Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 15 Mart 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bana bir masal anlat İstanbul

"Anlat İstanbul"un dokuz oyuncusu anlatıyor... Bir filmde bu kadar çok ünlü oyuncu olması iyi mi? Filmi beğendiler mi? En çok hangi bölümü sevdiler? Bu film gişe yapar mı?

TUBA AKYOL


Gazetecinin röportaj anındaki endişesini alın, 9'la çarpın; işte öyle bir endişe. Ben de nihayetinde "Sayın Ali Kırca" değilim, bu kadar insanla aynı anda nasıl konuşacağım? Eminim, içlerinden en az bir tanesi arıza çıkaracak, röportaj bitmeden "İşim var" deyip gitmeye kalkışacak ama... Hangisi? İlk kim gelecek acaba?
Tam 13.00'te, Paris'te yaşayan Yelda Reynaud geldi. "Ben geç kalamam ki" dedi. "Çok huzursuz oluyorum." İkinci gelen de sürpriz değil: Berlin'de yaşayan İdil Üner.
Nejat İşler neşeliydi, Tim Robbins'in oyunculuğa nasıl başladığını, "Seçmelerde kapıya böö'le tekme atmış" diye canlandırarak anlattı. Fikret Kuşkan konuşkandı. Üç-dört kez "Ben yönetmen olsam..." dedi, galiba yönetmenlik yapmak istiyor.
Azra Akın -Türkiye güzellerine has bir özellik olsa gerek bu, hepsi öyle yapıyor- röportaja annesiyle geldi. Gerçekten Pamuk Prenses gibi Azra Akın; o kadar prenses ve o kadar iyi ki.
Mehmet Günsür beni tanıdığını, onunla röportaj yaptığımı iddia etti. Yok böyle bir şey. "O Şimdi Asker"in galasından sonra, daha yolda Mehmet Günsür'le kim röportaj yapacak diye kavga ettiğimizi ve benim bu kavgadan yenik çıktığımı anlatamadım tabii. Onunla röportaj yapmış olsam, hatırlamaz mıyım canım?
"Bir İstanbul Masalı"nın Ozan'ı İsmail Hacıoğlu, dizide annesini canlandıran Vahide Gördüm'ü yanaklarından öpüp "Nasılsın anne?" dedi. Ve Vahide Gördüm -nasıl anlatmalı?- Fransız filmlerindeki o çok güzel kadınlar gibi.
Kimin "İşim var" arızası çıkardığı da bana kalsın. Belki gerçekten çekimi vardır. Zaten ikna edildi, toplu fotoğraf çekimine de katıldı.
Böylece bir röportaj daha kazasız belasız bitti.

Yelda Reynaud: "Küçük rol yoktur. Küçük oyuncu vardır"
"Anlat İstanbul"da neredeyse 20 başrol var. Her biriniz tek başına başrolü üstlenerek bir filmi sürükleyebilecek nitelikte oyuncularsınız. Ağır bir rolünüz olmadığı halde bu projede yer almayı nasıl oldu da kabul ettiniz?
İdil Üner: Nasıl "ağır" değil. Çok ağırdı benim rolüm. Ben çok zorlandım. (Elini mikrofon gibi yapıp Yelda Reynaud'ya uzatıyor.) Hem, Stanislavski ne der?
Yelda Reynaud: Küçük roller yoktur, sadece büyük roller vardı.
İdil Ü.: Küçük rol yoktur, küçük oyuncu vardır.
Yelda R.: Bir rolü kiloyla ölçemeyiz sonuçta.

Şevket Çoruh: "Bir takıma ne kadar iyi transfer yaparsanız o kadar iyi"
Bu kadar güçlü bir kadro film için avantaj olabilir. Ama dezavantaj da olabilirdi...
Şevket Çoruh: Hiçbir zaman dezavantaj olmaz. Bir takıma ne kadar iyi transfer yapıyorsanız, o kadar iyidir.

Filmin klip tadında bir ünlüler resmi geçidine dönüşmesi ihtimalini düşünmediniz mi hiç?
Nejat İşler: Bana ünlü gelmiyor ki hiçbiri! Açıkçası bu filmde korkulan olmamış. Kadro işe hizmet etmiş. Hop onu da koyalım, bu da oradan çıksın gibi olmamış. Senaryo çok güzeldi. Çalıştığın insanlar da iyi olunca...
İsmail Hacıoğlu: Senaryoyu sevmiştim. Kadroyu da duyunca... "Aman efen'im, tabii kabul ediyorum" dedim.
Şevket Ç.: Enteresan bir kadro. Mesela bizim hikayenin (Külkedisi) çok güçlü bir kadrosu var. Gerçi filmin tamamında öyle bir durum var. Hepsi tek tek Türkiye'de çok önemli isimler. En azından bana öyle geliyor.
Nejat İ.: Deli misin abi, her zaman yan yana gelir mi böyle bir ekip?
Mehmet Günsür: "Pamuk Prenses'i oynamak istedim, kabul etmediler"

Bunca isim arasından performansla sıyrılmak zor değil mi? Oyuncunun kendini göstermesi...

Mehmet Günsür: "Az gözüküyorsunuz" derken, matematik olarak doğru bu, haklısınız. Ama sonuçta herkes filme hizmet etti. Yani önemli olan o hikaye. Biz hikayeyi okuduk, heyecanlandık ve o hikayenin içinde yer almak istedik. Zaten sanmıyorum ki bu filmde yer alan oyuncuların çok gözükeyim diye dertleri olsun.
Nurgül Yeşilçay projeyi çok beğenmiş ama bir filmi sırtlayan roller istediğini söylemiş. Tüm masal kahramanlarını canlandırmayı önermiş, kabul etmemişler. Mehmet G.: Ben de Pamuk Prenses'i oynamak istedim ama kabul etmediler. Şaka bir yana, aslında bu filmde başrolü İstanbul oynuyor. İstanbul'da çok fazla malzeme var. Bir yanda kaos, bir yanda huzur, inanılmaz bir renk cümbüşü... İstanbul'u filmlerde izlemek çok keyifli.
Fikret Kuşkan: "Uzun süredir TV'de olan, 'taşfırın erkeği' olarak kalır"
Filmdeki birçok yüzü TV'den tanıyoruz. Bu kadar çok tanıdıkla karşılaşmak izleyiciyi rahatsız etmez mi?

Fikret Kuşkan: TV oyunculuğu insanı bitiren ve yüzünü öldüren bir şey. Bir dizide 200 bölüm yer almış bir oyuncuyu sinemada kullanmak dezavantaj. Siz uzun süre TV'de bir projede var olduysanız, ondan sonra "taşfırın erkeği" olmaktan çıkamazsınız. Ve sinema için elverişli olmazsınız artık. Ben yönetmen olsam kullanmam.
İsmail H.: İzleyici beni dizideki Ozan olarak izleyecekse, bu benim işimi iyi yapamadığım anlamına gelir.
Fikret K.: Yapımcılar TV'de parlamış oyuncuyu sinemada kullanırlarsa, onu TV'den tanıyan izleyicinin sinemaya geleceğini düşünüyor. Tiyatroda da yapıldı bu.
Şevket Ç.: Ama bu sene çekilen filmlerde gördük. TV starlarının yer aldığı filmler de gişe yapmadı. Ayrıca bu projedeki insanlar TV popülerlikleri düşünülerek seçilmiş değil bence. Öyle olsaydı, kadrosu bambaşka olurdu.

İsmail Hacıoğlu: "Filmi beğendim, sadece final rahatsız etti"
Filmi beğendiniz mi sonuç olarak?
Fikret K.: Minik minik yerlerine itirazım olsa da bu film son beş yılda yapılmış en değişik film.

En çok hangi bölümü beğendiniz?
Fikret K.: Ben Nurgül Yeşilçay'ın oynadığı Uyuyan Güzel masalını sevdim. Benim oynadığım bölüm (Kırmızı Başlıklı Kız) çok minimalist, iyi çekilmiş, çok iyi oynanmış ayrıca. Külkedisi'ni de çok beğendim. Diğerlerinde sorunlar vardı ama onlar da filmin içerisinde olanların göreceği şeyler. İzleyicinin göreceği şeyler değil.
İsmail H.: Beş ayrı yönetmen aynı yöne bakmayı çok iyi becermiş bence. Beni rahatsız eden tek şey final oldu.
Fikret K.: Madem İsmail söyledi ben de söyleyeyim. Finalden ben de rahatsız oldum.
Azra Akın: "Filmi güzel ama insanın kendini izlemesi çok farklı"
İsmail H.: Final dışında filmi çok beğendim ben. Kırmızı Başlıklı Kız kesinlikle çok iyi çekilmiş ve iyi oynanmış. Bizim hikaye de (Külkedisi) güzel olmuş.
Nejat İ.: Ben de Nurgül Yeşilçay'ı (Uyuyan Güzel) beğendim. İdil'i de (Kırmızı Başlıklı Kız) çok beğendim.
İdil Ü.: Ben filmde neyi beğendiğimi söylemeyeceğim çünkü o zaman neyi beğenmediğim ortaya çıkar. Ama genel olarak filmi beğendim diyebilirim.
Nejat İ.: En doğrusunu Erkan Can söyledi, "Güzel bağlamışlar" dedi.

Ya gişe? İzleyici sever mi filmi?
Nejat İ.: Kendini kurtarır. Çok da gişe filmi değil.
Fikret K.: Piyasaya çok açık bir film değil. Masrafını çıkarsın, biraz da para kalsın ki yapımcı yine film yapsın.

Siz hiç konuşmadınız.
Azra Akın: Ben filmi beğendim. Ama insan kendini izleyince çok farklı geliyor, kendinde kusur buluyor. (Diğerlerine dönüp) Öyle değil mi?

Yelda Reynaud: "Rolü kabul ettikten sonra yok olmak istedim, yorganın altına girip ağladım"
Filmde bir transseksüeli canlandırıyorsunuz. Ayakkabı satıcısına aşık olan transseksüel Külkedisi... Teklif nasıl geldi, nasıl kabul ettiniz?
Yelda R: Projeyi anlattılar. "Senaryoyu alayım, haber veririm" dedim. Ama hemen cevap vermem gerekiyormuş çünkü iki gün sonra çekimler başlıyormuş. "Bir transseksüeli oynayacaksın" dediklerinde, "Hayır" dedim. Kadroyu saydılar, büyük oyuncular var dediler. "Olsun, bana ne?" dedim.

Ama kabul ettiniz.
Yelda R.: Kabul ettim ama o akşam yorganların altına girip ağladım. Türkiye'den yok olayım istedim.

Yelda Reynaud: "Türkiye'deki ünlüleri tanıyabilmek için defter tutuyorum"
Rol arkadaşınız Şevket Çoruh'u tanıyor muydunuz, izlemiş miydiniz hiç?
Yelda R.: Tanışmıştık ama hiç izlememiştim. Türk filmlerini pek bilmiyorum.

Şevket bey, siz tanıyor muydunuz Yelda Reynaud'yu?
Şevket Çoruh: (Gülüyor) Yelda'yı tanımayan mı var? Ben "Çamur"u izlemiştim. Ama o "İnşaat"ı izlememiş.
Yelda R.: O sırada Türkiye'de değildim, o yüzden. Şimdi defter tutuyorum. Oyuncuların isimlerini ve yüz hatlarını çiziyorum, karşılaştığımızda ayıp olmasın diye. Mesela Yılmaz Erdoğan'ın ismini duymuştum ama hiç görmemiştim. O geldi, "Sizi çok beğeniyorum" dedi bana. Ben de "Mersi, tamam, çav" dedim. Bilmiyorum ki kim. Sonra onun Yılmaz Erdoğan olduğunu söylediler. En azından kibarca "Teşekkür ederim Yılmaz bey" deseydim.

Şevket Çoruh: "Bu pezevenk rolünü bu haliyle oynamam dedim"
Size bu rol nasıl teklif edildi Şevket bey?
Şevket Ç.: Senaryoyu okudum. Küfretmeyen, İstanbul'da bir pezevengin kesinlikle olmayacağı kadar kibar, efendi biriydi o karakter. Dedim ki ben böyle bir adam olmam. Bir şeyler yazdım. Ümit (Ünal) de çok beğendi. Onu biraz daha sertleştirdik, duygusallaştırdık.

Sizin sevdiğiniz bir masal kahramanı var mı?
Şevket Ç.: Keloğlan.
Yelda R.: Külkedisi. "Külkedisi" aslında çok serttir. O ayakkabının içine girip abuk bir prensle evlenebilmek için kadınlar topuklarını kesiyor. Bunu okuyan çocuk, dünyanın ne kadar acımasız olduğunu görüyor.

Nejat İşler: "Pamuk Prenses'i Azra'nın oynamasından daha hoş ne olabilir?"
Siz ilk kez "Anlat İstanbul"da kamera karşısına geçtiniz, değil mi? O zaman daha "Yağmur Zamanı" dizisinde de oynamıyordunuz.
Azra A.: Evet. Ama bana çok yakın bir roldü. Yapımcıya ve oyunculuk derslerine güvendim. Üç ay ders aldım Hasibe Eren'den. Her şey ilkti benim için.

Siz tereddüt ettiniz mi rol arkadaşınızın Azra Akın olduğunu öğrenince? Sizin için sorun oldu mu?
Nejat İ.: Benim için sorun olmadı ya... Azra çok istekliydi bu işi yapmaya.
Fikret K.: (Azra Akın'a) Açık konuşayım mı?
Azra A.: Tabii, buyrun.
Fikret K.: Geçen akşam bir yönetmenimiz bana "Azra Akın'ın yerine tecrübeli bir oyuncu olsaydı" dedi. "Bu fikrinize katılmıyorum" dedim. "Oyuncular arasında fark yok mu sence?" dedi. "Ben yönetmensem yok" dedim. Ben sokaktan bir insan alırım, onu da oynatırım.
Azra A: E insanlar nasıl başlıyor bu işe?

Bunu söyleyen yönetmen filmi izlemiş miydi?
Fikret K.: İzlemişti. Şimdi şöyle: Doğru oyuncu, doğru malzeme yönetmenin yükünü alır.
Nejat İ.: İşte doğru malzeme. Pamuk Prenses'i dünya güzelinin oynamasından daha hoş ne olabilir?
Fikret K.: O bir hoşluk sadece. Ben film yaparken hoşluk olsun diye kimseyi oynatmam.
Ya da o hoşluğu eğitirdim. (Azra Akın'a) Ben çekseydim üç ay kafanı gözünü yarardım senin.

Vahide Gördüm: "Senaryoyu okudum, işte bu benim dedim"
Siz "Bir İstanbul Masalı"nda alıştığımız iyi anneden sonra bu filmde kötü üvey anneyi canlandırıyorsunuz. Diziden sonra özellikle böyle tam aksi bir rolle izleyiciyi şaşırtmak mı istediniz?
Vahide Gördüm: Siz şaşırdınız mı? Sanırım bu rolle izleyicinin kafasındaki bir duvarı yıkabiliriz. Özellikle böyle bir rol arayışında değildim. Ama senaryoyu okuduğumda "Bu benim" dedim.

Bu sizin ilk sinema filminiz değil mi?
Vahide G.: Evet. Daha önce hep tiyatro yaptım ben. Böyle bir kadroyla çekilen bir filmde böyle bir karakteri canlandırmanın kendim için, mesleğim için yeni bir kapı açacağını düşündüm ve kabul ettim.

Filmdeki saçınızın dizideki ile benzer olmasına takıldım ben. İnandırıcılık açısından risk değil mi bu?
Vahide G.: İnandırıcılık sorunu olacağını sanmıyorum ama... Saç konusunda bir karışıklık yaşandı. Aslında farklı bir model olacaktı. Aceleye geldi, bir karışıklık oldu. O an öyle karar verildi, öyle yapıldı.

CUMARTESİ
Bana bir masal anlat İstanbul
"Beethoven rock'çıdır"
Martha yoluna devam ediyor
Akdeniz kitapçısı
"Türkan Şoray başlangıçta çok huzursuzdu, Lale Oraloğlu aniden çığlık atmaya başladı"
Ankara mart ayını festivalle geçiriyor
Güneşli günler göreceğiz
Sözler ve işlemler
İlkbahar modası





Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet