|
Değişim, ulus-devlet ve İslam
GELİŞMİŞ ülkeler arasındaki yarışta bile "girişimcilik ruhu" en önemli faktörlerden biri... Biz de "girişimcilik ruhu"nu geliştirdiğimiz ölçüde kalkınıyoruz.
Dünkü Referans gazetesinde David Judson'un yazdıkları çok dikkat çekici:
Amerikalıların yüzde 46'sı kendi işini kurmak istiyor, girişimcilik ruhu çok yüksek. Avrupa'nın gelişmiş ülkelerinde bu oran yüzde 32'de kalıyor!Bunun eseri olarak, Amerika'nın en büyük 25 şirketinden 8'i 1960'tan sonra kurulan yeni şirketlerdir. Amerika'nın en büyük 500 şirketinden üçte biri önümüzdeki yirmi yılda yerlerini yeni şirketlere bırakacak. Avrupa'da ise 1960'dan sonraki şirket yapıları neredeyse hiç değişmemiş.Onun için, Avrupa, ekonomi alanında bile ABD'nin gerisinde. Şimdi egemen "riskten kaçınma" kültürü yerine "girişimcilik kültürü"nü geliştirmek için programlar düzenleniyor.
Bizim daha neler yapmamız gerektiğini gösteriyor bu tablo...
* * *
BİZDE 19. yüzyılın başında Sadık Rifat Paşa, "maişet"i yani geçimi artık devletten beklemeyip girişimci bir orta sınıf geliştirmek gerektiğini yazmıştı.
Köylüde kadercilik, bürokraside devletçilik ağır basarken, orta sınıfta "girişim ruhu" öne geçiyor, kalkınma böyle sağlanıyordu.
Abdülhamit ve İttihat Terakki bunun için uğraştı.
Atatürk "Kaç milyonerimiz var?" sözüyle, Menderes "Her mahallede bir milyoner" sloganıyla "girişimci orta sınıf" oluşturmaya çalıştı.
Kökleri asırlara uzanan devletçilik, bir ara "sosyalizm" diye modalaştı, "Özel sektör-güzel sektör" diye alay edildi.
O görüşler artık önemli oranda marjinalleşti. Türkiye bugün sanayi ürünleri ihraç ediyor ve bunu KİT'ler değil, "girişimci sınıf" başarıyor.
Avrupa'nın "girişimcilik ruhu"nu geliştirmeye ihtiyaç duyduğu çağımızda, bizim yapacağımız daha çok iş var.
* * *
ORTADOĞU'DA da 'devletçi' modernleşmeyi temsil eden Suriye gibi Baas tipi "Tek Parti" rejimleri de, Arabistan gibi geleneksel otoriter rejimler de tıkandı.
Ekonomik büyüme mecburiyeti en kapalı rejimleri bile "teşebbüs, rekabet, dışa açılma, turizm, dış ticaret" politikalarına yöneltiyor. Bu da demokratikleşmeyi gerektiriyor.
Gerilla Arafat'tan devlet adamı Mahmud Abbas'a, Sedat'tan Esat'a...
Irak'ta, Filistin'de seçim, Lübnan'da 'sivil toplum'un keşfi... Ve Mısır'ın 23 yıllık 'Şef'i Mübarek'in demokrasiye geçiş kararı...
1946'lardaki Türkiye'nin yarım asır gerisinden, benzer bir süreç Ortadoğu'da yaşanıyor.
Böylece İslam, ilk defa "girişimci orta sınıf toplumu" ile karşılaşıyor; eski birçok 'içtihat' zemin kaybediyor, yeni yorumlar gelişiyor.
Ortadoğu'da aşiret ve fellah (köylü) toplum dokusu üzerine oturtulan bürokratik "ulus-devlet" de ilk defa "girişimci orta sınıf"ın rasyonelleşme ve demokratikleşme dinamiğiyle karşılaşıyor. Ulus-devlet yok olmuyor ama değişiyor; işte Arap milliyetçiliğinin değişen gündemi...
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
"İstikbal, gelecektedir."
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|