Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 13 Mart 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bu mektuplar aslında ben öldükten sonra yayımlansın istemiştim"

Gazeteci Leyla Umar "Geriye Yazılar Kaldı" adlı kitabında, eski kocası Refik Erduran'ın yazdığı bazı kartlar ve mektuplardan alıntılar yaptı. Umar: "Ben bunları koymazdım ama Refik'in basına yaptığı açıklamalar yazdıklarının tam tersiydi"

YAPRAK ARAS

Leyla Umar hayatındaki en özel insan olan babasına ithaf ettiği "Geriye Yazılar Kaldı" adlı kitabının arka kapağına da annesi ile arasında bir konuşmayı yazmış...
"Sen ondan çok, onun yazdıklarına aşık oldun kızım" diyen annesi Mihriban Umar'a şu yanıtı vermiş: "Her şeye rağmen pişman değilim çünkü sözlerin uçtuğunu, yazıların kaldığını biliyorum." Annesinin bahsettiği kişi tabii ki Leyla Umar'ın 21 yılını birlikte geçirdiği Refik Erduran.
Leyla Umar, Erduran'ın kendisi için yazdığı "Cicilik Kartları"ndan seçmeler ve bazı mektuplarını kitabına koymuş... Umar aslında bu özel kart ve mektuplardan bazı pasajları kesinlikle kitabına koymayı düşünmediğini fakat Erduran'ın görsel ve yazılı basına yaptığı açıklamalar karşısında kendisini korumak zorunda kaldığını şöyle açıklıyor:
"Yıllar önce bir gün Abdi İpekçi ve Ercüment Karacan beni odalarına çağırdılar. Refik'in yakasını bırakmam için adeta yalvardılar. Onun kendilerini, bu isteğini bana bildirmeleri için sıkıştırdığını söyleyen bu iki ortak dostumuza ertesi gün Refik'in yazdığı son iki mektubu götürdüm. Hayretle okuduktan sonra bir psikologla görüşmemi söylediler. Hatta Abdi, Doktor Özcan Köknel'den ertesi gün için randevu aldı. Özcan bu iki mektubu okuduktan ve beni dinletikten sonra 'Siz eğer bu ilişkiyi bitirmezseniz aynen Refik Bey gibi hastalanacaksınız' dedi.
Şimdi Doktor Köknel'i nerede görsem ona teşkekür ediyorum. Keşke Refik onunla bir kere görüşseydi... Ve keşke her fırsatta herkese beni yaptıklarının, yaşananların tam tersiyle itham etmeseydi."

Ben kitabınızı sondan okumaya başladım. Bu "Cicilik Kartları" çok ilgimi çekti...
Refik yıllar boyunca doğum günü gibi özel günlerde adını kendi koyduğu "13 Cicilik Kartı"nı yastığımın altına koyardı. Dünyada eşi bulunmayan bir budala romantik olduğum için bunları yakın arkadaşlarımla paylaşırdım. Hatta bir arkadaşım kocasını böyle kartlar yazmadığı için o kadar sıkıştırmıştı ki, adamcağız boşanmak zorunda kalmıştı.

"Bu mektuplar belki 'Bak ne kadar romantik tarafları da varmış' diye Refik'e puan kazandırır"
Niçin kitabınıza koydunuz peki bu kadar özel kartları?
Aslında asla koymayacaktım. Ben öldükten sonra yeğenimin yayımlamasını vasiyet etmiştim. Ama maalesef öyle kötü konuştular ki, çok ağrıma gitti. Refik hiç hak etmediğim, tamamen tam tersi olan şeyleri söyledi. Bu yüzden mecbur oldum ve bu "Cicilik Kartları"nın sadece bir kısmını, yüzde birini yayımladım. Utanmıyorum, pişman değilim. Hem böylelikle insanlar da Refik'in harika bir kalemi olduğunu ve hissetmese bile hissedermiş gibi inandırıcı yazdığını görmüş olsun istedim. Belki böylece "Bak ne kadar romantik tarafları da varmış" diye puan kazandırır.

Mektuplar da var...
Neden aramızdaki ilişkinin bu kadar güzel olduğunu anlattığı mektubu, bir de barışmak için yazdığı mektubu koydum. Ben kendisini bırakma nedenimi söylememiştim. Sadece bir telefon konuşması duyduğumu söyledim. Refik kendisi kalkıp ismini söyledi, (Yıldız Kenter'den bahsediyor) beraber benim uydurduğumu söylediler. Tabii herkes güldü. Herkes onların 2 yıllık bir ilişkisi olduğunu biliyormuş.

"Humeyni'yi -16 derecede 5 saat bekledim, 1 dakika yayınladılar"
En zorlandığınız röportaj hangisiydi?
Hayatımın en zor saatlerini Humeyni'yi beklerken geçirdim. -16 derece sıcaklıkta, ayağıma eldivenlerimi giyerek 5-6 saat bekledim. Ama o röportajı TRT, 1 dakika yayınladı. Çünkü Esen Ünür adlı arkadaşları bir ay uğraşmış, yapamamış. Üzülür diye kısaltmışlar. Yıllar sonra Turgut Özal o kaseti seyretmek için buldurdu. Ama geri kalan 26 dakikayı atmışlar. Neden atmışlar biliyor musunuz, film lazım olunca kullanıyorlarmış.

"En hayran olduğum kadınlar Türkan Saylan ve Emma Bonino'dur"
Sonuçları açısından sizi en çok üzen röportaj hangisi oldu?
Bilmiyorum. "Off the record" denilen hiçbir şeyi basmadım hayatımda. Bir başbakan genelevlerle ilgili bir şey söylemişti. Verdiği cevap, o sanki oraya gidermiş gibi bir durum yaratmıştı. O zaman işte kıyamet kopmuştu. Bundan sonraki kitaplarımda röportajlarım arasında çıkacak. Okursunuz orada.

Bin yıl geçse de unutmam dediğiniz röportajınız hangisi?
Hayatımda tek hayran olduğum, aşık olduğum Emma Bonino'dur. Bonino bugün Avrupa Birliği'nde parlamenter. Son derece saygıdeğer, olağanüstü bir kadın. Katolik yasasına göre yasak olan kürtajın yasasının çıkmasına neden olmuştur. Çünkü kendisi hamileyken utanıp evden gidiyor. Ve yanında bir kadın doktorla, kendi imkanlarıyla çocuğunu aldırıyor. Sonra da binlerce kadının kürtaj yaptırmasına yardım ediyor ve gidip orada 20 kilo kaybetmiş haldeyken bir parti onu ikna edince milletvekili oluyor. Türkiye'de en hayran olduğum kadınsa Türkan Saylan'dır.

"Castro'ya hep rakı gönderirdim, sahtesi yüzünden artık vazgeçtim"
Sizi röportaj yapmak için en çok peşinden koşturan Fidel Castro mudur?
Gayet tabii. Peşinden koşmak değil tabii ama 20 yıl bekledim. Küba'nın bütün elçilerini, bir randevu ayarlasınlar diye arıyordum. Çok sevdiğim bir arkadaşım büyükelçi "Seni devletin özel konuğu olarak davet ediyorum. Cumhurbaşkanı yardımcısı da dahil herkesten randevu aldım ama yalnız Fidel'e 'Yap' diyemem" dedi. Röportaj yapmaktan nefret ediyormuş. 15 gün orada herkesle görüştüm. Che Guevara'nın üvey annesi, kızı. Hatta geçen yıl Che'nin oğlu geldi bana. Geçen gün yeni Küba elçisi de beni ziyaret etti. Artık öyle bir hale geldi ki, sanki ben Küba'nın buradaki büyükelçisiyim. İlk bana ziyarete geliyorlar. Bir de Fidel'le yaptığım röportaj 7-8 kere gösterildikçe, beni tanıdılar. Ben Fidel'in davetlisi olarak Küba'ya gittiğimde beni tanıdılar. Sokakta herkes beni tanıyor, "Hola Leyla" diye selamlıyordu. Utancımdan ölüyordum. Ama tabii Castro Türkiye'ye gelmeseydi yine yapamazdım röportajı.

Röportaj sırasında tanıyıp da en çok etkilendiğiniz kişi Castro oldu galiba...
Tabii ki bana harika cevaplar veren Fidel Castro'ydu. O kadar zeki, o kadar sevimli ki... Gittiğim zaman yemekte sabah beşe kadar herkesi kırıp geçirdi. Sonra ben ona altı ay sonra kalkan götürdüm. Fidel şarap içerdi, ben önüne rakı koydum. Her gidenle rakı gönderirdim, şimdi bu sahte rakı olayı yüzünden göndermeyeceğim.

PAZAR
Bale artık "zengin işi" değil
"Yedizleri öldürürsem, Allah tek oğlumu elimden alır diye korkuyorum"
"Bu mektuplar aslında ben öldükten sonra yayımlansın istemiştim"
"Bence İrfan sergisini hissediyor"
Tavernacı Gülseren: 'Diplomasi neferiyim'
Bu ikiliye dikkat: Nezle ve grip
Günübirlik kayak
Ünlüler başka neyle uğraşıyor?
Lavanta tarlasından Lava markasına
Andon artık gündüzleri de açık
Kırmızı haberleri
Belediyecinin şaşkını...
Fransız tipi meyhane, Türk tipi bistro
İran üzerine notlar-2
İstanbul'da masal çok
"Özel" yayınevleri mutlaka korunmalı





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet