|
Ekonomide riskler
Milliyet Business'ın 'Şubat krizi'nin dördüncü yılı nedeniyle gerçekleştirdiği toplantı notları, AKP hükümetinin IMF ile 3 yıllık 'stand-by' imzalamakta gösterdiği tereddüdün ötesinde, cari açık, borç stoku ve reel faizlerin yüksekliği nedeniyle uzmanların ekonominin geleceğine ilişkin ciddi kaygıları olduğunu gösteriyor.
Toplantının geniş özeti pazar günü yayımlandı. Milliyet'in Ekonomi Servisi Müdürü, Kemal Derviş'in de katılımıyla adeta bir 'gölge kabine' oluşturmuş, Ege Cansen, Baran Tuncer, Faik Öztrak, Güngör Uras ve Osman Ulagay ile Türkiye ekonomisinin geleceğini masaya yatırmış.
AB müzakere sürecindeki yavaşlama gibi, üç yıldır uygulanan ekonomik programa IMF ile devam konusunda da bir isteksizlik gözleniyor.
Türkiye riskler ve fırsatlar ülkesi.
Ekonomisi 1970'lerden bu yana defalarca duvara vurmasına, son olarak 2001 Şubat krizi yaşanmasına karşın, hiç kimse 'Tamam artık, bundan böyle sorun yaşamayız' diyemiyor.
IMF programı uyarınca 3 yıldır kemer sıkılıyor, bütçe faiz dışı fazla versin diye (Yüzde 6.5) yatırım yapılmıyor, işsizlik çığ gibi büyüyor. Eğitim ve sağlıktan ödün veriliyor.
Buna rağmen borç stoku azalmıyor.
15.6 milyar dolarlık cari açık, TL'nin aşırı değerlenmesi ve yüksek reel faiz sonucu ülkeye giren sıcak paranın ani çıkışının tetikleyeceği bir kriz ekonomi uzmanlarını ürkütüyor.
Ege Cansen uyarıyor: "Uluslararası finansmanın en kolay olduğu zamanda hâlâ cari açık verip yüksek faizle kamu borçlarını büyütüyoruz."
Borç stokunun GSMH'ye oranı, Şubat 2001 krizinde yüzde 80'i aşmış durumdayken yüzde 67'lere geriledi ama IMF'nin iyileşme çıtası, yüzde 40'lar.
Faik Öztrak, şu tespiti yapıyor:"Eğer borç yüzde 40'ın üzerine çıkarsa uluslararası sermaye hareketlerindeki değişimler karşısında ekonomiler daha kırılgan hale gelir. Türkiye çok mesafe kat etti ama eğer ekonomiyi yönetenler, bu iyileşmenin kendi politikalarının sonucu olduğu düşüncesinde iseler ciddi bir risk de oluşuyor demektir. Gördüğüm en büyük risk, sermaye hareketlerinin yavaşlamaya başlamasıyla sıkıntılar olabilir."
Osman Ulagay da 'yükselen pazar' ekonomilerine sermaye akışında bir durma ya da tersine dönüş olduğunda, Türkiye'nin 'ilk darbeyi yiyen' ülkelerden biri olabileceği uyarısında bulunuyor.
Baran Tuncer'e göre programı yürütmek giderek zorlaşıyor. Kemal Derviş ise yüzde 7 büyüme olmaksızın Türkiye'nin AB üyeliğinin zora gireceğini söylüyor.
Cari açık, yüksek faiz, borç stokuna çare nasıl bulunacak?
Güngör Uras, IMF ile oturup 'iç borç yapılandırması' üzerinde alternatif çözüm üretmeyi tartışmaya açıyor.
Keşke hükümet de sorunları erken teşhis edebilse. Gevşemese!
dsazak@milliyet.com.tr
|
|