
|
|
|
 |
|
|
"Hayalimdeki takımın teknik direktörüyüm"
Bugün antrenörlük kariyerindeki ilk derbisine çıkacak olan, Beşiktaş'ın yeni teknik direktörü Rıza Çalımbay: "Ben 20 yılımı buraya verdim. Bu, dünyada çok azdır. Futbola burada başladım, jübilemi burada yaptım. Şu an hayalimdeki takımı çalıştırıyorum. Elbette milli takımın yeri ayrı"
ÖZKAN GÜVEN
OBeşiktaş'ın "Atom Karınca"sıydı. Altyapıda yetiştiği Beşiktaş'ın formasını 20 yıl üzerinden çıkarmadı. Rıza Çalımbay kaptanı olduğu siyah-beyazlı takımda sayısız şampiyonluk yaşadı. Sezon başında büyük umutlarla getirilen Vicente del Bosque'nin yerine yuvaya bu kez teknik direktör olarak döndü.
Röportajı Galatasaray-Beşiktaş derbisi öncesi Ümraniye'deki Nevzat Demir Tesisleri'nde yaptık. İlk izlenim: Çok soğuk, çok mesafeli. Her ne kadar dakikalar ilerledikçe açılsa da Çalımbay'ın fazla gülmeyen biri olduğunu söyleyebilirim. Hoş, futbolculuğu döneminde gol attıktan sonra çok fazla gülmezdi, sevinmezdi. Teknik direktörlüğünü yaptığı takımlar gol attıktan sonra da tebessüm ettiği pek görülmedi. "Maçlarda neden gülmüyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı veriyor: "Ben maç bitmeden gülmem. Gol atıyorsun, coşuyorsun ama bir bakıyorsun gol yemişsin.
Ama maçtan sonra en çok sevinen, gülen insan ben olurum."
Bugünkü derbinin sonucu ne olur?
Üç ihtimalli bir karşılaşma olacak. Elbette kazanmak istiyoruz ama Galatasaray'ın da mutlaka kazanması gereken bir maç. Bu maçı kaybeden kopuyor. Yani telafisi olmayan bir maç. Yine de takımımda bir stres yok. Biz gidebileceğimiz yere kadar gitmeyi istiyoruz. Asıl hedefimiz önümüzdeki yıl olacak.
Sizin futbolculuk döneminde unutamadığınız bir Galatasaray-Beşiktaş derbisi var mı?
İnönü Stadı'nda oynadığımız Galatasaray maçı. Şimdi yılını hatırlamıyorum ama Galatasaray 2-1 öndeydi. Sonra bir penaltı oldu. Topun arkasında ben vardım ve penaltıyı kaçırdım. Son dakikada bir penaltı daha kazandık ve o penaltıyı yine ben kullandım. Gol oldu ve maç 2-2 bitti.
Sizin futbolculuğunuz kadar çocukluğunuz da sık sık hatırlatılır.
Saklanacak, utanılacak bir şey yoktu. Geçmişimi inkar edemem. Ben Sivas'ta büyüdüm. Babam tek başına İstanbul'a gelip çalışmaya başladı. Biz iki erkek, iki kız dört kardeştik. Hep birlikte babamın yanına geldik. O dönemde Gümüşsuyu'nda oturuyorduk. Babam, Toto Karaca Tiyatrosu'nda bekçilik yapıyordu. Sonra Bebek'e taşındık. Babam bir apartmanda kapıcılık yapmaya başladı. İlkokulu bitirmiştim. Ekonomik durumumuzdan dolayı okuyamadım.
Nasıl futbolcu oldunuz?
Bakkalda çırak olarak çalışırken arkadaşlarımla birlikte Beşiktaş'ın seçmelerine katıldık.
Babanızın haberi var mıydı bundan?
Yoktu elbette. Babam futbolu çok seviyordu ama geçim sıkıntısı çekiyorduk. Aileme katkımın olması gerekiyordu. Onun için çalışmalıydım. Bakkal çıraklığı yaptım, boyacılık yaptım.
Seçmelere girdiniz... Sonra ne oldu?
İlk seçmeyi kazandım, ikincisini kazanamadım. Beşiktaş'ın altyapısında oynayan bir arkadaşım aracılığıyla genç takımın bir altındaki takımla haftanın bir günü antrenmanlarına çıkmaya başladım. Bir sabah Feriköy ile Şeref Stadı'nda bir maçımız vardı. Birisi gelmedi, eğer gelmezse ben oynayacağım. İçimden o kişinin gelmemesi için dua ediyorum. Hoca bana dönüp "soyun" dedi. Beşiktaş formasını ilk kez orada giydim.
"A takıma geçene kadar bakkalda çıraklık yaptım"
İlk başta futbolcu olmanızı istemeyen babanızın tepkisi ne oldu?
Babam ancak Beşiktaş'ın genç takımına geçtiğimde bana gerçekten inandı. Hatta ilk kramponlarımı da o aldı. Ben yine de bakkalda çalışmaya devam ettim. Bakkalla anlaşma yapmıştık. Bana antrenmanlar için izin veriyordu. Antrenman bittikten sonra çalışmaya devam ediyordum. A takımına geçtiğimde bakkalda çalışmama gerek kalmadı ve kazandığım ilk parayla aileme Ortaköy'de ev aldım.
Sizin futbolcu doğmadığınız ama çok çalışarak buralara geldiğiniz söylendi. Buna katılıyor musunuz?
Sadece çalışarak futbolcu olunmaz. Zeka ve hırs da gerekir. Ama en önemlisi bu mesleği sevmek lazım. Ben gerçekten çok çalışıyordum. Çünkü önümde tek bir hedef vardı: Futbolcu olmak. Çok genç yaşta, 17 yaşında Beşiktaş'ın A takımına geçtim. 1980 yılında ligin ikinci yarısında giydiğim Beşiktaş formasını bir daha çıkarmadım.
"Ben İstanbul'u tanımadan bütün Türkiye beni tanımıştı"
Siz futbolcuyken sahada sonsuza kadar koşacağınız düşünülürdü.
Gerçekten çok koşuyordum. Genç takımdayken koştuğum süreyi A takımdaki bir oyuncu koşamazdı. Zaten bu, herkesin dikkatini çekmişti. "Atom Karınca" lakabı bu yüzden üzerimde kaldı.
O dönemde hep çok çalıştığınızdan bahsediyorsunuz. Hiç gece hayatınız olmadı mı?
Düşünün, İstanbul'a geleli dört-beş yıl olmuştu ve ben İstanbul'u tanımadan Türkiye'nin en tanınan adamlarından biri haline gelmiştim. Sosyal yaşantım çok kısıtlıydı, çevrem yoktu. Elbette zamanla bir çevrem oldu ama gece hayatından hep uzak durdum. Sevmiyordum o tür şeyleri.
İçinizde ukde kalan, keşke şunu da yapsaydım dediğiniz bir şey var mı?
Her insanın hayatında mutlaka "keşke" dediği şeyler vardır. İçimdeki en büyük özlem okumaktı. Lise çevrem olsun, üniversiteli bir çevrem olsun isterdim. O arkadaşlık ortamında bulunmak isterdim. Ama maalesef benim öyle bir ortamım olmadı.
Sizin döneminizdeki futbolcularla yeni nesil futbolcular arasında ne gibi farklar var?
Bizim dönemde biraz daha amatör bir ruh vardı. Benim gözümde para mara yoktu. Ben Beşiktaş'ta oynayayım bana yeter diye düşünürdüm. Şimdiki nesil daha profesyonel. Ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar.
Hangisi daha zor, futbolculuk mu teknik direktörlük mü?
Futbolculukta bir şey yok ki. Teknik direktörlük çok zor. Futbolcuyken iyiysen oynarsın kötüysen oynamazsın. Teknik direktörlükte her hafta bir stres yaşıyorsun. Sahanın kenarındasın. Bazen sahanın içine girmek istiyorum. Bazı şeyleri görüyorsun, bağırıyorsun, çağırıyorsun düzelmiyor. Bu yüzden benim her hafta sesim gidiyor. Maçtan sonra üç gün kısık sesle dolaşıyorum.
"Deniz kenarında otururken bile antrenmanı düşünürüm"
Hiç "Bu işe nereden bulaştım!" diyor musunuz?
Bazen sıkıntı yaşıyorum. Ben dört yıldır tatil yapmıyorum. Bir ay kafamı dinleyeyim, deniz kenarında oturayım istiyorum ama olmuyor. Tatilde bile kendimi antrenmanlara hazırlıyorum.
Bu anormal değil mi?
Futbolun gerektirdiği şeyleri yapıyorum. Saat 17.00'de antrenmanım var ama ben buraya sabah 09.00'da geliyorum. Kendime iş yaratıyorum. Bu hafta Galatasaray'la maçımız var. Ben dört yıl önce Galatasaray'a karşı nasıl oynamışız, ne yapmışız diye bakıyorum. Yine de hayatı ıskalamamak, dejarj olmak da gerekiyor.
Siz dejarj olmak için ne yaparsınız?
Tavla oynarım. Arkadaşlarımla birlikte olurum. İki kızım var. 15 günde bir müzik dinlemek, biraz gezmek için dışarı çıkarız.
"Maç sırasında hem kendimi hem de futbolcuları yatıştırıyorum"
Siz Beşiktaş'a geldiğinizde enkaz mı devraldınız?
Ben olaya öyle bakmıyorum. Ama elbette bazı şeyler iyi gitmediği için buraya geldim. Ben şu an takımımdan memnunum. Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.
Şu aralar futbolcular, tribünler çok gergin değil mi sizce?
Evet. Gergin ama biz öyle bir konumdayız ki her hafta bir final maçı yapıyoruz. Süre giderek daralıyor ve bizim bir yerlere gelmemiz lazım. Bunun sıkıntısını yaşıyoruz. Maç sırasında hem kendimi yatıştırıyorum hem futbolcuları. Ben onların hem teknik direktörüyüm hem psikoloğuyum.
Bir futbolcuda öncelikli aradığınız ne olur?
Futbolcu en başta insan olmalı. Ben karakterlerine bakarım, onda futbol ahlakının olup olmadığını ararım. Çok iyi oyuncudur ama karakteri yoktur. Siz bu insanla bir süre devam edersiniz. Bir Beşiktaş'ı milyonlarca insan izliyor. Tümer'i, Tayfur'u, Sergen'i... Bunlar her şeyleriyle insanlara örnek olmalı.
"Kapris, tavır yapan oyuncuları hiç sevmem"
Hayalinizde teknik direktörlüğünü yapmak istediğiniz başka bir takım var mı?
Şu an hayalimdeki takımı çalıştırıyorum. 20 yılımı buraya verdim. Bu, dünyada çok azdır. Futbolculuğuma burada başladım, burada bitirdim. Milli takımın yeri elbette apayrı. Milli takımı çalıştırmak isterim.
Siz nasıl bir teknik direktörsünüz?
Ben disiplini severim. Ama futbolun gerektirdiği disiplindir bu. Despotluk, askeri disiplin değildir. Futbolculardan antrenmanlarda her şeylerini vererek çalışmalarını, işlerini sevmelerini isterim. Kapris, tavır yapan futbolcuları hiç sevmem. Zaten bu tür futbolcularla işim olmaz.
"Dil öğrenmek için İngiltere'de amatör küme takımında oynadım"
"Beşiktaş'ın eski teknik direktörü Gordon Milne, Newcastle United takımındaydı. Onun yanına kursa gittim.
Orada hem İngilizler nasıl çalışıyor diye bakacaktım hem de dil öğrenecektim. Ama İngilizceyi farklı bir şekilde öğrenmeye çalıştım. Bunu kimseye anlatmamıştım: Orada gittim, bir amatör küme takımlarından birine 'Ben futbol oynamak istiyorum' dedim. Ama eski bir futbolcu olduğumu söylemedim. Beni kabul ettiler, lisans çıkardılar. Ama bana önce biraz soğuk baktılar, beni oynatmadılar. Hatta birinci takıma değil ikinci takıma aldılar beni. O gün birinci takıma beş-altı gol attım. Baktım öteki hafta ben daha gelmeden benim ismimi birinci takıma yazmışlar tahtaya. Bir süre onların yanında oynadım. Ayrıldıktan sonra bir Türk arkadaşım kim olduğumu söylemiş, inanamamışlar.
|
|
|

|
|