Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Mart 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bence İrfan sergisini hissediyor"

Dokuz ay önce beyin kanaması geçirerek komaya giren heykeltıraş İrfan Korkmazlar halen yaşam mücadelesi veriyor. Onun eserlerinden oluşan bir sergi açan karısı Zehra Ö. Korkmazlar: "Çok derin bir yerlerdeydi. Onu döndürdüğümüze inanıyorum. Hastanede çocukların seslerini duyduğunda yüzü değişiyor. Sergiyi de anlattık. Bence farkında ve heyecanlanıyor"

ASLI ÇAKIR

İrfan Korkmazlar dokuz aydır komada.
29 Mayıs 2004 gecesinde uykusunda beyin kanaması geçirdi. Ambulans çağrıldı. Hastaneye gidildi. İlk hastanede "Beyin kanaması, umut yok" dendi. Karısı Zehra yılmadı. Başka bir hastaneye geçti. Aynı cümleleri burada da duydular. Cerrahlar ikna edildi ve müdahale yapıldı. İrfan Korkmazlar da komadaki yaşamına başladı. Tıbbın "locked in" dediği bir sendromun pençesine düşmüştü. İlk bir ay hiç tepki vermeyen Korkmazlar sevenlerinin desteğiyle ilerleme kaydediyor. Ailesi onun kendilerini hissettiğinden emin. "Döndü artık" diyor karısı.
Korkmazlar başarılı bir heykeltıraş. İlk kişisel sergisini 1990'da açtı. Sonra birçok sanat fuarına ve karma sergilere katıldı. Karısı ise ressam Zehra Özmeral Korkmazlar. Akademide tanıştılar. Bir-iki yıl arkadaşlıktan sonra flört etmeye başladılar. Evlendiler. İki çocukları oldu; bir kız bir erkek. Birlikte kızlarının ismini verdikleri Zeynep Sanat Evi'ni açtılar. Burada heykel ve resim dersleri vermeye başladılar. Ve bundan dokuz ay önce...
Her gün kocasının yanına giden, onunla birlikte film izleyen, izlerken filmi ona anlatan, ona kitap okuyan, elini tutan Zehra Ö. Korkmazlar bu dokuz aylık mücadeleye bir de sergi sıkıştırdı. Dün başlayan "Mucizeler Yaratmak İstiyorum." başlıklı sergi 29 Mart'a kadar Nişantaşı'ndaki Dirimart'ta. Korkmazlar "Sergide İrfan'ın eserlerinden başka fotoğrafları ve görüntüleri de olacak" diyor.
Bir de ilginç bir kitap olayı var. İrfan Korkmazlar beyin kanamasından üç-dört ay önce "Kelebek ve Dalgıç Giysisi" isimli bir kitap okuyor. Bu kitapta da kendisi gibi "locked in" sendromuna yakalanan biri anlatılıyor. O kitabın kahramanı, Jean-Dominique Bauby komadan çıktıktan sonra vücut fonksiyonlarını yitiriyor. Yatağa çakılı kalıyor ve sadece tek gözünü kırparak koca bir kitap yazdırıyor... "Beyin kanaması geçirmeden üç-dört ay önce o kitabı bana gösterdi. 'Böyle keyif yaparak geçmez hayat' derdi bana. O kitabı önüme attı. 'Bak ne hayatlar, ne insanlar var' dedi. Sonra aynı durumu kendisi yaşadı. Ben o zaman o kitabı okumadım. Sonrasında da okumak istemedim" diyor Zehra Ö. Korkmazlar.

"Gitmezdi biliyorum. Daha yarım kalan şeylerimiz var"
İrfan beyin durumu nasıl şu anda?
İrfan ilk aylarda hiçbir yerini kıpırdatamıyordu. Şu an çok derin bir yerden buraya doğru bir ilerleme var. El hareketleri başladı. Kirpik oynamasından bile biz bir şeyler anlıyoruz. Doktor diyor ki "Onlar refleks". Hayır değil. Bizim onu buraya döndürdüğümüze inanıyorum ben. Net bir şey yok ortada. Bu nereye kadar gider bilmiyoruz ama bilinmez içinde fazlasıyla ilerledik zaten. Şu an bu hareketleri yapabiliyor olması bile bir mucize. Yoğun bakımdakiler şaşırıyorlar bu duruma, "İrfan beyi siz, bu kadar yoğun sevginizle ve inancınızla bu hale getirdiniz" diyorlar.

Size tüm doktorlar "İmkanı yok" dediği halde siz neye güvenerek, "Hayır yaşayacak" dediniz?
Kocamı tanıyorum! Gitmezdi biliyorum.
Onunla daha yarım kalan şeylerimiz var. 20 yıllık bir beraberliğimiz var bizim İrfan'la. Birlikte büyüdük gerçekten, her şeyi birlikte yaptık. Sen o oluyorsun, o sen oluyor. "İnsan insan" dediğim biriydi. Bunu benim dememe gerek yok. Kimse kötü konuşamaz onun için.

Kocanız hastanede. Atölyenizle tek başına ilgileniyorsunuz. Bir yandan çocuklar. Böyle bir sergi nereden, ne zaman aklınıza geldi?
Aslında biz böyle bir sergiyi çok uzun bir zamandır planlıyorduk. Onunla da konuşuyorduk hastalığından önce. Ama hayatı sonsuz zannettiğimiz için hepimiz erteliyoruz bazı şeyleri. Bir de İrfan son zamanlarda daha çok hocalıkla ilgileniyordu.

Eserleri, başlığı nelere göre seçtiniz?
Serginin başlığı: "Mucizeler Yaratmak İstiyorum." Yaşadıklarımızdan yola çıkarak, biraz da onun adına düşünerek bu ismi verdik. Bu sergide yıl gözetmeksizin, bu sergi alanının alabildiği kadar eserini sergileyeceğim.

"Süre uzadıkça isteğiniz de artıyor. Daha çok özlüyorsunuz"
Bu dokuz ay size çok uzun geldi mi?
Çok uzun gelmedi biliyor musun? Ama zaman uzadıkça isteğiniz artıyor. Hadi diyorsunuz. Daha çok özlüyorsunuz. Bir hayatı paylaşmayı, iletişimi özlüyorsunuz.

Siz kime dayanıp ağlıyorsunuz?
Bir profesyonelle bir iletişim var şu an. Muhabbet ediyorum onunla. Açıyorum kendimi. O psikologla en ağır anından en hafif anına kadar bu olayın anlarını anlatan tablolar çiziyorum. O tablolar karşılığında da kelimeler söylüyoruz. İlk gece için elim kolum bağlı dedim. Ben bile hiçbir şey yapamıyorum dedim. Bu beni çok etkiledi.

"Müthiş bir iletişimimiz var. Elini tutuyorum, sıkıyor elimi"
Hastanede de iletişiminiz oluyordur.
Benimle müthiş bir iletişimi var. Konuşuyorum onunla. Elini tutuyorum, elimi sıkıyor. Söylediklerime elimi sıkarak cevap veriyor.

Bazen daha fazlasını istemiyor musunuz?
Tabii ki. Arada sırada ben de diyorum, "Bana bu rolü verdin ama... Ben de paylaşmak istiyorum, tamam artık, hadi artık." Çünkü tek taraflı bir ilişki bu şu an. Ben şimdilik onun adına düşünmeye çalışıyorum onu tanıdığım kadarıyla.

Her gün gidiyor musunuz hastaneye?
Evet. Gidemediğim zamanlarda atölyede oluyorum. Onun derslerini üstlendim. Eski öğrencileri devam ediyor. Ben olmadığım zaman yanında ablaları, ailesi kalır. Öğrencileri de gelip yardım ediyor.

Sizce İrfan bey serginin farkında mı?
Evet, farkında. Anlatıyoruz ona. Ve bence evet, heyecanlanıyor.

Sevginizin de farkında. Sizin, çocukların...
Orada olduğumuzu fark ediyor. Çocukların seslerini duyduğunda suratı değişiyor.

Bu işin bir de maddi yönü var...
İrfan'ın özel sağlık sigortası var. Ama haziran sonunda bu sigortayla ilişkimiz bitiyor. Olsun, ailemiz var, destek olanlar var. Tabii birtakım şeyler çok zor gidiyor. Gelecekle ilgili garantileriniz olmuyor böyle bir durumda. Ama mecbur kalınca her şeyi yapabiliyorsunuz.

"Babası felç geçirmişti. Üç dayısını da beyin kanamasından kaybetmişti. Böyle bir beklentisi vardı"
İrfan bey zaten bu tür hastalıklarla, durumlarla ilgileniyormuş.
Böyle hayatlar da onu çok ilgilendiriyordu. Richard Dreyfuss'un bir filmi vardır. Heykeltıraştır, kaza geçirir sonra yatağa bağlı kalır, ötanaziyle ilgili de bir filmdir. O film mesela onu çok etkilemişti.

Türkçesi "Bu Kimin Hayatı?" galiba o filmin.
Evet. Çok eski bir film. Ondan sonra "Konuş Onunla" gibi daha birçok filmi de ilgiyle izledi. Böyle bir durumda olma düşüncesi de vardı aslında. Belki babasının felç olması yüzünden.
16 yıl felçli babasıyla geçirdi hayatını. Üç dayısını da çok genç yaşlarda beyin kanamasından kaybetti. Yani bu onun hayatında vardı, saplantı şeklinde ama korku olarak değil.

Siz ne durumdasınız?
Ben hep sağlam olmak zorundaydım. İki çocuk var. Biri üç yaşında, biri yedi yaşında.

Nasıl karşıladılar bu durumu?
Çok zor tabii. Oğlumuz Memed'le birlikte çok güzel top oynuyorlardı. O kabullenemedi uzun süre. Ablası Zeynep konuşmasını istiyor, babasının sesini duymak istiyor. Evet, konuşabilsin, ellerini kullanıp tekrar bir üretim yapabilsin. Şimdilik ilk hedefimiz bu. Ayakları daha sonraki aşamada.

Hastanede neler yapıyorsunuz?
Bol bol müzik dinliyoruz. Kitap okuyorum. Oraya plazma ekranla bir sinema kurduk. Film seyrediyoruz, ben filmi ona anlatıyorum. Aslında evdeyken yorgunluktan gerçekleştiremediğimiz ama istediğimiz bazı şeyleri hastanede yapabiliyoruz şimdi. Komik çünkü eskiden o filmi koyardı, ben yorgunluktan 10-15 dakika sonra uyurdum.

Şimdi ayağa kalksa ilk olarak ne yaparsınız?
Hemen yurtdışına çıkarız, seyahate gideriz. Hiç durmam bile. Çok keyif alır yurtdışına gitmekten.

PAZAR
Bale artık "zengin işi" değil
"Yedizleri öldürürsem, Allah tek oğlumu elimden alır diye korkuyorum"
"Bu mektuplar aslında ben öldükten sonra yayımlansın istemiştim"
"Bence İrfan sergisini hissediyor"
Tavernacı Gülseren: 'Diplomasi neferiyim'
Bu ikiliye dikkat: Nezle ve grip
Günübirlik kayak
Ünlüler başka neyle uğraşıyor?
Lavanta tarlasından Lava markasına
Andon artık gündüzleri de açık
Kırmızı haberleri
Belediyecinin şaşkını...
Fransız tipi meyhane, Türk tipi bistro
İran üzerine notlar-2
İstanbul'da masal çok
"Özel" yayınevleri mutlaka korunmalı





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet