri duyunca fazlasıyla tedirgin oluyorum ve başımıza gelecekleri düşünmeye başlıyorum.
AB ile bütünleşmenin Türkiye'ye orta ve uzun vadede ne getireceği ayrı bir tartışma konusu ama Sayın Başbakan şunu çok iyi bilmeli ki şu an için Türkiye'nin (1) Büyüyen dış açığını kolaylıkla finanse edebilmesi, (2) Bol keseden dış kaynak girişiyle üretimi ve yatırımı canlandırabilmesi, (3) Doğrudan yatırım sermayesi için ilgi çekmeye başlaması ve (4) Dünyanın gözünde farklı bir önem kazanması, "AB ile bütünleşme yolunda ülke" olarak algılanmasıyla yakından ilgili. Dış dünyanın Türkiye'nin "doğru yolda" olduğunu algılaması açısından 'AB çapası' en önemli gösterge haline gelmiş durumda. Türkiye'nin 'IMF çapası'ndan yoksun kalması da bir miktar rahatsızlık yaratabilir ama 'AB çapası'nın kopması çok daha önemli. 17 Aralık öncesinde yaşanan iki yıllık süreçten sonra AKP hükümetinin AB ile bütünleşme hevesini kaybetmesi, ya da bu görüntüyü vermesi Türkiye'ye ve özellikle de AKP hükümetine bakışı temelden değiştirir. Avrupa'daki Türkiye karşıtları bayram ederken canla başla Türkiye'yi desteklemiş olanlar da aldatıldıklarını düşünerek olumsuz bir tavra yönelebilir.
Öte yandan AKP hükümetinin AB ile bütünleşme hedefine odaklanması sayesinde Türkiye'deki meşruiyet tabanını genişlettiği ve umduğundan geniş bir yelpazede destek sağladığı da bir gerçek. AB hedefinden uzaklaşmış bir AKP'nin ülke içinde de ciddi destek kaybına ve imaj aşınmasına uğraması kaçınılmaz görünüyor.
Buraya kadar yaptığımız varsayımlar ve analiz doğruysa, Sayın Başbakan'ın AB konusunu rafa kaldırması ya da ağırdan alması, bindiği dalı kesmesi anlamına gelebilir. Ancak siyaset de bir hesap işidir ve başka dallara tutunmak, şu an için Sayın Erdoğan'a daha avantajlı görünmüş olabilir. Hayali çözümlere umut bağlamış olan AB karşıtı milliyetçi dalgaya prim vererek, kendi doğal tabanını memnun edecek bazı adımlar atarak ve kısa vadede göz boyayacak ekonomik vaatlere yönelerek puan toplayacağını düşünebilir Sayın Erdoğan. Bu düşünce tarzı bana sakat görünüyor ama siyasetçi olan da ben değilim.

oulagay@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Iraklı direnişçiler 'milli kahraman' mı?
ŞİİLER aşure gününde Hz. Hüseyin'in matemini ...
Çetin ALTAN
'Ulusal çıkarlar'ın dışında kalan hastane kuyrukları...
TV kanallarından birkaçında, günün ilk ajans ...
Melih AŞIK
Muhalefet nerede?
Gazetelerde kampanyalar... Türkiye muhalefeti...
Fikret BİLA
Çiçek: 'Dinlemeler zorlaşacak'
Türkiye'de 23 bin telefonun dinlendiği resmi ...
Hasan CEMAL
Barış için
Başkan Bush'u Avrupa'ya, Brüksel'e getiren ne...
Güneri CIVAOĞLU
Türbanlı Mona Lisa
Nihayet "Mona Lisa"ya da türban taktılar. Rad...
Abbas GÜÇLÜ
Çelik o koltukta artık nasıl otursun!
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'e gerçekten...
Hurşit GÜNEŞ
Gelmiyor, çünkü güvenmiyor...
Ülkemizdeki yabancı yatırımların 1990'lı yıll...
Nail GÜRELİ
Direniş ve bilinç
SEKA işçilerinin İzmit direnişini izliyor mus...
Sami KOHEN
ABD-Avrupa ilişkisinde yeni başlangıç
ABD Başkanı George W. Bush, halen sürdürdüğü ...
Mehmet Y. YILMAZ
Ucuz politikaların sonuçları pahalı olabilir
Dünyanın her köşesinde Amerikan aleyhtarlığın...
Hasan PULUR
Fenerbahçeli futbolcular...
BU olayın gazetelerin spor sayfalarında kalma...
Meral TAMER
Erkan Mumcu ile depreşen alternatif özlemi
Önceki akşam çiçeği burnunda modern sanat müz...
Ece TEMELKURAN
Aldatma efsanesi
Dün yine bir manşetteydi. Aldatma mevzusu. Ga...
Osman ULAGAY
Başbakan Erdoğan bindiği dalı keser mi?
Önceki akşam iş dünyamızın saygın bir ismiyle...
Güngör URAS
Maliye faizciye çalışıyor
Maliye Bakanı önceki gün 2005 yılının ocakta ...
M. Ali BİRAND
Şimdi de NATO'da Kıbrıs krizi yaşanıyor
İlk defa iki hafta önce duymuştum.

© 2005 Milliyet