|
 |
|
|
Neden olmasın
İnsanlık hali işte!.. Önünüze açıklayamadığınız olaylar gelince, önce kafa patlatıyorsunuz. Bilgi, belge, tanık yoksa, hele olayda "suç unsuru" mevcut ve bir türlü sanık bulunamıyorsa, başlıyorsunuz uydurmaya.
Ben de öyle yapıyorum:
Efendim madem ki, sayın Levent Bıçakcı kendisinin de itiraz etmediği gibi "hükümet destekli" olarak göreve gelmiş. Peki, görevi neymiş ? Eski federasyonun kirlettiği Türk futbolunu temizlemek! (Kendisi beyan etti)
Öyle olsa, kucağına düşmüş itirafçıların ses bantlarını kafalarına vurmaz mı Başkan ? Ön kapıdan buyur edip, arka kapıdan salıvermek ne demek?
Anlayamıyorum... (Mecburen kafayı hinliğe çalıştırıyorum)
***
Belki de başlangıçtaki görevi buydu sayın Bıçakcı'nın... Temizlik...
Lakin hükümetin desteğini yitirmeye başladığını hissetti ve içgüdüsel bir korunmaya geçti. (Aman kendimiz temizlenmeyelim)
Destek ne zaman mı gitti ! Hatırlıyorum, MHK'nin seçimle değil atamayla görevlendirilmesi için FIFA'ya mektup dikte ettirdiğinde. Hani sayın bakan Mehmet Ali Şahin çok kızmıştı da, başkanı Ankara'ya çağırmıştı. (FIFA ile bizim federasyonun hükümete baskı yapmak için eylem ortaklığı henüz yalanlanmadı)
Neyse... Bana öyle geliyor ki, artık hükümet de ipin ucunu koyvermiş, bekliyor. Federasyon biraz daha yıpranırsa, sayın Bıçakcı'nın yerine bir AKP il başkanı bile koysalar kimsenin itiraz edemeyeceğini onlar da biliyor. (Daha tecrübeli adayları da var zaten)
***
Peki sayın Bıçakcı ne yapsın ? İstifa mı etsin?
Bunu unutun bir kere! Almanya'ya gidemesek de, Hükümet açık açık istifasını istese de, onu o koltuktan kimse kaldıramaz. Kulüpler istemedikçe, kimse yerinden oynatamaz. (Burayı uydurmadım. Başkan'dan alıntı yaptım)
Teşvik dediğiniz mesele de kulüpler arasında. Ne kadar alan varsa, o kadar veren var. Dedikodulara bakılırsa, hayli kalabalıklar. (Biz kimi kime şikayet ediyormuşuz be)
Artık tek güvencesi olan kulüpleri mi köşeye sıkıştırsın başkan ? Hem hangi birine ceza versin? Piyasada söylenenler doğruysa, Süper Lig toptan İkinci Lig A Grubu oluverir ki, yine cezanın bir anlamı kalmaz.
O da kestirme geçiyor konuyu. Eşeleyeceğine üstünü örtüveriyor. Böylece teşvik alıp vermiş her takım, her yönetici, her futbolcu kendisine borçlu kalıyor. (Biz milletçe çok iyi biliriz; köleliğe ilk adımın borçlanarak atıldığını)
Bence Başkan'ın niyeti, bu gücü kullanarak futbolda bazı ekonomik reformlar yapmak ve siyasi desteği yitirmesine karşın, belki de Ulusoy'un yedi yıllık rekorunu kırmak...
Nasıl buldunuz bu "uydurduklarımı"?.. Uydu mu, uymadı mı?
Sizi bilmem ama, teorimi aynı cümlelerle Sayın Levent Bıçakcı'ya da söyledim. Ne evet, ne hayır dedi. (Sadece dudağının kenarında ufak bir gülümseme vardı).
Ekrandan ceza
Dünkü Milliyet Spor çok güzel bir konuya parmak bastı. Acaba görüntü ile ceza vermek ne kadar haklı?
Bana sorarsanız, sonuna kadar!.. Ancak, Türkiye'de değil...
Sigara makinesine buzdan para kalıpları atmayı icad etmiş, radardan korunmak için dikiz aynasına CD asmayı keşfetmiş, kadınlar gününde kadınları sıra dayağından geçiren bir milletin ferdi olarak, şapkamı önüme koyuyorum ve bu iş yürümez diyorum.
Şimdi değil; ilk günden beri. Dikkat edin, naklen yayınların yönetmeni sayın Musa Çözen ufak ufak gündeme yerleşiyor. Çok geçmez, günah keçisi o olur. Uygulama sürse de ceza verecek görüntüleri ekrana getirecek kimseyi bulamayız sonunda.
İtirazım var Daum'a
Sakın bu yazıyı eleştirmek için Fenerbahçe'nin "ali menfaatleri", "Şampiyonlar Ligi projeleri", "teknik" ve "stratejik" nedenleri sıralamayın; hepsini biliyorum. Biliyorum ve saygı duyuyorum. Lakin bunlar benim subjektif görüşlerim olsa da söylemek istiyorum.
Ben sıkıldım sayın Daum'dan!..
Bana öyle geliyor ki, Daum da sıkılmıştır buradan. Ama, ekmek parası işte.
Hem Fenerbahçe, aksiyon kulübü değil mi? Nedir bu kadar istikrarsız bir hocada istikrar inadı anlayamıyorum bir türlü.
Gerçi Daum Fenerbahçelilere ihtiyacı olan gerilimi vermek için takımla oynuyor, arada sırada acaip demeçler falan veriyor ama yetmiyor. Kendi kendini tekrar etmeye başladı artık.
Bu yüzden nice anlı şanlı yorumcular telef oldu da yine de karar veremediler dahi mi deli mi olduğuna.
Sonra şu İspanyol gazetelerinin "bilmemneci Daum'un takımı" manşetleri çok canımı sıktı. Bu daha yolun başında böyle. Bir de yarı finale falan çıksa Fenerbahçe!..
Aslında teknik gerekçelere de pek inanmıyorum ya. Şu futbolcular, hangi teknik direktörle UEFA'dan bu kadar çabuk elenirdi Allah aşkınıza?
Tam da Hoca ile sözleşme yapılacağı hafta neden yazdım bunları?..
Hollywood nikahında papaz der ya; "itirazı olan şimdi söylesin, ya da sonsuza kadar sussun"...
İtirazım var... Bir köşede bulunsun.
Nimet ve külfet
Nokta Dergisi'nin bu haftaki sayısında kapak olmuş sayın Erman Toroğlu... Kıymetli dostum Mehmet Güçlü'nün paketleyip önümüze koyduğu Toroğlu portresi tüyleri diken diken edecek kadar somut ve dehşetli. Neler dememiş ki ekrandan.
Kimler bıkmamış ki onun yorumlarından.
Sevgili Mehmet'le konuştum; "Mesleği korumak için elimizi taşın altına koymamız lazımdı" dedi.
Evet... Sayın Toroğlu başta olmak üzere bir sürü yorumcunun faturasını ödemekten biz de bıktık yani. Artık meseleyi kişiselleştirme zamanı. Nimetleri kimler kucaklıyorsa, külfetleri de göğüslemeli.
Anlaşılan, RTÜK'e verilecek ilk sportif kurban Erman Toroğlu olacak. Artık ilahlar mı istiyor, kullar mı bilemem. Ama böyle durumlarda mesleki dayanışma çok önemlidir. Mesela Toroğlu gazeteci olsa, ben mutlaka arka çıkmaya çalışırdım. Lakin görev ya hakemlere düşüyor, ya da meyve, sebzecilere.
Desenize Toroğlu'nun işi zor.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|