|
Amerikan karşıtı ırkçılık-2
Yok Ülke Çok Ülke
Ben, bu ülkeyi yürek paralayıcı bir sevgiyle seviyorum. Belki de, yazarın dediği gibi, "İnsanın doğduğu yeri sevmekten başka seçeneği yoktur", bilmiyorum. Belki de insanlarını ve ruhunu tanıdığım için bu ülkenin, hep daha iyisini hak ettiğini düşündüğüm için, hep daha kötüsüyle terbiye edildiği için bu memleket, haksızlığa karşı duyduğum öfke sebebiyle bu ülkenin tarafını tutuyorum hep. Ya da belki bu ülkeyi, anladığım için seviyorum. Çünkü anlamak, sevmektir. Anadolu'nun, üzerinde yaşayan insanlar kimi zaman tam tersi hayatlar sürse de, temsil ettiği değerleri seviyorum.
Yola çıkıyoruz şimdi. Avrupa'nın üzerinden kuş uçuşu geçiyoruz, Manş'ı yüzerek geçiyoruz, cumburlop girişiyoruz Atlantik'e. Okyanus'u tek nefeste geçiyoruz. Yılanbalıkları yumurtlamak için gittikleri Latin Amerika kıyılarına kadar götürüyor bizi. Bir anlık bir rüya gibi geçiyor yol, çıkıyoruz karaya. Meksikalı çocuklar uçuruyor bizi uçurtmalarının kuyruğunda sınıra. Beyaz göbekli polisleri aldatıyoruz birlikte, giriyoruz içeriye: Amerika Birleşik Devletleri'ne!
Geniş yollarından gidiyoruz önce, sokakların arasına giriyoruz sonra. Evlerden birinde televizyon açık, milliyetçi Fox kanalı konuşuyor yaya yaya. Bir sigara yakıyor kadının biri, asabı bozuluyor ellerinin. Amerikan bayrağını insanları öldüren bir korsan gemisine takmış adamın biri, buna sinirleniyor. Ne olup bittiğinden habersiz işçiler o korsanı destekliyor, buna bozuluyor. Amerikan işçi sınıfı hareketini düşünüyor, o hareket sırasında ölenleri. Condi'nin erkekten daha erkek savaş konuşmalarını dinliyor; Kara Panter'leri düşünüyor ve gettolara uyuşturucu sokularak nasıl yok edildiğini siyah hareketin. Savaşın haklı olduğunu söyleyen kadınları görüyor; anti-militarist feminist hareketi düşünüyor, o cesur kadınları. Guantanamo'daki esirlere bakıyor, gözü doluyor. Lincoln'ün köleleri serbest bırakışını, alçakgönüllü bir odacıkta yapılan anayasalarının taşıdığı özgürlük hayallerini, eşitlik fikrini düşünüyor. Ülkesinin, ihtiyar dünyaya karşı nasıl bir gençlik, özgürlük, eşitlik, doğruluk, dürüstlük başkaldırısı olduğunu geçiriyor içinden...
"Bütün bunlara rağmen" diye geçiriyor içinden, "Nasıl olur? Nasıl olur?!" Kahroluyor.
Tıpkı senin şimdi her gün haberleri izleyip ülkenin tarihini, Anadolu'nun derin efendiliğini düşünüp bütün yavanlıklara, martavallara kahroluşun gibi bir kahroluş bu. İkinizin kalbi de aynı yerinden acıyor. İkinizin de evi yanıyor, içinde bütün hayatınız kül oluyor sanki. Siz kardeşsiniz. Ülkelerini aynı yürek paralayıcı sevgiyle sevenler, bütün dünyada, evlerinde, kalplerinin aynı yerinden acırken kardeş oluyorlar. Sessiz bir kardeşlik bu. Kimse bizi temsil etmiyor!
Sen nasıl asılan çocukları düşünüyorsan, o da kendi asılan çocuklarını düşünüyor. Sen nasıl bir komikliğine gülüyorsan memleketinin, "Bu ancak Türkiye'de olur" diyorsan, o da gülüyor bir tuhaflığa, "Bu ancak ABD'de olur" diyor. İyi bir şey olduğunda, insanlar doğru bir sözü hep birlikte söylediğinde nasıl senin için cız ediyorsa kederli bir neşeyle, o da savaş karşıtları gösteri yaptığı zaman cız ediyor, ağlayacak gibi oluyor, niyeyse. Öyle işte. O da evini seviyor. Memleketini, oburluğu, açgözlülüğü temsil eden "Çoklar Ülkesi" olarak değil, bir zamanlar Peter Pan'i yaratan yazarın anlattığı "Yok Ülke" olarak seviyor. Bir gün herkesin kendi ülkesini onun sevdiği gibi sevmesi olasılığını seviyor. Tıpkı senin sevdiğin gibi...
Bazı korsanlar bazı ülkeleri yağmaladı diye, o korsanların gemileri halkları temsil eden bayrakları temsil ediyor diye halklar bu kederli ve neşeli kardeşliğini unutuyor. Amerika'daki, tıpkı sana benzeyen kadın, bu yüzden daha beter kahroluyor. Öyle işte...
ecetem@hotmail.com
|
|