|
10 yıl sonra Gazi Mahallesi...
Gereği düşünüldü!
On yıl olmuş. Gazi Mahallesi'nin etrafı barikatlarla çevrilmişti o gün; İstanbul'un dışına "çıkarılmıştı" olanlar. 12 Mart günü Halil Kaya, mahalle kahvesine ticari bir taksiden açılan ateşle öldürülmüş, olay protesto edilmişti. Protesto eden insanların üzerine panzerlerden açılan ateşle bu kez Mehmet Gündüz öldü, on kişi yaralandı. Ölümler 13 Mart günü, bu defa on beş bin kişi tarafından protesto edildi.
Sonuç: On ölü! Dört yüz yaralı! Ertesi gün gazetelerde kaçan bir oğlan çocuğuna doğrultulmuş polis silahı patlıyordu... Ben Cumhuriyet Ankara'da çalışıyordum o vakit, öldürülen çocukların anneleri gazete haberlerinde "İstanbul'da, Ankara'da hukuk kalmadı demek ki, aldılar davamızı Trabzon'a taşıdılar" diyordu. Sonra aylarca, on sekiz duruşma boyunca çocukları, yakınları öldürülen insanlar, otobüslere binip çocukları için adalet istemeye Trabzon yollarına düştü. Trabzon'da hâkim, ölen çocuğunun kanlı kazağını gösteren yaşlı anneye "Otur! Otur!" diyordu.
Emniyet açıklamalarında olayın Yeşil'in ekibi tarafından gerçekleştirildiği söyleniyor, on sekiz duruşma boyunca avukatların keşif talebi reddediliyor, nihayet tüm iç hukuk yolları tüketilip gereği düşünüldüğünde on bir kişiyi öldürmek, beş kişiyi yaralamaktan sanık yirmi polisin on sekizi beraat ediyor, ceza alan polisler de bir-iki yılla kurtuluyordu. Şimdi Gazi Davası'nın gereği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde düşünülüyor. "Yaşıyoruz ama yüreğimiz yok içimizde" diyor bir anne, Gazi Davası'nın "Gereği Düşünüldü" adlı belgeselinde.
Bu ülkede, çocuğu göz göre göre öldürülmüş o kadar çok anne gördüm ki "Anadolu" kelimesi artık bana hep acı şeyler söylüyor...
Görünmeyen yüzler
Sivas'ta iki kızı birden öldürülmüş anne, yan yana duran iki boş yatağı gösterirken artık yaşamıyormuş gibiydi. 1996'daki ölüm orucunda yitirdiği oğlu için açlık grevi yapan yaşlı kadının eli, elimde kasılıp kaldığında bir daha hiç konuşmayacak gibiydi ağzı. PKK militanı oğlunun mezarını arayan anne, açıkta bulduğu ölü gövdenin bağırsaklarını nasıl avuçlayıp kaldırdığını anlatırken artık başka bir gezegende gibiydi gözleri. Cezaevinden çocuklarını tabutla alan anneler, otuz kilo kalmış kızlarını evlerinde saklayan anneler... Hepsinin yüzleri nasıl da benziyordu "Gereği Düşünüldü" belgeselinde gösterilen kadınların yüzlerine. Bu yüzleri görmediği için, bu yüzler yeterince gösterilmediği için, hâlâ susuyor Türkiye. Bilmeyecek de... On yıl geçti aradan. Bilmeden unutuldu ölü çocuklar...
Gazetecilik! Niye?
Bundan sonra da bilmeyecek. Yeni Ceza Yasası geliyor zira. Çünkü:
"Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır."
Yeni yasa, madde 288. "Etkilemek amacıyla" meselesine kim karar verecek acaba? Benim bildiğim ceza hukukunda takdir olmaz. Bu nedir böyle?
Daha bir sürü maddeyle, bir sürü şey daha hiç bilinmeden unutulacak bundan böyle. Bu ülkede artık acaba niye gazetecilik yapılacak? Tarihe not düşme hakkı da elimizden alınınca bizim yaptığımız iş neye yarayacak?
ecetem@hotmail.com
|
|