|
 |
|
|
"İtibarınızdan kaç sıfır atabilirsiniz?"
İtibarınızı korumak için kâr hanenizden birkaç sıfır atmanız gerekiyorsa... Atın!
Şaşırdım. Böyle şık bir hareketi hiç beklemiyordum. Çok şaşırdım. Oysa geçen cuma değil, ondan önceki cuma gecesi sevgilim "Tüm Yeni Rakıları piyasadan toplamaları lazım" demişti. "Hah hah" demiştim ben de, "Sen çok mu rakı içtin bu gece? Bu söylediğinin maliyeti hakkında bir fikrin var mı?"
- İnsanlar ölüyor.
- İyi de Yeni Rakı'nın bir kusuru yok ki bu işte. Başkaları sahtesini yaptı diye, niye kendi "zararsız" rakılarını toplasınlar?
- İnsanlar ölüyor.
- Ben de toplamasınlar demiyorum. Toplasınlar. Ama niye zararı göze alıp toplasınlar?
- Çünkü insanlar ölüyor!
Siz o rakıları ne yapardınız?
"Çünkü insanlar ölüyor" elbette tek ve en mantıklı açıklama olmalı. Ama "bizınıs" alemlerinden söz ediyoruz burada.
Siz şirketlerin temel insani değerlerle hareket ettiklerine inananlardan mısınız? Saf mısınız?
Para diye bir şey var.
Ve bu alemde kâr en önemli kriter.
Sizin bir bakkalınız, marketiniz, barınız, restoranınız olsaydı, en ufak bir şüpheniz varsa elinizdeki rakılarla ilgili, onları satmaya devam eder miydiniz? Yoksa, şahsen tüm zararı göze alıp o rakıları lavaboya boşaltır mıydınız?
Bazıları o rakıları dökmeye kıyamadı. Ve ölümler devam etti. "İnsaniyet" yani, para söz konusu olduğunda o kadar da güvenilecek bir şey değil.
Psikolog kim, Ekonomi Nobel'i nere?
Neye güveneceğiz? Kendi tepkilerimize!
Niye o şampuanı değil de, ötekini kullanıyorsunuz? Niye bu çamaşır tozunu değil de, diğerini? Hangi diş macununun dişleri daha iyi koruduğunu hakikaten biliyor musunuz da, o marka diş macununu kullanıyorsunuz ısrarla?
2002'de ekonomi dalında Nobel Ödülü'nü bir psikolog aldı. Dr. Daniel Kahneman. Niye? Çünkü insanların alışverişteki tercihlerinin arkasında psikolojik etmenler de var.
Yani... "Çünkü insanlar ölüyor" ve çünkü başka bir sürü şey... Çünkü "kurumsal itibar" diye bir şey var. Çünkü "itibar sermayesi" diye bir şey var. Çünkü "kurumsal sosyal sorumluluk diye de bir şey var.
Yabancı bir dil gibi, değil mi?
Özetle, çünkü: İnsanlar ölmesin diye zararı göze alan bir firmanın insanlarda yaratacağı güven duygusu o zararı uzun vadede kat kat karşılar.
Kaç paralık itibarınız var?
1982 yılında Şikago'da Tylenol ürününe siyanür karıştığı için yedi kişi ölmüştü. Johnson&Johnson ne yaptı? Büyük bir hızla tüm ürünleri piyasadan çekti.
Netice?
Bugün hâlâ Johnson&Johnson diye bir marka var. Ve bugün hâlâ kurumsal itibar sıralamalarında üstlerde yer alıyor. O ürünleri toplamak zarar etmek demekti elbette. Ama işte itibar, o esnada edilen zarardan daha fazla para ediyor. En azından şirketi batmaktan kurtarıyor, markanın yaşamasını sağlıyor. Az şey değil.
* * *
Yeni Rakı (Mey İçki) milyonlarca YTL'lik (30 milyon dolar civarında) zararı göze alıp, piyasadaki tüm 70'lik rakılarını topladı.
Kâr hanesinden çok sayıda sıfır attığı ortada.
Ama itibarından sıfır atmadı.
Az şey değil. Deli misiniz, çok şey!
manik depresif köşe
Geçen hafta kredi kartları ile ilgili düzenlemeleri yazdım. Bu hafta Yeni Rakı üzerinden kurumsal itibar meselesine el attım. Haftaya da en kârlı yatırım araçlarını; hisse senedi, tahvil, bono piyasalarını falan mı yazacağım? Aman Tanrım! Manik haldeyim.
Mutluluk bazen anlamamaktır
Bayılırım rakı içen kadına. Annem mesela her yemek davetinde sofrada erkeklerle birlikte rakı içen tek kadın olurdu. Bayılırdım.
Ama ben rakı içemiyorum. Meyhanede ya da ocakbaşında değilsem, katiyen içmiyorum. Bar içkisi değil zira. Ben içince, içkinin dibini görmek istiyorum. Bu yüzden biracıyım.
O alkol yüzdesiyle, yanında mezeydi, etti, balıktı, bir şeyler olmadan rakının dibine vurmak hakikaten delice bir şey. Ne yapayım, ben de bunu okudum üniversitede. Alkolün vücuda neler ettiğini biliyorum. Stephen Hawking "Mutluluk anlamaktır" demiş ya. Halt etmiş. Bazen de anlamamaktır, bilmemektir.
Yoksa insan temiz temiz rakı içer:
"Bunu icad eden bir pir / Akşamleyin iki, sabahları bir / Artsın eksilmesin, aksın dökülmesin / Allah kimseyi meyhanesiz memlekete düşürmesin"
"Şans çöreği vecizesi" magazinden daha eğlenceli
Hafta sonları gazetelerin business eklerini okusanıza. Benim yeni favorim. Kesinlikle magazinden daha eğlenceli. Bir de aylık dergiler var. Gerçi isme özel gönderiliyor ama mesela bu ayki Sabah Business'ta şu Ekonomi Nobeli alan psikolog Kahneman'ın "şans çöreği vecizesi"nden söz ediliyor. Kahneman diyor ki "Hiçbir şey sizi asla sandığınız kadar mutlu edemez. Bazı şeyleri düşünmek, onların size çok önemliymiş gibi görünmesine neden olur."
İnsan bu kadar basit bir saptamanın bu kadar doğru olmasına şaşırıyor. E adam durduk yerde Nobel almıyor!
Bu esnada dergide bir de kitaba tosladım. Arın Dörtok'un, yazıma da başlık olan, "Kurumsal İtibarınızdan Kaç Sıfır Atabilirsiniz?" kitabı şirketlerde iç iletişimin ve çalışan mutluluğunun kurumsal itibara etkisi olduğunu gösteriyormuş.
Ben kitabı okudum mu? Okumadım. Büyüyünce CEO olacak değilim. Ama CEO'lar okuyup, biz çalışanları mutlu etmenin önemini fark ederse, sevinirim.
Oto-tekzip
Haftalık magazin dergilerinden birinde bir haber vardı. Nejat İşler don giymediğini açıklamış.
Olabilir. Magazin dergilerine soyunan birtakım hatunların mütemadiyen "Sanat için soyunurum" ya da "Erkeğimin geyşası olurum" demelerine, bunların o çıplak fotoğrafların başlığı, kılıfı vesairesi olmasına alışığız. Güleriz geçeriz icabında. Hatta Nejat İşler'i takdir bile edebiliriz. Yeni bir renk, yeni bir soluk, yeni bir başlık neticede.
Fakat iki yıl önceki bir haberden bahsediyorum. Ve bu iki yıl önceki haberden birkaç hafta önce de ben Nejat İşler'le bir röportaj yapmışım. Adam gayet düzgün, magazin dergilerine haber olmak için böyle başlıklar vermeyecek tipte biri. Bana öyle görünmüş. Haberi okuyunca kendimi aptal gibi hissettim takdir edersiniz. "Aa ben hakikaten salağım" dedim. O gazla da işte, Nejat İşler'le bu köşede azıcık dalgamı geçtim.
Sonra "Mustafa Hakkında Herşey" filminin oyuncularıyla röportaja gittim. Herkesle konuştum, sıra Nejat İşler'e geldi, tam soru soracağım... "Sen niye benim don giymediğim yazdın?" dedi. Hadiii! Ben onun donsuz gezdiğini tespit edip bu bilgiyi kamuoyuyla paylaşan bir acar muhabir değilim ki!
"Sen niye don giymediğini açıkladın?" dedim.
"Elele dergisi röportajda boxer mı giyersiniz, slip mi diye sordu. Ben de giymem diye cevap verdim. Durduk yerde açıklamadım ki" dedi.
O zaman anladım vaziyeti. Sonuçta bir kadın dergisi böyle bir soru sorabilir. Muhatabı da cevap verir. Bu öyle don giymiyorum diye kendini ortaya atıp haber olmaya çalışmakla aynı şey değil.
Ama işte acelem vardı. "Peki, tamam, hı hı" dedim, "Film iyi oldu mu? Nasıl kabul ettiniz rolü?" diye klasik sorulara geçtim.
Bugün okuyacaksınız "Anlat İstanbul" oyuncuları ile röportaj yaptım geçen hafta. Nejat İşler "Sen benim don giymediğimi yazdın" dedi.
Yine durumu açıklayacak ortam, vakit vs. yok. Zeytinyağlık yaptım. "Magazin dergilerine konuşuyorsun, ben yazınca kızıyorsun" dedim.
Şimdi ben haksız mıyım? Ben o haberi gördüm. Haksız değilim.
Nejat İşler haksız mı? Vallahi o benden daha haklı.
Vicdan azabı oldu içime. Hikaye budur.
Düzeltir, özür dilerim.
tubakyol@yahoo.com
|
|
|

|