|
Espri, nükte, kahkaha tümden azalırken...
İNSANI öteki canlılardan ayıran özelliklerden biri de, insanın "gülen hayvan" olması... Bizde ise "gülme" ta öteden beri bir hafiflik sayılır. "Çok gülen, çok ağlar" deyimi de bizimdir, "pişmiş kelle gibi sırıtma" deyimi de...
İlkokullarda bayan öğretmenler bile, gülen bir çocuğu azarlarlarken bazen ne dediklerini hatırlayanlar vardır:
- Karı gibi gülme...
***
Devlet yönetiminin doruklarına çıkmış politikacılarımızın fotoğraflarına şöyle bir bakın; ne Gazi'nin, ne İnönü'nün, ne Bayar'ın, ne Cemal Paşa'nın, ne başbakanların gülerken çekilmiş bir resmine rastlayabilirsiniz...
Bir ciddiyet bir ciddiyet ki, sorma gitsin...
Özellikle erkek çocuklar, kuşaklar boyu aynı kalıplar içinde takozlaştırıldı:
- Ağır ol da molla desinler...
***
Oysa düdüklü tencere kapağı gibi bin bir baskının, ister istemez garip bir isyanla fışkırttığı Türk halk folkloru, eşine menendine rastlanmayacak zenginlikte bir espri ve nükte çağlayanı; bir de eski İstanbul elitlerinin unutulmayan yergi ve mizah şadırvanları...
Sakallı Celal, Batılaşma hareketlerini, harika bir benzetişle fiskeliyordu:
- Şark'a giden bir gemi içinde, Garp'a koşan kimseleriz...
***
Taşralaşan eski "İstanbul Dükalığı" ile, kendi cılız dinamiklerinin dürtüsünde kentleşmeye çalışan taşrada; espri, nükte, kahkaha gitgide eriyip sönmekte gibi...
En büyük getiri, politikada olduğundan; mesleksiz ve piyasasız kuşaklarda da, politik hırslar gün günden yaygınlaştığından mı azalıyor kahkaha ve nükte, bilemiyorum. Gayri ciddi görünmek istemeyen, yöneticiliğe soyunmuş genç ispenç horozları, şakalaşmayla kahkahaya karşı tümden frenlenmiş gibiler...
Belki de, eski birikimlerinden ve üst düzey yazı lezzetinden iyice kopan Türkçe, hızla kısırlaşmakta olduğu için; nüktedanlık da kayboluyor, Bektaşi paradoksları da...
***
Rusya Devlet Başkanı olan Yeltsin, Washington'a gittiğinde; Beyaz Saray önünde ABD Başkanı Clinton'la yan yana ortak açıklamalar yaptıkları sırada...
Yeltsin'in, biraz da sarhoşumsu bir sevimlilik içinde, Amerikan gazetecilerine veryansın etmesi ve Clinton'un, kahkahadan iki büklüm olması...
Bendeniz için unutulmaz bir sahnedir, Beyaz Saray önünde Clinton'un gülmekten iki büklüm olması...
***
21. yüzyılın özelliği olan küresel saydamlaşma Türkiye'yi de sarmaladıkça, olmadık rezaletler dökülmekte ortaya...
Sade yolsuzluklar soysuzluklar, vurgunlar soygunlar, rüşvetler sahte etiketler değil; uydurma ihale, çürük inşaat, sokak barbarlığı da TV ekranlarıyla gazete manşetlerini kaplayıp gitmekte...
Başbakan Tayyip Bey bile, yakınmaya başladı böylesi bir saydamlaşmadan; "Türkiye'nin imajını bozmamak gerektiği" ayaklarına kayıyormuş gibi sanki...
Eski başbakanlarla militerler de, hep aynı gerekçeyi ileri sürerlerdi; Türkiye'nin derinlere itilmiş bin bir yamukluğu, su yüzüne çıkar gibi oldukça...
***
En büyük getiriyi politikanın sağladığı mesleksiz İslam ülkeleri; 21. yüzyılın değişen kriterleriyle temposunu algılayana dek, acılı çalkantılardan geçeceğe benzerler...
Lübnan'ın eski Başbakanı Refik Hariri'den sonra, Çeçen direnişinin lideri Mashadov da öldürüldü... Bu arada Irak'ta kaç yüz Müslüman da, kaç yüz Müslümanı öldürdü...
***
Son toplamda sürekli Müslüman öldüren silah, kurşun ve patlayıcı madde yapımcılarının; bu ölümler arttıkça ne kazandıkları hiç akla gelmiyor.
Irak'ta patlayan silahlar, hangi fabrikalardan çıkıyor ve kaça çıkıyor; bu silahların paralarını kimler ödüyor; insan merak etmez mi?
***
Kimse merak etmiyor işte...
Ve kahkahalar yerine, sadece patlamalar çatlamalar, silah sesleri duyuluyor.
Sorun da hep aynı; kimler devlete sahip çıkacak, kimler devlet kuracak, kimler devletin başına geçecek?
Silah tacirleri kim bilir nasıl ovuşturuyorlar ellerini... Herhalde Afgan haşhaşını eroine çevirip, dünyaya yayanlar da...
***
Bu arada sanırım ki, Türkiye'yi de beylik klişelerin dışına çekmekte yarar var...
Ancak alışılmış politik plaklarla, iktidar rantını aşan bir sorun bu... Ve Türkiye'yi, geçen yüz yıldan kalma mahut klişelerin dışına çekebilecek bir kadro var mıdır, yok mudur, bendeniz bilemiyorum...
***
Yoksa da, enseyi karartmayın...
20-30 yıl kadar sürecek birtakım tatsız sürprizlere karşın; yine de 21. yüzyıl dinamikleri Türkiye'yi, AB üyeliğine taşıyacaktır.
Kolay değil, kaba kuvvete dayalı hamaset övünmeleriyle, mesleksiz ve piyasasız, saydamlık dışı oligarşik ülkeleri; çağdaş rayların üstüne oturtmak...
***
İnsan doğrusu üzülüyor espri, nükte, kahkahanın azalmasıyla; sövüşme, dövüşme ve Başbakan yakınmalarının artmasına...
Elden ne gelir; sakin sessiz ve karabataklarla bembeyaz martılar dışında kimsesiz Köyceğiz Gölü kıyılarında, köpüklü bir light bira içmekten başka...
c.altan@prizma.net.tr
|
|