Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 06 Mart 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Cep telefonuna göre kişilik analizleri..


Geçen gün gazetede yayımlanan bir ilanda gördüm: Cep telefonlarından ilk "alo" deyişimizin üzerinden tam 11 yıl geçmiş.
Bütün insanlık tarihini düz bir çizgi üzerinde göstermeye kalksak, 11 yıllık süre, bu çizginin üzerine çok ince uçlu bir kalemle kondurulmuş bir noktaya, hatta belki de daha azına karşılık gelir sanırım.
Ama öyle bir gelişmeyle karşı karşıyayız ki, sanki cep telefonu olmadan artık yaşamlarımızı sürdüremeyecekmişiz gibi hissediyoruz kendimizi..

Parmaklar evrim sürecinde
Hatta "kullanılmayan organların evrim süreci içinde yok oldukları ve çok kullanılan organların daha çok geliştikleri" gerçeğinden hareket ederek, gelecekte insanların kullandıkları (sağlak ya da solak olma durumuna göre) ellerinin baş ve işaret -parmaklarının en gelişmiş organları olacağını bile söyleyebiliriz.
Sanırım insanlık tarihi boyunca başparmağımızı hiç bu kadar çok kullanmamıştık.
Sadece bir şeyi kavramaya, tutmaya çalışırken kullandığımız bu parmağımızla şimdi ışık hızıyla mesajlar yazabiliyor ve onun bir hareketiyle yazdığımızı dünyanın öbür ucuna gönderebiliyoruz.

Kişiselleştirme çabası
Cep telefonlarının ilk yıllarında bir karikatür görmüştüm yabancı bir dergide: Ciddi işadamlarının yemek yedikleri bir lokantada "ring.. ring" diye bir cep telefonu sesi duyuluyor ve lokantadaki herkes cep telefonuna sarılıyor.. Sonunda içlerinden biri "benimkiymiş" diye bağırınca geri kalanlar yemek yemeye, sohbet etmeye geri dönüyorlar..
Artık bundan da bir hayli uzağız.
Çağımız, her şeyi olduğu gibi cep telefonunu da "kişiselleştiren" ayrıntıları üretiyor çünkü..
Kitlesel olarak kullanılan, tüketilen nesnelere "özel" bir "dokunuş" kondurmak istiyoruz.
Bunun sonucu cep telefonu uyarı seslerinin, ekran görüntülerinin "kişiselleştirilmesi" olarak ortaya çıkıyor.
Dün sabah Türkiye'nin en ünlü reklamcılarından biriyle bir toplantı yapıyorduk. Derken reklamcı arkadaşımın cep telefonuna bir mesaj geldi.. Hepimiz irkildik, çünkü cep telefonunun mesaj uyarı sesi bir horoz ötüşüydü: Ü-ürüü-üüüü!

'Mesaj var zırto!'
Toplantıdan sonra Fanatik gazetesinde her gün yayımlanan bir ilanı bu kez dikkatle bir daha okudum..
Cep telefonunuza şu mesaj uyarı seslerinden birini seçebilirsiniz: Horoz ötüşü, eşek anırması, gaz çıkarma sesi (ilanda adlı adınca yazılmış, ben kibarlaştırdım), kurt uluması, havalı korna, polis telsizi, bebek ağlaması, bebek gülücüğü, erotik inlemeler vs..
Hatta bir erkek konuşmasıyla da uyarılabilirsiniz isterseniz: "Mesaj var zırto", "İnsan mısın sen maymun", "Oha oldum" gibi..
Ayrıca ünlü filmlerden ünlü replikler, atların koşması, silah sesleri, statlarda Meksika dalgalanması sırasında çıkan sesler...
Aklınıza ne gelirse var..
Zil sesleri ise çok daha zengin..
Yaşamı boyunca bir senfonik eseri sonuna kadar dinlememiş insanların, polifonik klasik müzik melodilerini cep telefonlarına zil sesi yapmalarındaki sırrı bir çözebilsem, daha çok şey yazacağım aslında..
Gazetenin ilan servisindeki arkadaşlarım bu pazarın giderek büyüdüğünü, onlarca milyon doları aşan bir pazarın hiçbir krizden etkilenmeden hareketliliğini sürdürdüğünü söylediler.

'Cep'iniz sizi yansıtmalı
İnternette küçük bir araştırma yaptım, bu tür hizmetleri satan şirketlerin sayısı 15'e ulaşıyor. Buna GSM operatörlerinin verdikleri benzer hizmetler dahil değil!
GSM operatörlerinden birinin internet sitesinde bu hizmetler "Cep telefonum beni yansıtmalı" sloganıyla tanıtılıyor.
İşin sırrı da bu zaten: Kişiselliğin, farklı olmanın, başkalarına benzememenin yüceltildiği bir süreçten geçiyoruz.
Globalleşmenin, kitlesel üretim ve kitlesel tüketimin içinde boğulan insanların kendilerine aradıkları bir çıkış yolu bu belki de..
Her şeyiyle insana özgü.. Ve insana özgü her şey gibi bizi şaşırtmamalı..

mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
"Halime'yi samanlıkta bastılar..."
NASREDDİN Hoca'ya sormuşlar:
Melih AŞIK
Yavaşça ölür onlar
Yavaş yavaş ölürler
Fikret BİLA
Kıbrıs takvimi
AB, Türkiye'nin bir an önce Gümrük Birliği'ni...
Hasan CEMAL
Orhan Pamuk
Orhan Pamuk konuştu, ortalık karıştı. Hakkınd...
Güneri CIVAOĞLU
Bodrum'da kış güneşi
Bodrum'da kış güneşi, sevdiğim bir söylem. "Ç...
Can DÜNDAR
Rakı öldürür mü?
Fotoğrafı gördünüz mü?
Abbas GÜÇLÜ
Tevhid-i Tedrisat Kanunu
Cumhuriyet döneminin ilk ve en önemli yasalar...
Mehmet Y. YILMAZ
Cep telefonuna göre kişilik analizleri..
Geçen gün gazetede yayımlanan bir ilanda görd...
Hasan PULUR
Kıssadan hisse...
TİMURLENK, sarayında uyurken bir gürültüyle u...
Derya SAZAK
Üniter koyun
Çevre ve Orman Bakanlığı, 'üniter yapıyı boza...
Meral TAMER
Osman Hamdi ve Abdülmecid'in İstanbul gezisi!
Daha geçen hafta gitmiştim İstanbul Modern'e,...
Ece TEMELKURAN
7 çok geç!
Okula gidiyoruz. Galiba ekoseli eteğim var üz...
Tamer HEPER
Doğru söze ne denir
Konu daha çok yaz aylarının konusu ama ihtila...
Osman ULAGAY
Başbakan Afrika'da, bütün suç medyada
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) zaferiyl...
Güngör URAS
"Aşılı fide" ameliyathanesi
Genç kızlar ellerine ameliyat eldiveni geçirm...
Serpil YILMAZ
Sil Baştan şimdi başlıyor
Kanal D ekranlarında 19 bölüm yer alan "Sil B...

© 2005 Milliyet