Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 06 Mart 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
En büyük aşk en son yaşanandır

Büyükbabası olacak yaştaki sevgilisi onu terk ettiğinde mahvolmuştu. "Göreceksin, geçecek. Sen kimsenin aşkından öldüğünü gördün mü? En büyük aşk en son yaşanandır" dedim

lezzetli fısıltılar



Beni evine davet etmişti ve sokağın köşesindeki çiçekçide durduğumda, bu şehirde her sokağın köşesinde her mevsim çiçek bulabilmenin ne kadar güzel olduğu geçti aklımdan! O menekşe demeti, tatsız ve gri şubat gününü neşelendirmişti... Biraz egoistçe "Umarım yaşlı sevgilisinden bahsederek beni bayıltmaz" diye düşündüm.
M. kapıyı açtığında çiçekler bile neşelerini ve canlılıklarını kaybetmişlerdi... Yüzü ağlamaktan darmadağın olmuştu... Derin bir nefes aldım ve içeri girdim.
M., benden çok daha gençti ama o gece yaşına göre büyük gözüküyordu. İçimden geçen yüksek dozdaki kötülük sayesinde kendimi "Eee, büyük gözükür tabii. Yaşlılarla takıla takıla onların tarzını benimsiyor herhalde" diye düşünürken buldum. O ana kadar ağlamış olduğu aşikardı, zaten mutfağında salata için rokaları yıkarken de ağlamaya devam etti... Bu arada M. yanlış insanlara değer vermenin yanı sıra sürekli olarak diyette...
"Beni bıraktı! Anlıyor musun? Karısına döndü."
O bunları söylerken tüm kalbimle "Sonunda! Şu ana kadar senin için yaptığı en güzel şey" deyip içimde bir mutluluk kıpırtısı hissettiğimi saklamayacağım.
Ağlama krizi öylesine şiddetli ve ansızın geldi ki, bu kadar acımasız olduğum için pişmanlık hissettim. Bir taraftan o kocaman göz yaşları titreyen elleriyle kesmekte olduğu salataya karışıyor, bir taraftan da "Nasıl bu kadar acımasız olabiliyorsun... Onu sevdiğimi bilmiyor musun?" diye bağırıyordu.
Evet, M., Hindistan seyahati sırasında tanıştığı yaşlı profesöre aşık olmuştu... Son derece nazik, terbiyeli, bir sürü ilgi alanı olan yakışıklı bir adamdı, ama ne bileyim, babası hatta büyükbabası olacak yaştaydı!

Ne kadar sıkıcısın signor!
İki yıl önce bir akşam tanıştırmıştı beni onunla.... O, ulvi öğretmen edasında Avustralya'da şarap imalatı ile ilgili uzun monologlarından birini gerçekleştirirken, M.'nin tapmakla hayranlık karışımı bir havada ona baktığını fark etmiştim. O anda ondan nefret ettiğimi hatırlıyorum. Hatta bir ara onu susturmak için içimden "Aman Allahım, ne kadar sıkıcısın signor bilmiş" diye bağırmak gelmişti. Onun da benden nefret ettiğini biliyordum çünkü o jenerasyondan beyler, çift yaşamında erkeklerin hegemonyası sona erdiğinden beri, benim gibi kadınları hâlâ "tehlikeli feministler" olarak görüyorlar. Aslında ben, o günden itibaren ona karşı "kurtuluş seferi" başlatmıştım.
Her fırsatta "Neden böyle bir adamla berabersin? Senin yaşında birinden daha fazla ne verebilir ki sana?" diye soruyordum.
"Seviyorum, aşığım ona" diyordu; "Nazik, hassas, dikkatli... Her şeyle ilgileniyor, bütün dünyayı gezmiş, nasıl davranacağını biliyor ve bana tapıyor. Ayrıca, inan bana, yatakta inanılmaz şefkatli!"
Bu arada M. öyle güzel ki bir dinozorun bile tüm hislerini ve duygularını harekete geçirebilir...
"Tatlılık mı? Sana yatakta şefkat mi veriyor? Offf hayııır!" diye bağırırken kulaklarımı tıkıyordum bir taraftan... "25 yaşında aşkın en önemli katkı maddesi şehvet olmalı. Vücudu ve aklı kendinden geçirecek cinsten şehvet... Tatlılık ve şefkat sadece bunun yanında olmalı. Fesleğen gibi, nane gibi..." diyordum salatayı tamamlaması için ona malzemeleri uzatırken.
Ta içimde hissettiğim umutsuzluğuyla bana "Beni anlamıyorsun... Hiç anlamadın... Şşimdi ne yapacağım?" dedi.
"Göreceksin, geçecek... Sen kimsenin aşkından öldüğünü gör dün mü?" deyince "Evet" diye cevap verdi burnunu çekerek: "Terk edildikleri için kadınların mahvolduklarını duydum. Ve bir daha kimseyi sevemediklerini..."
Her ne kadar tüm gücümle içimden o yaşlı egoist adamın hayattan hiçbir şey öğrenemediğini geçiriyor olsam da elimden geldiğince tatlı olmaya çalışarak "Bırak Allah aşkına... Aşk yüzünden hayatlarını mahveden kadınlar, sağlıklı düşünebilen insanlar değiller. Unutma, en büyük aşk her zaman en son yaşanan aşktır. Haydi salatayı da diyeti de boşver! Bu nefis kokulu roka ile sana olağanüstü bir makarna yapmayı öğreteyim. Seni yeniden hayata döndürecektir" dedim.

Rokalı penne
4 kişilik malzeme:
  • 300 gr penne

  • 100 gr roka

  • 100 gr rendelenmiş parmesan

  • 100 gr mozzarella (eğer yoksa dil peyniri de olur)

  • 50 gr tereyağ

  • biraz krema

  • zeytinyağı ve bir tutam karabiber

  • tuz


  • Yapılışı:
    Makarnanın suyu kaynarken peyniri, krema ve tereyağında eritin. Makarnayı haşlandıktan sonra peynir sosu ile beraber karıştırın. Bol bol ince doğranmış roka ekleyin; zeytinyağı, tuz ve karabiberle karıştırın. Beyaz şarapla birlikte sunun! Size aşk dahil her türlü acıyı unutturacak çok özel bir tabak bu, inanın!

    donatellapiatti@hotmail.com



    CUMARTESİ
    "Hayalimdeki takımın teknik direktörüyüm"
    Jennifer Lopez yeniden doğdu
    Naziler arasında 5 Türk öğrenci
    İçki meraklılarına özel üç davet
    Vitrinler yaza girdi
    Ankaralılar artık 24 saat boyunca kitap alabiliyor
    Sıcak hava dalgası geliyor
    ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI
    Girdaplar 5: Güç





    Donatella Piatti
    Sarıkız'ın Anıları
    İlhan Uçkan

    © 2005 Milliyet