|
 |
|
|
Rekabet gücü kayıt dışı istihdamla korunuyor
Hızlı büyümeye rağmen işgücü talebinin sınırlı kalması, çalışanların kayıt dışına itilmesi işgücü maliyetlerinin rakiplere göre yüksek olmasından kaynaklanıyor
Geçen hafta yayımlanan 2004 yılına ait hane halkı işgücü anketi geçtiğimiz yılın son üç aylık döneminde istihdamda bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5'i aşan bir artış olduğunu gösteriyor. Ancak bu yüksek artış oranı 2004 yılı 2002 ile karşılaştırıldığında, yüzde 1'e geriliyor. Geçtiğimiz iki yılda ekonominin toplam olarak büyüme hızının yüzde 15'e yaklaşacağını dikkate alırsak, son iki yılda hızlı büyümeye rağmen çok az iş imkanı yaratıldığı ortaya çıkıyor.
İşsizlik rakamları
İşsizlik rakamları, istihdamdaki artışa rağmen geçtiğimiz yılın ikinci yarısında işsiz yurttaşlarımızın sayısının bir önceki yılın aynı dönemine göre arttığını ortaya koyuyor. Bu, çalışmak isteyenlerin, yani işgücüne katılanların sayısının ekonomide yaratılan iş imkânından fazla olduğunu gösteriyor.
İşgücündeki artış sadece genç nüfusun çalışma çağına gelmesinden değil, 2000-01 krizinden sonra iş bulmaktan umudunu keserek işgücü piyasasını terk edenlerin ekonomide yaşanan büyümenin etkisiyle yeniden iş aramaya başlamalarından da kaynaklanıyor.
Sosyal sorunlar
Bu durum, büyüme ve istihdam arasındaki ilişkinin bu zayıflıkta devam etmesi halinde işsizlik sorununun ağırlaşacağına işaret ediyor.
Diğer taraftan kayıt dışı istihdamın yüksekliği ve 2004 yılında hızlanan artış eğilimi dikkat çekiyor.
Tablo 2'de kayıt dışılığın geleneksel olarak yüksek olduğu tarım hariç, diğer sektörlerdeki kayıt dışı istihdam rakamları yer alıyor. Bu tablo 2004 yılında tarım dışında çalışanların üçte birinden fazlasının kayıt dışında çalıştığını ortaya koyuyor.
Ayrıca 2004 yılının ilk dokuz ayında bu sektörlerde kayıt dışı istihdam artışı istihdam artışından daha fazla. Bu veriler işgücü piyasasında çok ciddi bir kayıt dışına çıkma olgusuyla karşı karşıya olduğumuzu ortaya koyuyor.
Emeklilik hakkı olmadan, sağlık sigortası olmadan insan çalıştırmanın işsizlikle de birleşerek vahim sosyal sorunlara yol açması kaçınılmazdır. Diğer taraftan bu durum sosyal güvenlik kurumlarının dengesini ve verginin adil dağılımını bozmakta, vergi kaybına yol açmakta ve yapısal kamu açıklarını artırmaktadır.
Hızlı büyümeye rağmen işgücü talebinin sınırlı kalmasına veya çalışanların kayıt dışına itilmesine işgücü maliyetlerinin rakip ülkelere göre yüksek olması yol açmaktadır.
Emeğin verimliliği
Oysa emeğin verimliliği artmakta, reel ücretler ise artmamaktadır. Bunun nedeni sermaye hareketlerinin etkisiyle TL'nin yabancı paralar karşısındaki değerinin rekabetçi olmaktan hızla uzaklaşmasıdır. Durum verimlilik artışlarındaki farkla izah edilebilir olmaktan da çıkmaktadır.
Bu sorunun, Çin ve Hindistan'daki ucuz emek olgusuna bağlamak suretiyle Türkiye ile gelişmiş ülkeler arasında paralellik kurarak veya AB'ye yeni üye olan ülkelerdeki verimlilik ve istihdam eğilimlerine bakarak kaçınılmaz olduğunu ileri sürenler var. Ancak Türkiye'nin emek piyasası gelişmiş veya AB'ye yeni katılan ülkelerden çok farklı. Bizde işgücünün toplam nüfusa oranı artarken, onlarda durmuş. Bizde atıl işgücü çok fazla. Bizim işgücümüzün eğitim seviyesi düşük. Emeği bol ama eğitim seviyesi düşük bir ülkede büyüme stratejisini sadece emek verimliliğindeki artışa oturtan bir yaklaşım sosyal açıda sürdürülebilir değildir ve kaynak israfıdır. İşgücü maliyetini Çin ve Hindistan seviyesinde tutmamız ne kadar mümkün değilse nüfus dinamikleri bizden çok farklı olan gelişmiş ülkelerdeki hızla, emek verimliliğini artırarak maliyeti düşürmemiz de mümkün değildir.
O zaman rekabetçi olmayan TL değerinin etkilerini dengelemek için gelsin kayıt dışı istihdam, gelsin teşvikler. Kamu dengesini bu yapıda sürdürmek mümkün değildir. Bu, fiyat istikrarını da tehdit etmektedir.
foztrak@yahoo.com
Yazarın eski yazılarına ulaşmak için tıklayınız
|
|
|

|