Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 01 Mart 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Türkiye sustukça AB memnun...


Geçen hafta Brükseldeydim.Başkan Bush'un NATO ve Avrupa Birliğine yaptığı geziyi izlemek üzere gitmiştim. Fırsattan istifade, Avrupa Komisyonuna ve Konseyine uğradım. Türkiye dosyasını yakından izleyenlerle konuştum. Baktım ki, 17 Aralık'tan bu yana hemen hemen hiçbir şey yapılmamış. Komisyon yetkilileri ile Türk dışişleri arasında teknik düzeyde temaslar var, ancak politik temas yok.
Neden ?
Bunun en başta gelen nedeni, Türkiye cephesindeki hareketsizlik.
Oysa tam tersi bekleniyordu. Avrupalı yetkililer, Türkiye'nin müzakere tarihi alır almaz yıldırım hızıyla işe girişeceğini, ekiplerini kuracağı, hazırlıklarını tamamlayacağı ve Komisyonun kapısını çalıp ön temaslara başlayacağı sanılıyordu.
Gerçekten de yapılacak çok işimiz var. Müzakere heyetinin oluşturulması, uzmanların saptanması , yeni yapılanma için yasa düzenlemelerinin hazırlanıp çıkarılması gerekiyor. Önemli olan Başmüzakereci değil, enfrastrüktürün tamamlanmasıydı.
Dışişleri Bakanı Gül, herne kadar tüm çalışmaların gerçekleştiğini ve düğmeye basıldığı anda işlerin tıkır tıkır işleyeceğini söylüyorsa dahi, bürokrasiden gelen haberler bu sözleri pek doğrulamıyor.
Türkiye'nin kapılarını zorlamaması, daha da önemlisi kendi ev görevini tamamlaması Brükselin işini kolaylaştırmış görünüyor.

DİĞER NEDEN, FRANSADAKİ REFERANDUM
Brüksel'in rahatlamasının bir diğer nedeni de, mayıs sonu veya haziran ayında yapılacak olan Fransız referandumu. Fransızlar, Avrupa'nın yeni anayasasını oylayacaklar. Üstelik bu oylamanın sonucu son derece önemli.
Hem Fransız iç politikası, hem de Avrupa açısından önemli.
Referandum, Başkan Chirac'a muhalefetin gücünü gösterecek. HAYIR oyları daha fazla çıktığı taktirde, Devlet Başkanı büyük darbe yiyecek. Rakibi Sarkozi büyük güç kazanacak. Chirac'ın yeniden Devlet Başkanlığına adaylığı koyması bile güçleşecek. Tabii durum böylesine bir iç poltika konusuna dönüşünce duyarlıklarda büyük oranda artıyor.
Türkiye istemese dahi Fransanın iç politikasına karıştırılmış durumda. Chirac'ın Türkiye lehine tutum alması, Sarkozi'nin de karşı çıkması, referanduma Türkiye' nin de gölgesini düşürmeye yetiyor. Sarkozi "Türkiye'nin tam üyeliği Fransız çıkarlarına terstir" diye ortaya çıkıyor ve Ankara'ya müzakere tarihi verilmesinde önemli bir rol oynadığından dolayı Chirac'ı topa tutuyor.
Başkan Chirac, işte bundan dolayı Türkiye'nin lafının dahi edilmesini istemiyor. Türkiye dosyasının referandumdan sonra açılmasını istiyor. Bu durum da AB komisyonunu yavaşlatıyor.
Referandumun bir de Avrupa çapında önemi var. Eğer Fransızlar HAYIR derlerse, anayasa düşecek. Yeniden pazarlıklar başlayacak. Yeni uzlaşılar aranacak. Bu durumda da, Avrupa'nın genişleme süreci duracak. Türkiye ile müzakereler dahi ertelenebilecek.
Bu nedenle Brüksel de, Türkiye konusunda ön almak istemiyor. Hazırlıkların yavaş ve sessizce gerçekleşmesini tercih ediyor.
Nitekim mart ayında çıkması beklenen "müzakere talimatı" son haberlere göre Temmuz ayına bırakıldı. Aynı şekilde Katılım Ortaklığı belgesi de, kasım ayındaki Yıllık Rapor ile birlikte çıkacak.

İLK TEMAS ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA GERÇEKLEŞECEK
Bütün bu durgunluk, bakalım önümüzdeki hafta Ankaraya gelecek olan, AB Komisyonu'nun yeni Verheugen'i sayılan, Genişlemeden sorumlu Komiser'i Olli Ren ziyaretinden sonra geçecek mi ?
Ren Fransanın zorluklarını anlatacaktır mutlaka ve fazla ortaya çıkılmaması ricasında bulunacaktır. Ancak önemli olan, Ren'in ziyaretinden sonra Türkiye'nin kollarını sıvayıp sıvamayacağıdır.
Hükümet, büyük olasılıkla Başmüzakerecisini ogüne kadar açıklayacak ve gelişmeleri seyretmediğini gösterecektir.
Türkiye'nin önünde henüz toparlanabilecek zaman var. Eğer siyasi otorite gerçekten, dediği gibi istekli davranır ve ciddi bir çalışmaya girilebilirse, kayıp süre kolaylıkla kazanılabilir.
AB ile ilişkiler artık farklı bir boyuta giriyor. Bundan böyle atılacak her adım, hem iç hem de dış piyasalar tarafından izlenecektir. En basit bir olumsuzluk hemen ekonomiye yansiyacaktır. Bundan dolayı birkaç defa daha dikkatli olmak gerekecektir.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Değişim, ulus-devlet ve İslam
GELİŞMİŞ ülkeler arasındaki yarışta bile "gi...
Melih AŞIK
Etiyopya fıkrası
Başbakan Erdoğan bugün 5 günlük bir gezi için...
Fikret BİLA
100 bin mağdur
Enerji Bakanlığı soruşturması nedeniyle yansı...
Hasan CEMAL
Irak'ta dönüm noktası!
Irak dün en kanlı gününü yaşadı. Bağdat'ta po...
Güneri CIVAOĞLU
Mizah gibi
Dün uçakta, hem Süleyman Demirel'e hem Erbaka...
Can DÜNDAR
1 Mart'ın yıldönümünde...
Tarihi 1 Mart tezkeresinin reddinin 2. yıldön...
Abbas GÜÇLÜ
Mastır, doktora ihtiyaç mı, kaçış mı?
Yüksek lisans ve doktora yapan öğrenci sayıla...
Hurşit GÜNEŞ
İşsizliği nasıl çözeceğiz?
Son üç yıldır işsizlik oranı azalmıyor. Nüfus...
Sami KOHEN
Nükleer tartışma
İran'ın nükleer programını sadece enerji üret...
Derya SAZAK
Ekonomide riskler
Milliyet Business'ın 'Şubat krizi'nin dördünc...
Meral TAMER
Dünya entellekt havuzuna Türkiye'den katkı
Mühendislikten ekonomi ve finansa, oradan da ...
Güngör URAS
Dolar 1.00 YTL olabilir mi? Olur (!)
Dün akşam üzeri iç piyasa kapanırken dolar 1....
Serpil YILMAZ
İran ve stratejik yalnızlık
Panel başlığı "Nükleer Tartışma: İhtiyaçlar, ...
M. Ali BİRAND
Türkiye sustukça AB memnun...
Geçen hafta Brükseldeydim.Başkan Bush'un NATO...

© 2005 Milliyet