|
 |
|
|
Eski ezbere dönersek yüksekten düşeriz
Ben bıktım böyle yazılar yazmaktan, Türkiye'yi yönetme iddiasındakiler bizi böyle yazılar yazmaya zorlamaktan bıkmadılar. Sayın Başbakan'ın ve AKP hükümetinin içine düştüğü durumu hayretler içinde izliyorum son günlerde. Eleştiriye tahammülsüzlük, yapılan hataları medyaya fatura etme, uyarı yapan kesimlerle ağız dalaşına girme hastalığı hortlamış görünüyor.
AKP'nin, daha önce defalarca yapılmış hataları tekrarlamakta gösterdiği başarıyı izlerken kendi aymazlığıma da kızıyorum aslında. Kendinden önceki siyasetçilerin yaşadıkları deneylerden biraz olsun ders almış görünen Sayın Erdoğan'ın bu kadar kısa sürede bu duruma düşeceğini düşünemediğim için kızıyorum kendime. AKP hükümetinin iki yıllık performansına bakıp, ülkeyi çıkmazdan çıkmaza, krizden krize sürükleyen eski ezberin artık aşılabileceği umuduna kapıldığım için kendime kızıyorum. Bugün, eski ezbere dönüş işaretlerinin çoğaldığı ortamda kendime kızmanın ötesinde, bunun nelere malolabileceğini düşündüğüm için de bunları yazmak gereğini duyuyorum.
Yüksekten düşeriz
Şu anda karşımızdaki en büyük tehlike, içerde ve dışarda AKP yönetimi ve Türkiye ile ilgili beklentilerin çok yükselmiş olması. Buradan düşersek fena yara alabiliriz.
AKP hükümetinin eski ezbere dönmeyeceği umuduna kapılarak Türkiye'ye şans tanıyan ve genel anlamda kredi açanlar şu varsayımları yaptılar:
Tek başına iktidara gelen ve rahat bir parlamento çoğunluğuna sahip bulunan AKP, siyasi istikrarı kolaylıkla sürdürür. Hükümetin sahip olduğu destek tartışma konusu haline gelmez. Avrupa Birliği (AB) hedefine odaklanarak içerde ve dışarda meşruiyet tabanını genişleten AKP bu hedefe doğru kararlılıkla yürümeye devam eder. AB'den tüm üyelik görüşmelerine başlamak için tarih alan Türkiye, AB üyeliği için gerekli adımları atarak her alanda AB standartlarına yaklaşır.Ekonomide devraldığı programdan sapmayarak belli bir güven yaratan AKP, IMF ile de anlaşarak bu programı geliştirme yoluna gider ve enflasyon yaratmadan büyümeyi sürdürür.AB yolunda ilerleyen Türkiye hatırı sayılır miktarda yabancı yatırım sermayesi çekerek hem istihdamı ve büyümeyi destekler, hem de dış açığının bir bölümünü finanse edebilir.
İşte bu varsayımlara dayanılarak Türkiye ile ve AKP hükümetiyle ilgili beklentiler iyice yükseltildi. İslami kökenden gelmesine karşın demokrasiye ve piyasa ekonomisine inanmış görünen ve AB ile bütünleşmeye yönelen AKP'nin Türkiye'yi önemli bir bölgesel güç haline getirebileceğini düşünenler Türkiye'nin çıtasını daha da yükseltti. Türkiye'nin yıllarca bocaladıktan sonra "potansiyelini kullanabilen ülke" haline gelmekte olduğu düşünüldü. Beklentilerdeki bu sıçrama, Türkiye'nin dış kredi notunun yükselmesinde ve ülkeye dış kaynak girişinin hızlanmasında önemli rol oynadı.
Kuşkular artarken
Türkiye içinde ve dışında AKP hükümetine şans tanıyan ve kredi açanlar şimdi dayandıkları varsayımların geçerli olup olmadığını düşünmeye başladılar. AKP kendi içinden fire verirken buna aldırmaz görünen Sayın Başbakan'ın medyayla ve çeşitli kesimlerle gerilim yaratmak için adeta fırsat kollamaya başlaması, siyasi istikrarla ilgili kuşkuları daha da artırdı. Öte yandan AB ile tam üyelik müzakereleri için tarih alındıktan sonra hükümetin bu konudaki hevesinin azaldığı görüldü. Ekonomide yeni bir vizyon ortaya koyamayan hükümet IMF ile anlaşma konusunu da hayli geciktirdi. Bu ortamda "AKP'ye ne oluyor, hükümet ne yapıyor, Türkiye nereye gidiyor" soruları daha sık sorulmaya başlandı.
Bugün bu soruları soranlar, yarın bu sorulara kendilerine göre cevaplar bulup Türkiye'nin eski ezberine dönmekte olduğunu düşünme noktasına gelirlerse, o yükselttikleri çıtayı bir anda aşağı çekiverirler. O zaman seyreyleyin siz gümbürtüyü.
oulagay@milliyet.com.tr
|
|
|

|