Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Mart 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İran üzerine notlar-2

İran'da rejim değişiyor; belirli bir dünya görüşüne ve İslam cumhuriyetine bağlı kalmak koşuluyla çeşitli grup ve zümrelerin adayları seçimlere katılıyor. Sokaktaki insanlar ve basın artık daha rahat konuşuyor

Fax: (0312) 427 20 64

Ortadoğu coğrafyası 11'inci yüzyıldan I. Dünya Savaşı sonrasına kadar temelde Türklerin kontrolündeydi. 13'üncü yüzyıldan itibaren, önce İlhanlı Moğol, sonra Timurlular hakimiyeti devrinde İran, Osmanlı'ya rakip çıktı. Bilhassa 16 ve 17'nci yüzyıllarda rekabet, savaş alanından uluslararası diplomasiye de taştı. 1683'te başarısız Viyana Kuşatması'nda ve izleyen yıllarda Osmanlıların karşısında Fransa bile ezeli Hıristiyan rakibi Almanya ile birleşti. Osmanlı ile ittifak yapan tek Hıristiyan devlet İsveç'ti; buna karşılık İran, karşımızdaki Hıristiyan lig ile müttefikti. Ortadoğu'da da tıpkı Avrupa'da olduğu gibi devlet menfaatleri dini aidiyetin önüne geçmişti. Üstelik o zamanlar İran'ı saf Türk hanedanlar yönetiyordu, asker ve sivil bürokraside de Türklerin ağırlığı vardı.
18'inci yüzyılın dünyası çağdaş dünyadaki eğilimlerden farklı rüzgarlarla oluşmuştu hatta İran'da 19'uncu yüzyılda da böyleydi. 19'uncu yüzyıl İran'ı bizimki gibi sancılı ve hızlı değişim geçirmedi; birçok değişikliği tehir etti ama aydın sınıfının Batı'ya açılması ve çağdaş eğitim görmesi babında bu söylenemez. Gelenekle Batı'yı iyi meczettiler, yani kaynaştırdılar. Ortaya Batı dillerine ve kültürüne aşina ama kendi klasik mirasını da muhafaza eden bir okumuş sınıf çıktı. Bu keyfiyet molla sınıfı için de geçerlidir; Batı dillerini öğrenmek, Batı'da hukuk hatta doğal bilimler eğitimi almak bu sınıf üyeleri arasında nadir rastlanan bir durum değildir. Ama bu etkili zümre bazı halde Fransız tütün rejisinin imtiyazlarını sarsacak tütün boykotu gibi hareketleri de örgütleyebiliyordu.
İran'ın mollaları ve laik zümresi arasındaki kavganın tarihini izlediğimizde aslında en azından bizim kadar kavga edildiğini görürüz. Türkiye'de daha laik bir düzenin var olması başka kurumların ve devletin bağımsız güçlü etkisinin varlığında aranmalıdır. Çoğu sefer etnik çatışma diye görülür ama 1905'te meşrutiyet devrimi yapan Azerbaycan ve Hazar kıyısındaki Gilan halkı bu işleri Türk olarak değil, İranlı olarak yapmıştır.
İran'ın etnik yapısı renkli; Fars asıllı olanlar ülkenin merkezinde ve yüzde 50 civarında. Isfahan, Şiraz, Yezd gibi uygarlık merkezleri bu bölgede. İran halkını asıl bağlayan unsur Şii İslam ve tabii imparatorluk geleneğidir. Kuşkusuz azınlıklar, Sünni Türk ve Kürtler de var. İranlılık güçlü bir şemsiye; onu sadece resmi planda okullarda değil, yurtdışında bir kimlik olarak da kullanıyorlar. Çünkü Ariler ülkesi demek olan İran bir ırkın ismi olmakla birlikte bu çok kapsayıcı bir ırk ve dediğimiz gibi Farslardan çok başka kavimden ve ırktan fatihlerin kullandığı bir isim.
İran'ın bizimkine eşit nüfusunun yarıdan çoğu şehirlere yığılmış durumda; Tahran, Meşhed, Isfahan, Tebriz, Şiraz milyonları barındırıyor. 1991 yılı rakamlarına göre, nüfusun üçte biri sanayide, bir o kadarı hizmet sektöründe ve daha az miktarı tarımda. İranlılar köylerinden kaçıyor. Sanayi üretimi bu göç eden nüfusu ememiyor ve yakın zamana kadar bizde olduğu gibi yavaş yavaş artan kronik bir enflasyon var.
İran rejimi değişiyor; bir müddettir belirli bir dünya görüşüne ve İslam cumhuriyetine sadık kalmak şartıyla seçimlere muhtelif zümre ve gruplar aday olarak katılıyor. Anayasa kurulu tarafından tespit ve tarif edilen aşırı uçların seçime girmesi mümkün değil. Ama son yıllarda hiç değilse sokaktaki insanlar ve bazı basın organları daha serbest konuşuyor. Esasen basın yayın organlarına az iltifat edilmesi, ülkenin telif ve tercüme kitap sayısını artırmıştır. Kitaplar muhtelif nedenlerle ucuz ve tercümeler bizdekinden daha kaliteli. Bu sahada Rusya ve İran çok benzeşiyor.
Ülke ihracatının her zaman için yüzde 75 ila 80'i petrol kalemlerinden oluşuyor. Geri kalan yüzde 20'lik miktar halı, konfeksiyon ürünleri, bazı değerli maden ve taşlar, havyar ve fıstık gibi zirai ürünlerden oluşuyor. Durum apaçık ortada; çeşitliliğe, farklılaşmaya ve yeni icatlara dayanan bir üretim yapısı yok. Petrol bir ülkede çeşitlilik ve üretimde farklılaşmayı engelleyen en önemli zenginlik; İran hatta Rusya gibi sanayi geçmişi olan ülkeler bile bu fakirleştirici zenginliğin etkisi altında. "Petrol de petrol" diye sızlanan ucuzcu ve hayalperest vatandaşlarımızın bu gerçekten ne kadar haberdar olduğunu bilmek lazım. Bence eski eserlerin kalıntıları arasında hazine bulacağı ümidiyle dolaşan saf köylülerden farkımız yok. Zenginleşmek için çok şey öğrenmek, mucit olmak, farklı alanlarda yatırım yapmak, bir yerde hiç küçümsemeyelim bizim gibi dağları delip barajlar yapmayı bilmek lazım. Bu daha güvenli bir hayat temin etmek ve örgütlü bir toplum olabilmek için gerekli.
Bizim İran'la iktisadi ilişkilerimiz hayati öneme ulaşmış değil hatta bu büyük ülkenin dış ticaretinde kayda değer bir orana dahi ulaşamamıştır. Şimdi ümidimiz İran doğalgazının Türkiye üzerinden geçmesi ve İran'ın Türk yatırımcılara kapıyı açmasıdır. Bu atalete, bürokratik engeller ve manasızlıklar kadar iki ülkenin hâlâ birbirini tanımaması nedendir. Her yıl milyonlarca İranlı ülkemizden gelip geçiyor; bunların içinde sadece Türkiye'de tatil geçirenlerin sayısı henüz artmakta ve olumlu sonuçlar sağlayacağına şüphe yok. Bizim millet ise İran'a henüz uzanıyor ve kültürümüzün kaynağını tanımaya başlıyoruz. Aslında sorun daha derinde yatıyor, üretimin ve tüketimin lezzetini almayan toplumlar; her zaman olmadık endişelerle iktisadi ve kültürel ilişkilerini kırparlar.

PAZAR
Bale artık "zengin işi" değil
"Yedizleri öldürürsem, Allah tek oğlumu elimden alır diye korkuyorum"
"Bu mektuplar aslında ben öldükten sonra yayımlansın istemiştim"
"Bence İrfan sergisini hissediyor"
Tavernacı Gülseren: 'Diplomasi neferiyim'
Bu ikiliye dikkat: Nezle ve grip
Günübirlik kayak
Ünlüler başka neyle uğraşıyor?
Lavanta tarlasından Lava markasına
Andon artık gündüzleri de açık
Kırmızı haberleri
Belediyecinin şaşkını...
Fransız tipi meyhane, Türk tipi bistro
İran üzerine notlar-2
İstanbul'da masal çok
"Özel" yayınevleri mutlaka korunmalı





Ahmet Turhan Altıner
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Ülkü Tamer

© 2005 Milliyet