|
 |
|
|
Nereden geliyor bu Gümrük
Dünden Bugüne / Sabri Yetkin
İzmir kent merkezinde bir bölümün adı, 1863'te inşa edilen, Fevzi Paşa Bulvarı'nın bulunduğu yerdeki gümrük binalarıyla özdeşleşmiştir.
Osmanlılarda "gümrük" kelimesi, ithalat ve ihracatta alınan vergiler gibi, bu işlemlerin yapıldığı mekanı da içermektedir.
Ticaretle harmanlanan İzmir'de gümrükler erken dönemden itibaren bulunmaktadır.
Mübahat Kütükoğlu, İzmir Gümrüğü'nün 1725'te "Gümrük-i Kebir-i [Büyük] İzmir" adıyla anıldığını yazmıştır.
1763'te İzmir Gümrüğü'nde ihtisaslaşma yoluna gidilmiş, Yaş Meyve ve Efrenç [Ecnebi] gümrüğü olarak iki gümrük kurulmuştu.
18. Yüzyıl'da ticaretin artması, gümrük gelirlerine yansımıştı. Ancak İzmir gümrüklerinin sıkıntısı vardı.
Kaçakla mücadele için
Düzgün rıhtım olmadığından kaçak ticaret yaygındı ve Efrenç Gümrüğü'nün zararı büyüktü. Rüsumat Dairesi gemilerle kıyı arasında taşımacılık yapan sandalcıları, malları karaya çıkarmadan önce gümrüğe uğramaları konusunda uyarmasına rağmen, kaçak ticaret varlığını sürdürmekteydi.
1838 Serbest Ticaret Anlaşması'nın ardından Efrenç Gümrüğü'nün gelirleri artmıştı.
Artan ticaret mevcut gümrüğü yetersiz hale getirmişti. Hazinenin sahilde gümrük olarak kullanabileceği mülkü de yoktu.
Bunun üzerine Rüsumat İdaresi sahildeki bir binayı yıllığı 90 bin kuruşa kiralamıştı. Bu bedeli çok yüksekti. Bunun en önemli nedeni ticaret bölgesindeki sıkışık bina dokusuydu. Yeni yapılar için arazi bulunamamaktaydı.
Kiralık gümrük binasının sorunları büyüktü. 9 Kasım 1862 tarihli bir belge; "Efrenç Gümrüğü binasının deniz tarafının vaktinde layıkıyla doldurulamadığından zemininden deniz suyu aldığını, kışın yağan yağmur sularının binaya dolduğunu, binanın ahşap, küçük ve harap olduğunu, ecnebi memleketlerinden gelen balyaların, özellikle manifaturaların zarar gördüğünü, tüccarların da zarar görmemesi için malları gümrüğe getirmeksizin mağazalarına taşıdıklarını, bu yüzden gümrük gelirlerinde azalma olduğunu" ifade etmekteydi.
Sahilde yer yoktu
Aynı belge iş mıntıkasında kargir olarak yapılacak gümrük binası ve depolarının 360 bin kuruşa mal olacağını, bunun da dört yıllık kira bedeline karşılık geldiğinden, yeni bina yapılmasının uygun olacağını belirtmekteydi.
Bu gerekçeler üzerine Osmanlı yönetimi, 1862 yılında inşaata izin vermişti.
Efrenç Gümrüğü, o dönemde Sahiliye adıyla anılan kıyı bandında yapılacaktı. Fakat sahilde arazi yoktu.
Arazi yokluğunda İzmir'in klasik bir çözüm yolu vardı: "Denizi doldurmak." Efrenç Gümrüğü'nün keşif defteri nasıl arazi yaratıldığını ayrıntılarıyla yazmıştır.
Deniz 36 metre eninde, 51 metre uzunluğunda doldurulacak, bina dolgu üzerinde yapılacaktı. Gümrük için bir de iskele lazımdı. Tabii iskele için de deniz doldurulacaktı. İskelenin dolgusu 7.5 metre eninde, 22.5 metre uzunluğundaydı. Su derinliği 1-3 metre arasında değişmekteydi. Dolgunun sağlam olması için azman tabir edilen kazıkların çakılması ve kazıklarla çevrilecek alanın kayalarla, üzerinin de toprakla doldurulması öngörülmüştü.
İnşaat yoğun bir iş gücü gerektirmekteydi. Bu yüzden inşaat uzun sürmüş, halk arasında "Fransız Gümrüğü" diye bilinen, şimdiki Konak Pier'in civarındaki yan yana dokuz binadan oluşan yapı, 1870 yılında faaliyete geçebilmişti.
Deprem zarar verdi
İzmir'in deprem kenti olduğu ve depremlerin yapacağı tahribat hesaplanmaksızın, deniz doldurularak üzerinde binalar inşa edilmekteydi. 1883 ve 1884 yıllarında yaşanan iki büyük deprem, Efrenç Gümrüğü'nü tahrip etmiş, çatısında ve duvarlarında yarıklar oluşmuştu.
1867'de rıhtım ve Kordon dolgu çalışmaları başlayıp Efrenç Gümrüğü denizden içeride kalınca, yeni gümrük binasına ihtiyaç duyulmuştu.
Limanın güney mendireği üzerindeki yeni gümrük 1888'de tamamlanınca, Efrenç Gümrüğü tarihe karışmış, ama ismi İzmir'e anı olarak kalmıştı.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|