Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 18 Mart 2005 / Cuma  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tsunami: Uzakdoğu
Bingöl: En uzak Doğu!


Unutulmuş olamaz; yatılı okuldan öğrencilerin tabutlarla dağılışı. Bir gece, uykusunda çocukların dağılıveren bir okul binasının altında kalışı, unutulmuş olamaz. Çünkü "Bi' şey olmaz! Bi' şey olmaz!" diyen yağlı yağlı adamlar, çimentodan çalmıştı bir zaman, demirden kırpmıştı. Çünkü sonra deprem olmuştu, kadınların elleri dua ederken sabahlamış, tabutlar geçerken kucaklarına düşmüştü. Kadınların kucaklarına ölü çocukları düşmüştü. Bingöl çocukları bir gece depremde ölmüştü...
Bir yıl sonra gittiğimizde Bingöl'e, Necati idi adı, sanki saklambaçın nasıl oynandığını anlatır gibi, ölü arkadaşlarının nasıl yıkıntılar arasından çıkardıklarını anlatmıştı. On iki yaşında bir çocuğun artık ölmüş arkadaşları vardı... Sonra, duvarları hâlâ çatlak okullarını göstermişlerdi, kaldıkları konteynerleri, sonra yine ölmüş arkadaşlarının derslerinden son aldıkları notları. Bu yüzden mi çocuklara üzerlerinde bol duran büyük adam isimleri veriyorlar acaba? Şehabettin, Abdullah, Tacettin... Belki de, öldüklerinde, çocuk oldukları iyice tınlamasın kalanların kulağında diye "amca" isimleri takıyorlar bebeklere!
Şimdi işte Bingöl'de yeniden deprem oldu. Televizyonlarda, "taşra haberlerinin" o karlı, bulanık, silik, sessiz, sözsüz görüntüleriyle görüldü "ta oralardakilerinin" başlarına gelenler. "Bugün İstanbul'da hava" haberlerinin berrak, uzun ve ayrıntılı halinin yanında önemsiz bir ayrıntı gibiydi Bingöl'de olanlar, eksi bilmem kaç derecede sokaklarda yatanlar... Tıpkı Hakkâri'dekiler gibi, Hakkâri depreminden sonra çadır alamadıkları için öfkelenenlere yapılan isyan bastırma operasyonu gibi.

"Duyarsız mısınız ulen?"
Bütün bir dünyada bir yarış halinde tsunamizedelere yardım kampanyası yürütülürken çok kızmıştı mühim adamlar, Yunanistan'ın bile gerisinde kaldık diye. Bu ne duyarsızlıktı, bu ne densizlikti?! Depremin ne olduğunu en iyi Türk halkı bilirdi. E, o zaman nasıl olurdu da Türk milleti doğru dürüst yardım etmezdi? O dönemde sanki Türk milletinin en başta gelen özelliği duyarlılıkmış da, bir an için bu yüksek duyarlılığımızda bir düşme görülmüş gibi endişelenildi. Kendi çocukları ölürken isyan etmeyen bir millet Uzakdoğu'da, hiç tanımadığı, hayatlarına ilişkin en ufak bir şey bilmediği insanlara niye duyarlılık göstersindi ki? Üstelik Türk milleti bu felaketi bir tatil beldesine maceraya giden sosyete karakterlerinin "tatillerinin berbat olması" vesilesiyle öğrenmedi mi? Uçakların business class bölümünden Louis Vuitton bavullarıyla inen sarı saçlı kadınların anlattığı "felaket", kendi depreminde aç kalan, depremden sonra verilen evlerde bile yolsuzluk yapılan, çocukların kendi arkadaşlarının ölü gövdelerini taşıdığı bir ülke için ne kadar felaket olabilirdi?
Böyle bir ülkeye tsunamiye karşı duyarsız kalmasından ötürü çekilen "başbakan fırçası" o zaman da komikti, ama şimdi, Bingöl depreminin sessiz sedasız olup bitmesinden sonra, daha da komik geliyor insana.

"Ne şeker!"
Birkaç gün önce televizyonda, hangi "en uzak Doğu" şehrinin kasabası ya da köyüydü hatırlamıyorum, bir görüntü vardı ekranda. Çocuklar, deli gibi çağlayan bir nehrin üzerine kurulmuş, tahtaları eksik, derme çatma bir köprünün üzerinden geçerek gidiyorlardı okula. Kara bata çıka. İzleyen bir kadın o sırada, tutamadı kendini, "okuma aşkıyla" dere tepe aşan, kara batıp çıkan, yüzleri ve elleri soğuktan yanmış olan çocuklara bakıp "Ay! Ne şeker!" dedi aniden.
Demek o kadar uzaktaydı şehir. Bir kartpostala bakıp hüzünlenecek, "şeker" bulacak, "Ah! Ah!" diye iç geçirecek kadar uzakta. Üstelik o çocuklar için "cep telefonunuzla .... yazın, kısa mesaj olarak ....'a yollayın" türünden konforlu bir yardım organizsayonu da yoktu, Tsunamizedeler için "Yardım etmeliyiz" anonsları yapan ünlüler de. Dolayısıyla yapılacak bir şey yoktu; "duygulanmaktan" başka.
Sahi televizyoncular tsunami görüntülerini bizzat kendileri olay yerinde alıyorlar ve cam gibi ekrana yansıtıyorlar da niye hiçbir kanalın merkezinden Bingöl'e gitmiyor kimse? "Ay! Çok şeker!" kalsınlar diye mi sence?

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Üç felaket, bir millet
NAMIK Kemal kehanet gibi stratejik bir öngörü...
Çetin ALTAN
Çorba...
ÖNCE kendi sofra kültürümüzün çorbalarından b...
Melih AŞIK
Bu yasa felaket...
Bu bir demokratik felaket... Demokratikleşiyo...
Fikret BİLA
Org. Büyükanıt'ın üzüntüsü
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyü...
Hasan CEMAL
Demirel kaygılı!
Demirel kaygılı! Siyasal istikrar konusunda e...
Güneri CIVAOĞLU
Fil / ayı... Fark etmez
9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile sağlığın...
Abbas GÜÇLÜ
Mumcu, hükümet ve Boğaziçi
Erkan Mumcu, önceki gece, Genç Bakış'ta konuğ...
Hurşit GÜNEŞ
TL'nin cazibesi azalıyor
Ay başındaki Merkez Bankası'nın 2.4 milyar do...
Sami KOHEN
ABD ile ilişkide yeni gerçekler
WASHINGTON Raporu başlığı altında yazdığımız ...
Mehmet Y. YILMAZ
Medya yerine sorunlar hakkında kafa yorulsa!
Devlet büyüklerinin, siyasi yöneticilerin "me...
Faik ÖZTRAK
Bu hafta olanlar şansımız olabilir
Bu hafta döviz kurunda, faizlerde ve borsada ...
Hasan PULUR
Çanakkale zaferi ve askerin bir tas çorbası...
BU milletin tarihinde bir "Çanakkale Zaferi" ...
Derya SAZAK
Adliye yürüyüşü
Adliye yollarına düşecek gazeteciler için dün...
Meral TAMER
Boğaziçi Üniversitesi'nde bir anma töreni
Bilimin kokusunu soluyabildiğim ortamlar, ben...
Ece TEMELKURAN
Tsunami: Uzakdoğu
Bingöl: En uzak Doğu!

Unutulmuş olamaz; yatılı okuldan öğrencilerin...
Güngör URAS
4 büyük özel banka kredileri artırmış
Hisse senetleri İMKB'de işlem gören 13 banka ...
M. Ali BİRAND
Biz de kendimize çeki düzen verelim
Basın yasası ile ilgili kıyametler kopuyor ve...

© 2005 Milliyet