Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 07 Mart 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Böyle geldi" ama "böyle gidemeyecek"


İki seçenek var: (1) "Alarak vermek". Halka vereceksiniz ama, sermayeyi ve burjuvaziyi vergileyerek vereceksiniz. Bu, "sosyal demokrasi"nin, refah devleti çözümüdür. (2) "Almamak ve vermemek". Sermayeden, burjuvaziden almayacaksınız. Halka da vermeyeceksiniz. Bu da "neoliberal" diye adlandırılan politikaların özetidir. Türkiye'de program adı altında "dıştan empoze edilerek uygulanan politikaların tümü" yukarıda özetlenen "neoliberal modele" (sermayeden almayacaksın - halka da vermeyeceksin modeline) dayanmaktadır.
Şu günlerde Türkiye'de uygulanan ekonomi politikasının tek hedefi, iç ve dış borçların döndürülmesidir.

Fakirlik artıyor
  • 1998-2004 arasında gayri safi yurt içi hasılanın yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 2.6'dır.
  • Son 6 yılda kişi başı reel gelir artışı yüzde 1'dir.
  • Geçen yıl özel sektörün sabit sermaye yatırımına yönelttiği imkanlar, milli gelirin yüzde 14.5'iydi. Buna sevindik. Halbuki 1998'de oran 18.5'di.
  • Sonuç: Uygulanan neoklasik ekonomi politikaları fakirlik ve işsizlik doğuruyor. 1998'den bu yana istihdamda artış sağlanamıyor.
  • Merkez Bankası içeride bağımsız ama dışarıda uluslararası sermayeye bağımlı hale getirildi. Banka, sadece enflasyon hedeflenmesine kilitlendi. İstihdamın geliştirilmesi ve sıcak paranın önlenmesi konularına ilgi duymuyor.
  • Merkez Bankası yüksek faizle ülkeye sıcak para akımının sürmesini sağlıyor. Sıcak paranın (arbitraj kazançlarının) yıllık getirisi yüzde 30 dolayında. Gelen döviz aş ve iş yaratmıyor ama gelen dövizin yüksek reel faizini bu fakir ve işsiz halk ödüyor.
  • Neticede işsiz ve aç, ama iç ve dış borcunu tıkır tıkır ödeyen, gırtlağına kadar döviz bolluğu içinde bir ülke ortaya çıktı.
  • Bu tablo uzun süre sürdürülemez. Zaman verilemez ama, bir "kırılma" olması kaçınılmazdır.

  • Tüm bunlar "bir günde ortaya çıkmadı"... Önce altyapı değişikliği gerçekleştirildi. Devletin "gücü" yok edildi. "Güçlü devlet"ten, "yeni devlet"e geçiş sağlandı.
    Güçlü devlet "tüüü... kaka" edildi. Bürokratik yapısıyla hantal, yolsuzluk ve rüşvete bulanmış, verimsiz KİT'ler ile ekonomiye ağırlığını koymuş, yüksek ücret talep eden sendikalara müsamaha göstermiş, özelleştirmeye karşı bir devlet imajı yaratıldı.
    Buna karşı reformcu, yeniden yapılandırmaya açık, denetlenebilir, karar alma ve hareket gücü Anayasa ile sınırlandırılan, karar ve uygulama yetki ve sorumluluğunu küresel kurallara tabi bağımsız kurullara devreden, emekçi halkı siyasetten uzaklaştırarak meydanı küresel sermaye ve yerli uzantılarına terk eden bir "yeni devlet" oluşumuna kapı açıldı.
    Devletin elini çektiği anda ekonomide kaynak tahsisinin ve bölüşümünün piyasaya teslim edildiği unutuldu. Piyasanın demokratik olmadığı, bölüşüm sürecinin ekonomik güce teslimi halinde halkın çaresiz kalacağı bunun ekonomik çalkantıdan sonra sosyal çalkantıya yol açacağı dikkate alınmadı.
    Sayın okuyucularım... Bu yazdıklarıma ben de imza atacağım ama, bunları ben yazmadım. Bunları yazanlar kendilerini "Bağımsız Sosyal Bilimciler (BSB)" olarak adlandırılan iktisatçı arkadaşlarım. Bunlar Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Bilsay Kuruç, Prof. Dr. Erinç Yeldan, Prof. Dr. Oktar Türel, Doç. Dr. Haşim Köse gibi, akademik deneyimleri yanında Devlet Planlama Teşkilatı ve Merkez Bankası deneyimleri de olan, olanı biteni yıllardır izleyen uzmanlar.

    Yanlışı görme
    Geçen hafta "2005 başında Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yaşamı üzerine değerlemeler" başlığını taşıyan bir araştırma yayımladılar. (Araştırmanın tamamına www.sosyalbilimciler.org sitesinden erişilebilir.) Milliyet Business'ın dünkü sayısında iki tam sayfa, rapor üzerine söyleşi yayımlandı. Mutlaka okuyunuz.
    BSB olarak halkın geçmiş edinimlerini savunmayacak, giderek genişlemesine çalışmayacak ve uygulanan yanlış politikaları seçeneksizlik olarak savunanlara karşı gelmeyeceksek biz ne yapacağız diye soruyorlar.
    Ve uyarıyorlar: Türkiye ekonomisinin kısa dönemli geleceği uluslararası finans kapitale teslim edilmiştir. Bu durum, ekonomiyi sistematik olarak kırılganlaştırmış, potansiyel krizlere yatkın hale getirmiştir. Krizin çıkmasını bekleyerek "Söylememiş miydik, kriz çıktı işte" demek yerine, piyasa aktörlerini krize karşı uyarmak bağımsız sosyal bilimcilerin görevi ve sorumluluğudur diyerek, çok kimsenin hoşuna gitmeyecek, genel kabul görmüş söylemlere ters şeyler söylüyorlar, yazıyorlar... Ben de söylediklerini ve yazdıklarını naklederek altına imzamı atıyorum. Ne demiş büyüklerimiz? "Anlayana sivrisinek saz... Anlamayana davul zurna az..."

    guras@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    'Toplumsal Tarih' ve Osmanlı
    TOPLUMSAL Tarih dergisini izlememek ciddi bir...
    Çetin ALTAN
    Allah be...
    DÜŞ kurup sigara dumanının halkalarında, hafi...
    Yasemin CONGAR
    Şam'a karşı ortak cephe ve biz
    Dünya gündemini daha ziyade Türkiyeli ağızlar...
    Faik ÖZTRAK
    Borç doğuran sermaye kırılganlık yaratıyor...
    Ocak ayına ait ödemeler dengesi verileri cari...
    Hasan PULUR
    Avrupa ile farkımız!
    BAZI okurlar, günlük yaşantımızdan örnekler v...
    Ece TEMELKURAN
    Kadınlar, kadınları dinleyince...
    "Yüzlerce kişi 'rapor' yazdı; 'inmek' isteyen...
    Yaman TÖRÜNER
    Global eğilim bizi kurtarıyor
    Bugünlerde, Türk ekonomisini dünyada olup bit...
    Osman ULAGAY
    Direksiyonda uyursak ne olur?
    Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üye...
    Güngör URAS
    "Böyle geldi" ama "böyle gidemeyecek"
    İki seçenek var: (1) "Alarak vermek". Halka v...
    M. Ali BİRAND
    Ankara'da bugün Kıbrıs pazarlığı var
    Bugün Ankara'da Avrupa Birliği ile Türkiye ar...

    © 2005 Milliyet