|
Çorba...
ÖNCE kendi sofra kültürümüzün çorbalarından birkaçı; pirinç çorbası, şehriye çorbası, mercimek çorbası, tarhana çorbası, sebze çorbası, işkembe çorbası, vs...
Arkasından atasözleri çorbası; "ummadık taş baş yarar", "ateş olsa cürmü kadar yer yakar"; "iki el bir baş için", "komşuda pişer, bize de düşer"; "derdini söylemeyen, derman bulamaz", "bülbülün çektiği, dili belası"; "yalancının mumu yatsıya kadar yanar", "doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" vs.
***
Bir de bunlara kadın-erkek ilişkilerinin küresel çorbalarıyla, politikanın küresel çorbaları eklenince...
"Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin", "Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca"; "Seni ey gül sever canım ki canana hitabımsın", "Gülü takdime ne hacet, ne çiçektir biliriz"; "Payın sedası gelse de, sen hiç gelmesen, men beklerem kıyamete dek vuslat istemem", "Severim her güzeli senden eserdir diyerek" vs...
***
Politikanın küresel çorbaları ise; darağaçlı, zindanlı, kelepçeli, dipçikli, füzeli, bol yalanlı, resmi törenli, kırmızı halılı, beleş gezili, sert bakışlı, sahte gülücüklü, "hain" suçlamalı, dalkavuk alkışlı, korkutucu polemikli, tatavalı, gizli servetli...
***
Bir de bizim Türkiye'ye özgü "hamaset çorbası" var; "Çanakkale geçilmedi, ama yine de İstanbul işgal edildi" gibi...
İşin iç yüzü başka, dış yüzü başka çorbaları...
Kazara işin iç yüzünü; "resmi tarih"in arkasındaki gerçek tarihi merak ederseniz; "milli çıkarlara aykırı hareketten" bir ömür boyu gerilebilirsiniz çeşitli çarmıhlara...
***
"Türk'e Türk propagandası yapmayı" sürdürmeniz gerekir; Türk'e, tabularla dogmalardan arınmış, beyinsel bir çağdaşlığı layık görmek yerine...
Çünkü "yönetenler" için, "yönetilenler"in çağdaş kriterlerle bütünleşmesi, kendi tatavalarını güvelendirebilir.
Bırakın beyinleri buzlanmış olarak kalsın yönetilenler...
***
İnsanlığın tarihsel çorbaları ve ayrıca Türkiye'nin kendine özgü çorbaları...
Örneğin 1600'lerden bu yana kimler Türkiye'de doğmuş olsa idi, idam sehpaları da dahil, gayya kuyularında kavrulurdu; hangi Türkler Batı'da doğmuş olsalar, çektiklerini çekmeden yaşarlardı?
Akademisyenlerimiz sevimli bir listesini çıkartıp, kamuoyunun bilincine sunsalar böyle bir çift listeyi; vatana, millete, devlete yararlı mı olur, zararlı mı?
Bendenizin kulakları duyuyor gibi, kimlerin:
- Zararlı olur, zararlı olur, zararlı olur, dediğini...
***
İnsanlığın küresel çorbası dışında kalmış kadrolar, hiç mi çıkmadı insanlığın içinden?
Çıkmaz olur mu; sanatçılar, düşünürler ve bilimciler...
İşte örneğin, "Irmağın karşı yakasında yaşayan adamın, benimle hiçbir kavgası olmadığı halde, 'yöneticisi' benimkiyle kavgalı diye, beni öldürme hakkına sahip oluşundan daha aptalca ne olabilir?" diyen Blaise Pascal...
***
Atmosferin basınç gücüyle ilgili bilimsel çalışmalarıyla; insanın kol gücünün yerine, buhar gücünün yerleşmesinde büyük öncülüğü olan Pascal, "Düşünceler" adlı klasiğini de yazdıktan sonra 1662'de, 39 yaşında ölüp gitti...
Onun yaşadığı dönemde Osmanlı tahtında, zorla indirildikten sonra öldürülen deli İbrahim ile, yerine 5 yaşında sünnetsiz tahta çıkarılan Avcı Mehmet vardı...
***
Pascal, o dönemlerde İstanbul'da yaşamış olsaydı, acaba hayatı nasıl olurdu; Osmanlı siyasal çorbasına mı katılırdı, yoksa yine fizikle, matematikle mi uğraşırdı?
***
Vatanını seven bir Türk, böyle çetrefilli konuları merak etmez arkadaşlar.
***
"Sabahattin Ali, İngiltere'de yaşasaydı şayet"e, boş verin; ABD'ye en çok öğrenci gönderen ülkenin Türkiye olmasına da...
Elbet Ankara, Washington'a karşı bağımsızlığını hem kanıtlayacak; hem de İncirlik Üssü'nün genişletilmesi konusunda Pentagon'la sürdürülen görüşmeleri "devlet sırrı" olarak gizli tutacak...
Bundan daha doğal ne olabilir, söz konusu "milli çıkarlar" olunca...
***
"İnsanlık, milliyetçilikten kurtulmadıkça huzura kavuşamaz" diyen Bernard Shaw, acaba Türkiye'de doğmuş olsaydı; "milli çıkarlara aykırı hareket ve vatandaşları askerlikten soğutmaya kalkma" suçlamasıyla, zindanı boylar mıydı, boylamaz mıydı?
***
İster Bernard Shaw, ister bilmem kim; ister İrlandalı olsun, ister İngiliz; hepsi de onların Türk düşmanıdır. Şayet Türkiye'de doğmuş olsalar, Türk olmakla övünür, vatan sevgisinin ateşiyle, birtakım uçuk saçmalıklara düşmezlerdi arkadaşlar... Bunu böyle bilelim.
***
Yabancıların Türkiye'de gayrimenkul edinmeleri durduruldu. Global sermayenin görsel medyaya girmesi de serbest bırakıldı.
Bu arada hem AB üyeliği için göbek atacağız, hem AB'nin her uyarısına kulak asmayacağız; "milli çıkarlarımız" böyle gerektiriyor arkadaşlar!..
Ayrıca AB üyeliği "bağımsızlık"la çelişmez. Bağımsızlık demek, "yöneticilerin", "yönetilenleri", dilediği gibi dövüp sövmesi, asıp kesebilmesi, demek. AB ne karışır ki buna?
***
Unutmayalım, "önce vatan" arkadaşlar! Bakmayın siz, kirliliği arttıkça notu kırılan ülkeler karnesinde, 10 üstünden 3.2 almamıza...Bu bizi ilgilendirir sadece...
Rezaletleri ortalığa döküp, imajımızı bozmayalım arkadaşlar!
***
Enseyi karartmayın. 21. yüzyıl, yeni bir dönem; tatava çorbalarından arınma dönemi. Bunu anlayanlar ve anlamak istemeyenler diye ikiye ayrılmaya başladı dünya
Türkiye de, böylesi bir ayırımın dışında değil; onun zikzakları yaşanıyor şu sıralarda...
***
Şayet çorbayı seviyorsanız; gidip bir mercimek çorbası da içebilirsiniz; TV'yi açıp, ajans haberlerini de dinleyebilirsiniz...
c.altan@prizma.net.tr
|
|