|
Emsal değil, ama...
AB açısından Türkiye ile Hırvatistan'ın üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda bazı benzerlikler bulunabilir. 17 Aralık Brüksel zirvesinde, iki ülkeye tarih verilmişti: Hırvatistan için 17 Mart, Türkiye için de 3 Ekim... İki ülke için de temel bir ön şart koşulmuştu: Hırvatistan kaçak bir savaş suçlusunu bulmak için uluslararası camia ile işbirliği yapacaktı. Türkiye de Uyum Protokolü'nü -Kıbrıs dahil yeni üyeleri kapsayacak şekilde- imzalayacaktı...
Hırvatistan'la müzakere sürecinin başlangıç tarihi önceki gün geldi çattı. AB, Hırvat hükümetinin savaş suçlusu Gen. Ante Gotovina'yı bulamadığı veya bulmak için yeterli çaba harcamadığı için müzakereleri ertelemeye karar verdi.
Peki, Başbakan İdo Sanader'in hükümeti (ki AB üyeliğini istiyor) neden böyle davransın ki? Sebebini, Hırvatistan'daki güçlü milliyetçi akımla aramak lazım. Halkın geniş kısmı, en az 150 Sırp'ı katletmekle suçlanan General Gotovina'yı bir milli kahraman olarak görüyor. Sanader'in partisi (HDZ) de milliyetçi, hatta bağnaz bir tabana dayanıyor...
Sebebi ne olursa olsun, AB müzakereler için koştuğu şartın yerine getirilmemesi karşısında, tavrını açıkça ortaya koydu ve müzakereleri erteledi.
* * *
AB'nin bu kararı, her nedense bazıları tarafından Türkiye için de emsal gösterildi. Oysa, Türkiye için koşulan şartlar farklı. Dışişleri Bakanı Gül'ün dediği gibi Türkiye sorumluluklarını yerine getirdikten sonra kimsenin diyeceği bir şey olmaz...
Ancak AB'nin tavrı, temel kriterler konusundaki duyarlılığını ve kararlılığını da ortaya koyuyor. Şartlar farklı da olsa, bu mesajın iyi algılanmasında yarar vardır...
Ve sonunda çöküş...
"SAVAŞ kaybedilmişse, bu benim umurumda değil. İnsanlar perişan olurlarsa, olsunlar. Onlar için bir göz yaşı bile dökmem, çünkü onlar hiçbir şey hak etmediler"...
Bu acımasız sözler, Adolf Hitler'e ait. Führer, Nazi Almanya'sının savaşı kaybettiği günlerde işte böyle diyordu...
O günleri beyazperdeye yansıtan "Çöküş" ("Downfall") adlı film, Hitler'in gaddarlığının ve çılgınlığının nereye kadar gittiğini gözlerin önüne seriyor.
Müttefikler Almanya'yı işgal ederken, Rus kuvvetleri Berlin'e girerken, Führer hâlâ Nasyonal Sosyalizmin ülkede ve Avrupa'da zafere ulaşacağı hayaliyle askerlerini ve halkını direnmeye çağırıyor... Almanya çöküyor, Berlin viran oluyor, siviller ölüyor, ama Hitler ve onun yardımcıları, "Alman halkı bunu istiyor, biz ona güveniyoruz" şeklinde konuşmaktan da çekinmiyor... Oysa halkı gözü kapalı kendi emirlerine itaat etmeye, bu uğurda ölüme gitmeye sevk eden bizzat Hitler.
* * *
ÖNCEKİ gece İstanbul'da ilk tanıtım gösterisi yapılan Alman prodüksiyonu "Çöküş" filmi, gerçekten seyirciyi şoke ediyor ve de düşündürüyor. Bu çılgın bir liderin basit serüveni değil, bir süre Avrupa'yı sarsan yıkıcı bir ideolojinin de çarpıcı bir öyküsü...
Filmin önümüzdeki hafta vizyona girişi, Hitler'in "Kavgam" (Mein Kampf) kitabının Türkiye'de birdenbire satış rekorları kırdığı bir zamana rastlıyor. "Çöküş", "Kavgam" ile çıkılan yolun nerede ve nasıl bittiğini gözlerin önüne seriyor...
skohen@milliyet.com.tr
|
|