|
Merkel ve İrtemçelik
Almanya ve Fransa, AB'nin iki lider ülkesi. Bu iki ülkenin birlikte verdikleri kararlar genellikle AB kararına da dönüşüyor. Bu nedenle Ankara açısından bu iki ülkenin Türkiye'ye yaklaşımı belirleyici önem taşıyor.
Son günlerde gerek Fransa'da, gerek Almanya'da iktidar adayı iki liderden, Türkiye'ye dönük olumsuz mesajlar geliyor.
Fransa'da Sarkozy'nin, Almanya'da Merkel'in, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı oldukları, bunun yerine imtiyazlı ortaklığı savundukları biliniyor.
Sarkozy, Fransa'da iktidardaki Halk Hareketi Birliği'nin lideri. Sarkozy'ye Chirac'tan sonraki cumhurbaşkanı gözüyle bakılıyor. Alman Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi lideri Merkel'e de geleceğin en güçlü başbakan adayı konumunda...
Sarkozy, AB'nin sınırlarının belli olması gerektiğini, Türkiye'yle bütünleşmeye karşı olduğunu, bunun yerine imtiyazlı ortaklık konumunun AB için daha iyi olacağını tekrarladı.
Alman ana muhalefet lideri Merkel ise Federal Alman Meclisi'ne, Türkiye'nin aleyhine bir Ermeni karar tasarısı sundu.
Merkel ve arkadaşları, Alman Federal Meclisi'nin kararına dönüşmesini istedikleri önergelerinde, Türkiye'nin Ermenistan'dan özür dilemesini, Ermenistan'ın da Türkleri affetmesini öneriyor. Türkiye'nin Osmanlı'nın mirasçısı olduğunu, dolayısıyla Osmanlı döneminde Ermenilere karşı işlenen suçun Türkiye tarafından kabul edilmesini talep ediyor.
Merkel ve arkadaşları karar taslağında şöyle diyorlar:
"Osmanlı İmparatorluğu'nun hukuki açıdan halefi olan Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar bu olayların planlı şekilde gerçekleştirildiğini ve tehcir sırasında ölenlerin ve uygulanan katliamların Osmanlı İmparatorluğu tarafından kasıtlı olarak yapıldığını inkâr etmektedir. Avrupa Birliği'ne üye olmak için çaba harcayan Türkiye'nin bu tutumu, Birliğin değerler birliği prensibinin temeli olan barışma düşüncesiyle çelişki oluşturmaktadır."
Merkel, Türkiye'nin Ermeni sınırını açmasını, ilişkilerini normalleştirmesini ve "tarihi suç"un kabul edilmesini öneriyor.
İrtemçelik'in yanıtı
Merkel ve arkadaşlarının bu girişimiyle ilgili olarak Almanya Büyükelçimiz Mehmet Ali İrtemçelik'in kayda değer bir yanıtı var.
İrtemçelik, "Tarihi olaylarla ilgili hüküm verme yetkisi yalnızca tarihçilere aittir" gerçeğini vurguladıktan sonra çok anlamlı şu anımsatmayı yapıyor:
"Sadece Osmanlı döneminin son on yıllarında Doğu Anadolu'da değil, yakın geçmişte de siyasi emellerine ulaşmak için Los Angeles'tan Viyana'ya, Beyrut'tan Paris'e ve daha birçoklarına, dünyanın çeşitli yerlerinde örgütlü teröre başvurduğu unutulmuş olamayacak; günümüzde ise Türkiye'nin toprak bütünlüğünü ve iki ülke arasında mevcut sınırı tanımayan; bunun yanı sıra, uluslararası toplumun tüm uyarılarına rağmen diğer bir komşusunun topraklarını işgali altında tutmaya devam eden fanatik Ermeni milliyetçiliğinin sözcülüğünü kendine yakıştırmak, ezelden beri en yakın bir dost gözüyle baktığımız Almanya'nın sorumluluk duygusu büyüklüğüyle mütenasip olmak gereken CDU/CSU gibi önemli bir siyasi kuruma hiç yakıştırılmamıştır."
İrtemçelik'in ince bir üslupla verdiği bu diplomatik karşılık, Merkel ve arkadaşlarına verilmesi gereken yanıtın bütün unsurlarını taşıyor.
Türkiye'nin, AB'ye üyelik sürecinde hakkı olanı bile bir ödün karşılığı elde edebilmesini doğal gören ve alışkanlık haline getirmeye çalışan Avrupa'ya karşı verilmesi gereken bir yanıt bu...
Özellikle son dönemde AB'den müzakere tarihi alabilmek için bile Türkiye'nin bütün uluslararası sorunlarda "haksız taraf" olarak görülüp, gösterilmesi ve çeşitli baskılarla Ankara'ya kabul ve tescil ettirilmesine yönelik çabalar dikkat çekici...
Başta Kıbrıs olmak üzere, Yunanistan, Ermenistan, Kürt ve Kuzey Irak, Kerkük hemen her sorunda Türkiye'nin Türk tarafının "haksız" ilan edilmesi ve ödün istenmesi, AB'nin belirgin politikası haline geldi. Bu kadar belirgin hale geldi ki artık AB'den önce Türkiye'de bazı kesimler, "Aman sesinizi çıkarmayın, aman Ermenistan ne derse yapın, aman Güney Kıbrıs'ı tanıyın, aman Kuzey'de problem yaratmayın, aman Kürtler ne isterse verin, aman AB'ye ters görünmeyin, aman ABD'yi kızdırmayın" diye kraldan fazla kralcılığı sürdürüyorlar.
Oysa, Türkiye'nin istediği sadece hakkının teslim edilmesi. Bir lütuf istemiyor. Bunun için de kimsenin önünde diz çöküp özür dilemesi gerekmiyor.
Hak ve hukuka dayalı, adil çözümler istiyor.
İrtemçelik'in yanıtındaki gibi, hepsi bu...
fbila@milliyet.com.tr
|
|