Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 13 Mart 2005 / Pazar  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Maç!

MADRİD

Bar yükünü almış durumda. Çıt yok. Geniş ekranda Juventus-Real Madrid maçı. Kaybeden eleniyor. Herhalde bir tek ben tutuyorum İtalyan takımını. Ama neme lazım, hiç belli etmiyorum.
Tıpkı Saraçoğlu Stadı'ndaki son Fenerbahçe-Zaragoza maçındaki gibi. Fener o golü yiyince, ne sağıma ne soluma bakmış, suratımda tek bir çizgi bile oynamamıştı, içimde esen büyük fırtınaya rağmen...
Real Madrid ilk golü yiyor. Tıs yok. Sanki ölü toprağı serpildi. Soruyor nereden olduğumu. Türkiye deyince, Galatasaray çıkıyor ağzından. Benim de ağzım kulaklarıma varıyor.
Ama başka ne diyebilirdi ki?
Real Madrid'i Ali Sami Yen'de 0-2'den 3-2 yenen biz değil miydik? Monaco'da 2-1 götürüp Avrupa'da Süper Kupa'yı kaldıran biz değil miydik? Tabii Cim Bom'u tanıyacak, bilecek.

Gerçekleri tarih yazar,
Tarihi de Galatasaray.

Hey gidi günler hey!
Cafe Gijon tenha. Bir köşeye çekilip bir şeyler okumak en iyisi. Kahve gibi kahvedir burası. 1888'de açılmış. Seviyorum bu kahveyi. Demirel Cumhurbaşkanı'yken geldiğimizde Okay'la birlikte keşfetmiştik.
Duvarlarda resimler, buranın müdavimi ressamların elinden çıkma. Eski fotoğraflar, saç ve sakallarıyla, siyah bereleriyle belli, yazar çizer sanatçı takımı.
Ağır kadife perdelerin sarktığı pencerenin dibine çöküyorum. Beyaz damarlı siyah mermer masanın üstüne bir dolu gazete ve not defterim...
Duvarda guguklu saat çalıyor.
Maç yine aklımda. Bir gol de uzatmada geliyor. Real Madridliler göçüyor, ölüm sessizliği barda. Yanımdaki öfkeli, "Bunlar çok zenginledi. Beckham'ı, Zidane'ı, Roberto Carlos'u, Figo'su... Oynamıyorlar artık. Ruhlarını sattılar."
Dalıyorum.
İspanyol yazar Juan Benet:
"Yaşlar, mevsimler ve saatler arasında gizli bir yakınlık vardır. Bu kendini öyle hemen belli etmez. Sevimli bir tonda yerleştiği hafızadan usul usul zamanla yüzeye çıkar."
Madrid'e son geldiğimde Hemingway'in kitabıyla dolaşmıştım. Palace Hotel'e de uğramıştım. Hemingway'in, Lorca'nın, Picasso'nun oteli diye geçer.
Onların izlerini sürmüştüm.
Yine aynı şeyi yaptım. Fazla gıcır bir otel. Lorca'nın el yazılı dizeleri aynı yerinde asılı duruyor. Ve çevirecek birini yine bulamadım. Ama Lorca'dan dizeler yok değil belleğimde:

Günleri ve mevsimleri
Düşlerimize göre
Yeniden yaratacağız

Lorca göremedi o günleri ve mevsimleri. İç Savaş'ta bir faşist kurşunuyla vuruldu ve bir çukura atıldı.
Plaza Mayor çok güzel!
Cıvıl cıvıl. Güneş insanı ısıtıyor, yaşama sevinci veriyor. Bu satırları meydandaki bir dolu kahveden birinde, güneşin altında yazıyorum.
Heykelin etrafında, yerlerde sereserpe genç çiftler. Amma da uzun öpüştüler! Güvercinler ayaklarımızın arasında. Yeni evlenmiş bir çift hatıra fotoğrafı çektiriyor. Bir de yan masadaki Amerikalı turistlerin çenesi olmasa...
Pantomimci palyaço kıyafetiyle, heykel gibi... Prado müzesine, Goya'lara uğramak... Reina Sofia'da Picasso'nun Guernica'sını bir kez daha seyredalmak... Savaşın korkunçluğuyla birlikte direnişin ve umudun gücünü hissetmeye çalışmak...
Vakit var mı?
Madrid güzel şehir... Yakında ıhlamur ağaçları iç bayıltıcı kokularıyla açacaklar. Akşam belki Melekler Meydanı'ndaki Cafe Santral'a uğrayıp canlı caz dinleyebiliriz. Caz müziğin demokrasisidir, öyle mi Sedat?..
Murat Belge'yi bulursam, o da gelebilir. Terör zirvesinde bir ara uzaktan gördüm. Benim konuştuğum panelin yapıldığı salona kafasını uzattı, el salladı, bir anda yok oldu. Cep telefonu da kullanmaz ki...
La Comparsita'yı çalıyor akordeoncu. Pantomimci para toplamaya başladı. Klarnetçi katıldı akordeoncuya, oynak ve neşeli bir parçaya girdiler.
Küçük bir oğlan çocuğu masaya yaklaşıyor, elindeki gazeteyi bir şey ister gibi cep telefonum üstüne kapatıp çekerken, bileğimden yakalıyorum. Bir an korkuyla bakıyor gözlerimin içine. Bileğini bırakır bırakmaz toz oluyor.
İyi pazarlar!

h.cemal@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Bir dalda iki ceviz, aramız derya deniz...
NASREDDİN Hoca'ya sormuşlar:
Melih AŞIK
Muhabire gözdağı
Başbakan Erdoğan, Madrid dönüşü kendisine sor...
Fikret BİLA
Konya izlenimleri
Milliyet Business'ın özel sayısı için Konya'n...
Hasan CEMAL
Maç!
Bar yükünü almış durumda. Çıt yok. Geniş ekra...
Güneri CIVAOĞLU
Şşşt.. Şşşt geliyor
Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile cumartesi, iki...
Can DÜNDAR
Hitler'i okudunuz mu?
Yeni kitap çıkarmanın heyecanıyla bu hafta be...
Abbas GÜÇLÜ
Biz Avrupa'ya, onlar bize hayran
Avrupa Birliği'ne girmek için ne kadar çaba h...
Mehmet Y. YILMAZ
Kelimelerle değil tek bir hareketle... 'Seni Seviyorum'
Gustave Flaubert'in bir sözünü not etmişim. R...
Hasan PULUR
"Rakıname!"
MEĞER "rakı" lafını duyunca, kaleme kâğıda sa...
Derya SAZAK
Bir İstanbul kâbusu
Kırmızı ışıkta beklemek, sürücünün kâbusu olu...
Meral TAMER
Biz bu filmi daha önce de görmüştük!
Önce medya, iktidarın boy hedefi haline gelir...
Ece TEMELKURAN
Kandırılmış kadınlar
Kim bilir kaç tane kadın tanıdım "Abi valla b...
Osman ULAGAY
Eski ezbere dönersek yüksekten düşeriz
Ben bıktım böyle yazılar yazmaktan, Türkiye'y...
Güngör URAS
İşçileri SEKA'yı sattı
SEKA işçileri de, sendikaları da (kusura bakm...
Serpil YILMAZ
Ülker holdinglerin iştahını artırıyor
Bütün yollar Roma'ya çıkar sözünü kim söylemi...

© 2005 Milliyet