|
Gazeteci hapishanesi
1 Nisan'da yürürlüğe girecek TCK, Türkiye'yi büyük bir gazeteci hapishanesi haline mi getirecek? Tartışılıyor. Neyi tartışıyoruz?
Bu yasa maddelerine tepki koyuyoruz ama AB ülkelerinde, aynı konularda düzenlemeler nasıl?
AB ülkelerinde genellikle var olan kısıtlamalar yeni TCK'de de varsa, o zaman hükümetten gelebilecek böyle bir savunma karşısında ne diyeceğiz?
Peki hangileri AB yasalarında da yer alıyor?
Hangi maddeler, AB hukukunun da dışladığı kabul edilemez cezalar getiriyor?
Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi, ciddi çalışmalar yapmış.
Ancak önemli eksik, "AB ülkeleri yasalarıyla mukayeseli (karşılaştırmalı) hukuk zemini..."
Böyle bir zemin olmayınca, tepkiler bazı maddeler için havada kalabilir.
Sözgelişi...
Yeni TCK'nin yürürlüğe girmesinden sonra "mahkemede, fotoğraf ve TV kameraları olmayacak..."
Bu gerçekten yerinde bir hüküm.
Batı demokrasilerinde de, hâkimin yüzünde, spot ışıkları patlatılarak etki altına alınma yoktur. Daha suçu kanıtlanmamış, hüküm almamış sanık, tahta parmaklıklar arkasında ya da bileğinde kelepçeyle teşhir edilemez.
Mahkeme salonlarında sadece resim çizilmesine izin verilir.
Bu ve benzeri çağdaş hukuk düzenlemeleri yeni TCK'de de var.
Buna karşılık... Yazının başında belirttiğim karanlık boşlukta gibiyiz.
Yön saptaması yaptıracak gökteki yıldızlar gibi AB ülkeleri uygulamaları bilinmiyor.
Adalet Bakanlığı'na, TBMM Adalet Komisyonu'na, meslek kuruluşlarımızın gönderdikleri uyarılar, eleştiriler gerçi özenle hazırlanmış ama AB ülkelerinde aynı alanın düzenlenişi ile karşılaştırma, paralel oluşturma notlarından yoksun.
Oysa...
Türkiye yerküre hukuk düzenlemelerinden kopuk bir coğrafya değil ki...
Borsa, finans, ticaret ve borçlar hukuku alanları küresel hukukla uyum içindeyken yeni TCK hükümleri için de "uyum" ölçütleri neden olmasın?
Böyle ölçütler varsa açıklanmalıydı.
Ancak...
Genel yaklaşımda bir önemli ve temel çelişki, yasanın tümü için kaygıların yersiz olmadığının işareti.
Daha önce gene AKP tarafından çıkarılan Basın Yasası, "gazeteci için hapis cezası olmaz" ilkesine dayandırılmıştı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, "Artık kimse, yazdığı ve söylediği için hapis yatmayacak" mesajını vermişti.
Biz gazeteci milleti, bu güvencelerin rehaveti içinde yeni TCK'ye gereken önemi vermedik.
Çok sert ve ağır hapis cezalarının getirildiğini -sanki- atladık.
Gafil avlandık.
Sonuç... Gazeteci yazdığı, söylediği için bu yasa ile hapis yatar.
Ve biz daha şimdi şimdi gereken tepkiyi göstermeye başlayabildik.
Fakat hâlâ kafamızın bir yerlerinde "ya şu şu şu maddelerde AB ile aynı hükümler getirilmiştir denirse" diye bir kuşku yok değil.
Üniversitelerde aradığımızı "tam olarak" bulduğumuzu da söyleyemem.
Ne yazık ki "mukayeseli hukuk" diye bir kürsü, bölüm ve ders yok.
Eleştirdiğimiz maddeler AB ülkelerinde şöyle düzenlenmiş diye bir çalışma da -bildiğim kadarıyla- yok.
Adalet Bakanı Çiçek'ten dinlediklerimi yansıtayım:
"Yeni TCK hazırlanırken üniversitelere, hukuk fakültelerine başvurduk. Yanıt alamadık. Sadece ikisinden ses geldi. Onlarla toplantı yaptık. 10 kişilik toplantıdakilerin 6'sı bizim bakanlık mensuplarıydı. İlgi böylesine azdı."
Yasa bu haliyle yürürlüğe girse bile, ciddi bir mukayeseli çalışma için kendi içimizde düğmelere basıldı.
Gelecek bilgilere göre tavır belirlenecek, bilimselliği ve demokrasi ekseni ile ağırlığı olan tavır konacaktır.
Diğer hukuk alanlarında da olduğu gibi AB normları dışında düzenlemeler -çaresi yok- değişir.
Uluslararası basın kuruluşları devreye girer.
Avrupa gazeteleri, TV'leri yayına geçerler.
Avrupa Parlamentosu Komisyonu bu maddeleri gündemine alır.
Yani...
Seçmenin yüzde 25'inin oyu ile parlamentoda yüzde 68 temsil gücü sınırsız sanılmasın.
Fakat bütün bunlar için önce bizim dosyamız tutarlı olmalıdır.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|