|
 |
|
|
"Pîrî" edebiyat denizine yelken açıyor
Faruk Duman'ın yazdığı "Pîrî", kapağında yazıldığı gibi bir roman mı? Belki. Belki de öykü ya da şiir. Ama sonuçta bir edebiyat ürünü
Odysseus, senin yolculuğun andaç olsun bize. Çünkü biz senin de gördüğün bazı tuhaf adalara rastladık, üzerinde tuhaf ağaçların bittiği. Bunlar yaprak uçlarıyla göğü kapatıyorlardı, bu yapraklar ki, suyun cömertliği ile birbirlerinin içinden fışkırıp arzulu, kızıl birer dil gibi uzanıyorlardı gökyüzüne. Sonra gelip uzakla ağarmış saçlarımızı gördük, sakalımızı eğirdik, bir de yaydık haritamızı önümüze. Akdeniz kıyılarından Ceneviz açıklarına, kıvrım kıvrım. Kimi zaman kanımızla çizdiğimiz, avuçlarımızı hokka eyleyip. Öyle ki, bunu şimdi ben, eski günlerin övüncüyle söylüyorum elbette, Tanrı şahidimiz olsun, güvertemiz kararmıştır, avuçlarımızdan taşmış kan ile. Ki, bir gözü kör, ehil korsanlar için bir ahtır şimdi, hevesle zonklayan. Avuçlarımızda."
Bu paragrafı (belki de bölümü demem gerekirdi) Faruk Duman'ın "Pîrî" (Can Yayınları) romanından aktardım.
En son söylemem gerekeni en baştan söylemek için: Siz de benim gibi sevdinizse, hemen alın kitabı, okuyun. Sevmedinizse, ilginizi çekmediyse, değil "Pîrî"ye, bu yazının gerisine bile göz atmanız gerekmez.
* * *
Bizim kuşağın yazarları için inanılmaz bir durum: Neredeyse her gün yerli bir roman yayımlanıyor. Üstelik çoğu "ilk roman". 1940'larda, 50'lerde, 60'larda "ilk roman" yayımlatabilmek öyle her babayiğidin harcı değildi. Ünlüler bile yayınevi kapılarında çile çekerken, kitaplarının "ömür boyu telif hakkı"nı üç kuruşa vermeye razıyken, gençlere kim el uzatacaktı? Gözü kara bir-iki yayıncıdan başka.
Daha yakınlara geleyim. 1970'lerin sonlarıyla 80'lerin başlarında bile durum pek farklı değildi. Vedat Türkali ile Orhan Pamuk ilk romanlarını, yarışmalara katılıp birincilik ödülü aldıktan sonra yayımlatabilmişlerdi.
* * *
Yanlış anlaşılmak istemem; bu durum ne tedirgin ediyor beni ne de yeni yazarları küçümsüyorum. Ama hepsini hatta çoğunu sevdiğimi söyleyemem. Birçok "ilk roman" belirli ve günümüzde geçerli şablonlar içinde üretilmiş masa başı çırpıştırmalar.
Bir edebiyat yapıtından beklediğim ilk şeyi, dil tadını bulamıyorum onlarda. Dil tadı bir yana, bizim dönemimizde lise öğrencisi olsaydı, yazarlarının çoğu Türkçeden ikmale kalırdı.
Üslup ya son derece sıradan ya da özgün olmak uğruna dil şaklabanlıklarıyla oluşturulmuş. Karakterler yok, tipler var. Psikoloji, mahalle kahvesi yorumlarıyla örülmüş. Öykü zaten formüller ürünü.
* * *
30 yıl kadar önce açıkgöz bir Amerikalı, romancı olmak isteyen hevesliler sayesinde zengin olmuştu. Publishers Weekly dergisinde okumuştum. Roman mı yazmak istiyorsunuz, kişilerinizin adlarını, yaşlarını, işlerini ve olayın geçeceği yeri saptıyordunuz. Bir de romanınızın ne tür olacağını... Aşk romanı mı olsun, serüven mi, politik mi, onu da siz seçiyordunuz. Bu bilgileri, elbette çekinizi de iliştirip girişimciye gönderiyordunuz.
Girişimci, elindeki bilgileri bilgisayara yükleyip basıyordu düğmeye. Yazıcıdan da sizin adınızla pırıl pırıl bir roman çıkıyordu.
* * *
Bizim "ilk roman"ların çoğu da sanki bilgisayar ürünü.
Elbette "Pîrî" için söyleyemem bunu. Faruk Duman'ın kitabı için söyleyeceğimi baştan söyledim.
Bir tek şey ekleyeyim: Kapağında yazıldığı gibi bir roman mı "Pîrî"? Belki. Belki öykü. Belki şiir. Ama edebiyat.
|
|
|

|