|
 |
|
|
Demirel kaygılı!
Demirel kaygılı! Siyasal istikrar konusunda endişeleri olduğunu saklamıyor. Dün öğle vakti telefon sohbetimizde soruyordu:
"Türkiye gene yönetim zaafına mı gidiyor? Eski deyişle, kabili idare olmaktan çıkıyor muyuz? Tekrar gayrikabili idare mi olacağız? Endişelerim var."
Neydi bu endişeler?
Kaynağında neler olabilir?
Demirel, iki gün önceki yazımdan söz ediyor. Hükümetle Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt'ı birlikte eleştiren bu yazımda komutanın bazı cümlelerinin altını çiziyor. Bu sözlerin "boş olmadığı"nı belirtiyor.
Bu düzeyde bir komutana ait kamuoyu önündeki böylesi açıklamaların, anlaşılan, siyaseten pek hayra alamet olmadığını belirtmek istiyor. Ayrıca, bu tarzı onaylamadığını hissettiriyor.
Bir ara tarihe dalıyoruz.
1950'lerin sonunda zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Gürsel'in iktidara mektubunu hatırlatıyor.
Sonra sözü Amerika'ya getiriyor.
Ortadoğu ve Irak'ta sıkışan Amerika'nın bazı bakımlardan Türkiye'yi de sıkıştırdığına dikkat çekiyor Demirel. Bu noktayı da pek hayra yormuyor.
Yine tarihten konuşuyoruz.
1950'lerin sonunda Başbakan Menderes'in Moskova ziyareti planlarından Amerika'nın nasıl rahatsız olduğunu anlatıyor. 1960'ların sonundaysa yine Amerika'nın kendi başbakanlığı döneminde haşhaş yasağı için Türkiye'ye nasıl bastırdığına şöyle bir değiniyor.
Bir başka deyişle:
Türkiye'de darbeler...
Yakın siyasal tarihi şöyle bir konuşuyoruz. 27 Mayıs, 12 Mart, 28 Şubat... Darbelerin temelinde tek boyutlu nedenlerin yatmadığı malum.
Demirel de biliyor bunu.
Ayrıca belirtmekte yarar var:
Demirel dünkü sohbetimizde geçmiş darbelerden bugünlere herhangi bir paralel de çekmiyor.
Ama tedirgin!
Komutanların kamuoyu önünde konuşmaya başlamalarını siyaseten hayra yormuyor. Demin de belirttiğim gibi Demirel'in bu tarzı tasvip etmediği de açık.
"Türkiye'de kalıcı istikrara kavuşmak" bakımından rejimin kurallarına uymanın önemini vurguluyor. "Seçilmiş idarenin, seçilmiş Meclis'in önemi" konusunda konuşuyor.
Bu arada nedense, "asker korkusu" yaymanın sakıncasını söylüyor.
Ve yönetim zaafı mı var sorusunun altını bir kez daha çizmek ihtiyacını hissediyor. Sayın Demirel, öyle anlaşılıyor ki, "İstikrarı sağlam temellere kavuşturmak için" bugünkü hükümeti uyarmak gereğini duyuyor.
Milliyetçilik konusunu açıyorum.
Bu açıdan bazı tedirginlikleri dile getiriyorum. Hürriyet'in Karakol mesajı başlıklı manşetinden söz ediyorum.
Son kez 1958'de yapılmış olan bir törenin 47 yıl sonra yine o eski çerçevede canlandırılmasını tuhaf bulduğumu, yanlış bulduğumu söylüyorum.
Neden mi?
Bütün ülkeler, uluslar kendi tarihlerinin derinliklerine daldıkları zaman karakol baskını gibi trajik çok şey bulurlar da ondan. Çünkü o sayfalar her yerde, her zaman ne yazık ki kanla yazılmıştır.
Bunun istisnası pek yoktur.
Herkes herkes hakkında tarihin sayfalarında acı, trajik çok şey bulur. Onun için tarihin tutsağı olmak yerine, yerli yerine oturtmak gerekir.
Başka türlü barış olmaz.
Başka türlüsü olsa, Avrupa'da bugün barış olmazdı. Örneğin Fransızlarla Almanlar birbirlerinin gırtlağını sıkmaya devam ederlerdi. Ya da Pearl Harbour'dan dolayı Amerikalılar Japonlarla hiçbir zaman barış yapamazdı. Yeni bir tarz, yeni bir üslup yakaladıkları için barış ve dostluğun temelleri atıldı.
Hurşit Tolon Paşa,
Tarihsel duyarlıkları anlıyorum. Ama bunları anmak için artık farklı tarzlar geliştirmek daha isabetli olur diye düşünüyorum. Getirilemiyor ve eskide ısrar ediliyorsa, hatta bu konuda emrivakiler yaratılabiliyorsa, bunun altında bazı tatsız siyasal hesaplar yatmasından kuşku duyarım.
Sayın Demirel'le bu konuyu da konuştum. Genellikle sustu. Karakol mesajı ile ilgili olarak herhangi bir yorum yapmak istemedi. Ama son zamanlarda yükseliş eğrisi çizmeye başlayan milliyetçilik konusuna bir ara sözü getirerek şöyle demekle yetindi:
"Milliyetçiliğe dikkat edin diyorum. Ben de Türk milliyetçisiyim, ama çağdaş milliyetçi..."
Demirel niye mi tedirgin?
Ne mi demek istiyor?
Bu soruların karşılıklarını Tayyip Erdoğan'ın, Abdullah Gül'ün, AKP kurmaylarının düşünmelerinde yarar var. Çünkü bir süredir yazdığım gibi, kendilerini 17 Aralık'a kadar getiren 'yol haritası'nı unutmaya ve 'pusula'yı şaşırmaya başladıklarına dair işaretler çoğalıyor.
Bir başka deyişle:
Bir oyunun içine çekiliyorlar.
Farkındalar mı?
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|
|

|