|
 |
|
|
İran üzerine notlar (1)
Fax: (0312) 427 20 64
Türkiye'nin komşuları dünyanın en ilginç ve renkli halkları; dinleri ve dilleri birbirinden çok farklı. Yan yana yaşayan iki hatta üç halk tamamen ayrı gruptan diller konuşuyor; Irak Arapları, Türkler ve İranlılar gibi. Üç semavi dinin de çeşitli mezhepleri, bazen bir milleti üçe bölecek kadar yan yana... Araplar malum; hatta sayıca küçük bir halk sayılan Ermeniler, Hıristiyanlığın üç ayrı mezhebine mensup. Komşularımız içinde birkaç bin yıldan beri yazıyı tanıyanlar var; İranlılar, Araplar, Yahudiler, Yunanlılar gibi. Buna karşılık komşularımız içinde yazılı uygarlığa biz Türklerden daha geç geçenler var; Bulgarlar, Ruslar, Ukraynalılar gibi dillerini geç yazmaya başlayan ama beşeriyetin en iyi yazılı eserlerini döktürenler... Bu farklı kavimler iç içe bir uygarlığa sahipler. Birini tanımadan öbürünü betimlemek ve anlamak mümkün değil.
Türkiye halkının ana unsuru olan biz Türkler, bu yöreye en geç gelenleriz ve kısa sürede yerleşip yayılmışız ve dinimiz bir lingua franca, yani ortak anlaşma dili olmuş. Tuna kıyılarına kadar yayılan bir kavmin çocuklarıyız. Bölge tarihi savaş ve askeriliğin bir medeniyet haline gelişinin hikayesidir. Son üç asra kadar askeri teknoloji üstünlüğü bu bölgedeydi. Denizde İtalyanlar, karada Türkler. Bölgede savaşlar henüz sürüyor. Sözde barışın kurulduğu kesimlerde dahi, soğuk savaş veya gerilim havası var. Herkesin gözü Ortadoğu'dayken bir barut fıçısı daha infilak etti, Kafkasya... Peki Balkanların çok dingin olduğunu kim söyleyebilir? Türkler daha çok uzun zaman askeri bir toplum olarak kalmak zorunda. Bunların hepsi bir yana, bölgede asıl olan kültürlerarası savaştır ve bu sona erecek gibi değildir.
Bu sütunda komşularımızı ele almak gerekli görülüyor. Bugün İran'la başlayacağız. İran'la Türklerin kültürel ilişkileri İslamiyet'ten önceye uzanır; bizzat Türk şamanizmiyle İran Zerdüştlüğü arasındaki ilişkiler tarih bilimini işgal eden bir konudur. Bu iki dil arasındaki kelime ve deyim alışverişi hayatın her safhasını kapsar. 7. yüzyılda İran İslamlaştıktan sonra, Türklerin İslam medeniyetine girişi daha çok bu öğretmenin rehberliğiyle oldu ve uzun bir zaman aldı. Arap harflerini İranlıların imlasıyla aldık. Dilimize giren kalabalık Arapça kelimeler Farsça üzerinden gelmiştir, imla ve anlam değişikliği itibariyle Fars diline göre kullanılmıştır.
İran devlet ve toplum sistemi bütün eski imparatorluklara rehber olmuştur. İslam imparatorlukları, Bizans yani Doğu Roma bunların başında gelir. Tabii ki bizi de etkilemiştir. Türklerin bu uzun dönem boyunca ordu ve askerlik sistemleri Türkçeyi ve Türk askeri sistemini muhafaza edebilmiştir. Buna karşılık, İran ismini Sasani dönemindeki İranşehr yani İran ili tabirinden dirilten ve bu ülkeye İran ismini verenler Türkler oldu. Bu gibi emperyal tabirleri çok severiz. İran ülkesinin şehirlerinde iktisadi hayat Türk askeri örgütlenmesi sayesinde dirildi. Hatta ilk asırlardaki Arap etkisinin bile yerini İran Rönesans'ına terk etmesi Türk hakimiyeti sayesinde olmuştur. Unutmayalım, ünlü şair Firdevsi gerçi "Şehname"sinin malzemesini İran halkının sözlü edebiyat geleneği ve edebi hafızası sayesinde derleyebildi ama, binlerce beyitlik bu ünlü İran destanı Farsçayı iyi bilmeyen Türk Sultanı Gazneli Mahmut'un sayesinde kaleme alındı ve insanlığın hafızasına nakşedildi.
Bilhassa Büyük Selçuklu döneminde İran'ın Zerdüşt dininden İslam'a geçişi çok hızlandı. 15. yüzyıl büyük Timurlenk'in çocukları ve torunlarının İran'a hükmettiği devirdir. Sanatlar ve ilimler görkemli bir düzeye çıktı. Osmanlı hayatının ve kültürünün kurucuları bu ülkeden aktı. Ardından Safevi hanedanı Osmanlı İmparatorluğu'nun bu rakip kuvveti Türk edebiyatının başta Şah İsmail Safevi olmak üzere divanda ve dergahta, sarayda ve halk içinde en iyi örneklerinin verildiği yer ve dönem oldu.
İran'da Türkçe ve Türk unsurunun ağırlığı hissediliyor, bunu kimse inkar etmiyor. Ziyaret edilen abidelerin yanına konan açıklamalı levhalarda bile Türk sultanların, Türk ustaların etkilerinden söz ediliyor. İran bu bakımdan Balkan ülkelerinden, hatta Arap ülkelerinden daha olgun bir zihniyete sahip. İran'daki Türk unsurun kalanbalığı irredantist bir Türkçülüğün varlığı için neden değildir. Çünkü İran'ın Türk asıllı zümre ve oymakları; "İran, Gazneliler ve Selçukilerden beri bizim eserimizdir, onu biz kurduk ve büyüttük" diyorlar; İran milliyetçiliği ve kimliğini benimsiyorlar. Şurası bir gerçek; milyonlarca İranlı bu ülkeyi terk etse de, iktisadi vaziyeti parlak olmasa da, İran aydınları ve okumuşları hem dış ülkelerde bizimkinden daha etkili bir diaspora teşkil etmiştir; hem de yurtiçinde yapılan neşriyat ve tercüme faaliyeti ve bazı araştırmalar bizimkinin önündedir. Çünkü İranlılık şuuru daha sağlam ve muhtevalı bir tarih ve edebiyat kültürüne dayanmaktadır.
Yıllar var ki, bu ülke sıkıntılar içindedir. Yakın gelecekte de endişeli günler bekleniyor. İktisadi vaziyet pek iç açıcı değil gibi. Bunların üzerinde bir başka yazıda duracağız.
|
|
|

|