Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Mart 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Fil / ayı... Fark etmez


9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile sağlığına açılan parantezden sonra ilk konuşmalardan biri.
Demirel kaygılı.
Pakistan'ın eski başbakanı Zülfikar Ali Butto'nun kendisine şu söylemini yansıtıyor:
"Süper büyük devletler fil gibidir.
Kin tutar.
İçinde bir süre saklar.
Sonra püskürür..."
ABD'nin son haftalarda yandaş gazete sütunlarından Türkiye'ye adeta lav püskürtmesi böyle mi yorumlanmalı?
ABD yönetimi, 1 Mart tezkere oylamasını unutamıyor. Sadece bu mu?
Beyaz Saray'ın uzaktan kumandalı yazarları sürekli, Ankara'ya mesaj veriyor:
"Amerika ile gerçekten dost olmayan bir müttefikle yola nasıl devam ederiz?"
O satırlar "hiçbir resmi sıfatı olmayan kalemlerden" diye tanımlanarak hafife alınsa da, resmi sıfatı olan ABD'nin Ankara Büyükelçisi'ne, ABD'nin devleti temsil eden seslerine ne demeli?
Türkiye'nin, başını kuma sokması ve Washington'un tavrını görmezlikten gelmesi, olanları ve olacakları değiştirmez. Olanlar ve olacakları "iyi teşhis etmek" önemli.
Bütün göstergeler iki olasılığı ortaya koyuyor:
"1) Beyaz Saray, Erdoğan'ın başında bulunduğu AKP iktidarına balans/manevra ayarı yapmak istiyor.
2) Washington, Erdoğan'ın başında bulunduğu Türkiye'deki iktidar ile iplerini kopartmaya kararlı."
Her iki olasılık da kabul edilir şeyler değil.
Atatürk Türkiye'si, hiçbir zaman uydu olmadı, olmaz da...
Ayrıca... Bu gerçeğin ötesinde... ABD politikasının birinci olasılığı sonuna kadar denemeden, ikinci olasılığa yoğunlaşarak "bilet kestiği" de sanılmasın. (Bu cümleyi, "bilet kesmeye kalkıştığı sanılmasın" diye düşünmeyi yeğlerim.)
Ancak... Zülfikar Ali Butto'nun "fil" metaforunu, İsmet İnönü'nün "ayı" metaforu ile sürdürmekte gene de yarar var. İsmet Paşa "Süper büyükle dostluk, ayıyla yatağa girmeye benzer. Sarılırken bile pençesi yaralar" demişti.
Yani...
Hadise, sadece reddedilen 1 Mart tezkeresi nedeniyle "olumsuz duygular birikimi" değil. Sonrasında, ABD ile yaşanacakları da kapsıyor.

Suriye nedir?
Demirel, dış politikada hataların olası ağır faturalarına işaret ediyor.
Soruyor:
"Suriye, Türkiye'ye hangi dostluğu yapmış?
40 bin Türkiye insanının canını kaybetmesine, Türkiye'de nehir gibi kan akmasına sebep olmuş. (Abdullah Öcalan'ın ve başında bulunduğu PKK'nin yıllarca Suriye'de ve Suriye işgali altındaki Bekaa kamplarında üslenmiş olduğunu anımsatıyor. G.C.) Şimdi Irak politikamızla Suriye'nin Irak politikası aynı çizgide denilerek Suriye'ye arka çıkmak yanlış."
Gerçekten, önce Turgut Özal, sonra da Demirel'in Şam gezilerinde bulunmuştum. Yemek salonunda iki kez aynı sahneyi gözlemiştim.
Özal da, Demirel de dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'a birer kâğıt parçası göstermişlerdi. Esad, kâğıtlara şöyle bir bakmış ve hiçbir şey söylemeden cebine koymuştu. Türkiye'ye uçarken o kâğıtlarda Abdullah Öcalan'ın Şam'daki evinin adresi ve telefon numaraları olduğunu Özal ve Demirel'den dinlemiştim. Esad, hiç oralı olmamış.
Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkarılması, Şam'ın iyi niyeti ve Türkiye'ye değişen bakışı nedeniyle değildi. Türkiye, "aksi halde Suriye'ye kuvvet kullanacağını" net bir şekilde açıklamıştı. Şam'daki yönetimin dizlerinin bağı çözülmüştü. Apo'ya yol öyle görünmüştü.
Suriye, ABD'nin Irak politikasını değiştirebilecek güç mü ki, kader birliği yapılsın? Oğul Esad için "sonun başlangıcı" yaşanmıyor mu?

Kilometre taşları
Demirel ile, "ABD ve Türkiye'nin yollarının kesiştiği kilometre taşlarını" konuşuyoruz. Siyasette, demokraside, ekonomide "ara dönemleri..."
Demirel, "Demokrasiyi, meşruiyeti, anayasayı savunduk. Ama bu çizgimiz Türkiye'de istikrarı sürdürmemize yetmedi. Başka güçler devreye girdiğinde istikrar bozuldu. Türkiye ağır sarsıntılar yaşadı. O sebeple kaygılıyım" dedi. Demirel'in mesajı, "Türkiye uydu olamaz ama yanlış hesap yapmak lüksü de yoktur" diye algılanabilir.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Üç felaket, bir millet
NAMIK Kemal kehanet gibi stratejik bir öngörü...
Çetin ALTAN
Çorba...
ÖNCE kendi sofra kültürümüzün çorbalarından b...
Melih AŞIK
Bu yasa felaket...
Bu bir demokratik felaket... Demokratikleşiyo...
Fikret BİLA
Org. Büyükanıt'ın üzüntüsü
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyü...
Hasan CEMAL
Demirel kaygılı!
Demirel kaygılı! Siyasal istikrar konusunda e...
Güneri CIVAOĞLU
Fil / ayı... Fark etmez
9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile sağlığın...
Abbas GÜÇLÜ
Mumcu, hükümet ve Boğaziçi
Erkan Mumcu, önceki gece, Genç Bakış'ta konuğ...
Hurşit GÜNEŞ
TL'nin cazibesi azalıyor
Ay başındaki Merkez Bankası'nın 2.4 milyar do...
Sami KOHEN
ABD ile ilişkide yeni gerçekler
WASHINGTON Raporu başlığı altında yazdığımız ...
Mehmet Y. YILMAZ
Medya yerine sorunlar hakkında kafa yorulsa!
Devlet büyüklerinin, siyasi yöneticilerin "me...
Faik ÖZTRAK
Bu hafta olanlar şansımız olabilir
Bu hafta döviz kurunda, faizlerde ve borsada ...
Hasan PULUR
Çanakkale zaferi ve askerin bir tas çorbası...
BU milletin tarihinde bir "Çanakkale Zaferi" ...
Derya SAZAK
Adliye yürüyüşü
Adliye yollarına düşecek gazeteciler için dün...
Meral TAMER
Boğaziçi Üniversitesi'nde bir anma töreni
Bilimin kokusunu soluyabildiğim ortamlar, ben...
Ece TEMELKURAN
Tsunami: Uzakdoğu
Bingöl: En uzak Doğu!

Unutulmuş olamaz; yatılı okuldan öğrencilerin...
Güngör URAS
4 büyük özel banka kredileri artırmış
Hisse senetleri İMKB'de işlem gören 13 banka ...
M. Ali BİRAND
Biz de kendimize çeki düzen verelim
Basın yasası ile ilgili kıyametler kopuyor ve...

© 2005 Milliyet