Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 24 Şubat 2005 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Otomobil      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bush ve Blair'in sözlerinde biraz istihza sezdim


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İngiltere Başbakanı Tony Blair ve ABD Başkanı George Bush arasında Brüksel'deki NATO Zirvesi'nde yapılan ayaküstü "sohbet" toplantısının diyalogları, dün Milliyet de dahil olmak üzere birçok gazetede "kelime kelime" yayımlandı.
Gazetecilerin girmelerinin yasak olduğu "zirve kulisi"nde gerçekleşen bir özel konuşmanın, aynı kelimelerle gazetelere yansıması ilgimi çekti.
Belli ki Başbakan da sohbetin "tonundan" memnun olmuş ve konuşmanın gazeteciler tarafından da öğrenilmesini sağlamış.
Bu konuşmayı nasıl değerlendirmeliyiz?
Eğer "kayıtsız şartsız" AKP hükümeti yanlısıysanız "İşte" diyebilirsiniz, "Sonunda Bush da, Türkiye'nin önemini anladı ve Başbakan ile kişisel dostluğunu geliştirmeye çabalıyor."

'Bize çatıyorsun ama...'
"Yağdanlık" sınıfına girenler, "Başbakan ikna gücü sayesinde, Bush ile arasındaki buzları da eritmeyi başardı" da diyebilirler elbette..
Doğrusunu isterseniz, ben Bush ve Blair'in sözlerinde biraz "istihza" sezdim..
Bush'un, Erdoğan'a "Oğlunuz hâlâ ABD'de mi çalışıyor, evine ekmek götürüyor mu?" sorularının gerisinde sanki şu yatıyor gibi: "Uluorta bize çatıyorsun ama oğlun bizim ülkemizde okudu, orada çalışıp para kazanıyor..."
Bush'un bu kadar ince dokundurmalar yapabilecek espri yeteneğine sahip olmadığını düşünenler de elbette olabilir.
Nitekim faizlerin neredeyse her altı ayda bir yükseltildiği bir ülkenin Başkan'ı olarak "faiz düşüşünden bahsetmesi" ilginç!
Ama yine de Bush'un sözlerinde böyle gizli bir anlam var gibi geldi bana..

İngiliz tipi espri olabilir
Blair'in, "Babası gibi yakışıklı" sözleri ise bence sadece bir İngiliz'in yapabileceği türden bir espri..
O anda yüzünde nasıl bir ifade olduğunu, kelimelere nasıl vurgu yaptığını bilemiyoruz tabii..
Ama İngilizlerin böyle huyları vardır.. Abartılı bir nezaketle beslenmiş ifadeler bir durumun tespitinden çok "istihza" anlamı taşır çünkü..
Ama yine de şunu söylemeliyim ki, Türkiye'nin Başbakanı ile dünyanın iki büyük ülkesinin liderlerinin ayaküstü esprili bir sohbet yapabilmeleri önemlidir.
Bu insanları birbirine yakınlaştırır, varsa aradaki soğuklukları giderici bir etki yaratır.
Sorun, espri yapıldığını anlayamamak ve bunu çok ciddi bir olaymış gibi algılamakla ilgilidir!..

Halkı ciddiye almak ya da almamak!
Sosyal Sigortalar Kurumu'na ait hastanelerde hafta başından bu yana yaşanan sıkıntı, hastanelerin Sağlık Bakanlığı'na devrinde önemli bir detayın ihmal edildiğini gösteriyor: Bürokrasi bekleyebilir, ama hastalar bekleyemez!
Bakanlık açıklamalarında sıkıntının bugün yarın ya da en geç bir ay içinde tamamen sona ereceği bildiriliyor ama hasta haliyle kuyruklarda tükenen insanlar açısından bu açıklamaların hiçbir değeri yok.
Bu Türkiye'de bürokrasinin, hizmet etmekle yükümlü olduğu halkı ciddiye almadığını gösteren bir örnektir.
Maaşları, kuyruklarda süründürülen insanların ödedikleri vergilerle ödenenlerden bunun bilincinde olmalarını beklemek en doğal hakkımızdır.
Eğer gerekli düzenlemeler henüz tamamlanmadıysa devir işlemleri bir süre geciktirilebilir, hasta insanların kuyruklarda sürünmeleri önlenebilirdi.
Birçok kişi SSK hastanelerinde eskiden de böyle kuyruklar bulunduğunu, devir düzenlemesinin de zaten bunu ortadan kaldırmak için yapıldığını düşünebilir.
Bu doğru da olabilir.
Önemli olan, böyle tartışmalı bir konuda ortaya konulan icraatın, tartışmanın boşuna olduğunu gösterecek yetkinlikte yapılabilmesiydi.
Kuyrukların ortadan kaldırılmasındaki gecikme, belki de çok doğru olan bir uygulamaya gölge düşürüyor.

mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Kokoreç için 'derogasyon'
AVRUPA Birliği için başmüzakereci birkaç gün,...
Çetin ALTAN
Türbanlı Mona Lisa, silindir şapkalı Fatih Mehmet...
AÇIK denizlerde giden bir geminin, alt kamara...
Melih AŞIK
Roche sanıkları...
Roche firmasının SSK'ye neorecormon adlı ilac...
Fikret BİLA
80 kuruşluk kuyruk
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devrin...
Hasan CEMAL
Irak'ta demokrasi oyunu
Iraklı Kürt lider Celal Talabani'nin sözlerin...
Yılmaz ÇETİNER
Yatak odanıza giren soyguncuyu vurursanız hapse girersiniz!
SABAHIN erken saatlerinde eşimin çığlıklarıyl...
Güneri CIVAOĞLU
Sahipler/Konuklar
Hükümetin "ev sahibi" bakanları var... Bir de...
Can DÜNDAR
Mona Lisa'nın türbanı
Londra'nın Türk mahallesinde bir bakkal... Te...
Hurşit GÜNEŞ
Kapalılıkta rakibimiz az!!!
Uluslararası bir danışmanlık firması olan Kur...
Doğan HEPER
ABD'nin hiç mi günahı yok?
WASHINGTON Türkiye'deki ABD aleyhtarlığından ...
Sami KOHEN
İlişkiler nasıl düzelir?
TÜRKİYE ile ABD arasında, yöneticiler düzeyin...
Mehmet Y. YILMAZ
Bush ve Blair'in sözlerinde biraz istihza sezdim
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İngiltere B...
Hasan PULUR
SSK hastaneleri ve organizasyon...
DOĞAN Avcıoğlu'nun kitabının adı "Türkiye'nin...
Derya SAZAK
Hastane eziyeti
Sağlık Bakanlığı'na devredilen SSK hastaneler...
Meral TAMER
Mumcu'nun ve Tayyip Bey'in ensesinde...
En kaba hatlarıyla 2 tip okur var:
Yaman TÖRÜNER
Ne zaman deniz biter?
Ülkeler ikiye ayrılır: 1) Başka ülkelere borç...
Güngör URAS
Bu halk çok para harcıyor abicim (!)
Ankara, bu halkın para harcamasından hiç mi h...
Serpil YILMAZ
Bağış: Sorumluluğu olmayan konuşmasın
Başlığa oturan bu söz, DEİK bünyesindeki Türk...
M. Ali BİRAND
Ankara'nın, Kıbrıs tutumu anlaşılamıyor
Türkiye, Avrupa Birliği ve NATO müttefiklerin...

© 2005 Milliyet