Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 22 Mart 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dünya doların geleceğini tartışıyor

Dünya doları konuşuyor. Euro karşısında kan kaybı süren dolarda neler olabilir, hangi gelişmeler, hangi ülkelere yarar, hangilerine zarar verir?.. Üzerinde durulan iki olasılık var: Birisi dolarda 'küresel bir çöküş', diğeri ise toparlanma. Bunlar teorik değil, gerçek olasılıklar. AB destek çıkmazsa, ABD, dış açıkları azaltmak için yapısal tedbirler almazsa, 1.5 trilyon dolar rezerv tutan Asya ülkeleri, tereddütlü açıklamaları aşıp gerçekten rezervlerindeki dolar payını azaltırsa... Bunlar, birinci olasılığı güçlendirebilecek gelişmeler olarak sıralanıyor. Ancak tersi olursa, G - 8, dolara destekte kararlı bir politika izler, ABD, 'sıfır tasarruf, tüketimle büyüme, el kesesinden harcama' politikasını bırakır, Çin de yuan'da dalgalanmaya izin verirse dolar değerlenir, Asya ülkeleri dolardan çıkmaktan vazgeçerler... Bu da ikinci olasılık. Türkiye'nin, 'değerli TL - yüksek cari açık - açığın sıcak parayla finansmanı' gibi üç ayaklı bir 'paket' sorunla başa çıkmak için politikalar geliştirmek zorunda olduğu belirtiliyor. En kötü olasılık, yüksek getiri cazibesiyle akan sıcak paranın yön değiştirmesi

TARIK YILMAZ

ABD'de 'İkiz Kuleler'e saldırı, dünyada politik süreçleri derinden etkilemişti. Hâlâ da etkilemeye devam ediyor. Dünya ekonomisini derinden etkileyen bir başka 'ikiz' daha var ve bunlar da ABD kökenli: ABD'nin büyük bütçe ve cari açığı! Ekonomistler bu iki açığı, 'İkiz açıklar' olarak adlandırıyor. Bütçe açığı 412 milyar dolar, cari açığı ise 666 milyar dolar! Bu rakamlar 11.7 trilyon dolarlık ABD ekonomisi için bile çok büyük!
ABD'nin bu büyük açıkları 'şimdilik' göğüsleyebilmesinin en önemli nedeni doların dünyada 'rezerv para' olması. Dünyadaki döviz rezervlerinin yüzde 70'e yakını dolar cinsinden. Geçmişte tüm dünya rezervlerinin yüzde 70'ini tek başına tutan ABD'de bu oran şimdi yüzde 4. Yani ABD, artık döviz biriktirmiyor. Bu işlev Japonya, Çin, Kore, Almanya gibi ülkelere aktarılmış durumda. ABD parasını dünyaya rahatlıkla pazarladığı için (rezerv para) istediği gibi para basıyor. Rakamlar para arzının ABD'de inanılmaz hızla büyüdüğünü gösteriyor. Ancak bu arz dış piyasalar tarafından çekildiği için içeride enflasyonist bir etki yaratmıyor. Üstelik ABD buradan ciddi bir senyoraj geliri de elde ediyor.
Dizginlenemeyen tüketim talebini karşılamak için 1.8 trilyonluk ithalat yapan ABD'nin büyük dış açığının finansmanı, özellikle Asya ve Avrupa ülkelerinin büyük dış fazlaları ile sağlanıyor. ABD tahvillerinin en büyük alıcıları durumundaki Asya ülkeleri 1.5 trilyon dolar civarında rezerv tutuyorlar. Başka bir ifade ile ABD tüketimini kredilendiriyorlar...
Amaaa, nereye kadar?.. Sorunun yanıtı açık aslında. Bu rezerv değerini koruduğu ve artırdığı sürece... Ancak ABD Doları değer kaybediyor! Tam da bu nedenle, rezervlerindeki dolar ağırlığını azaltmak eğilimindeler. (Bazı ekonomistler bu gelişmenin dolarda küresel bir çöküşü tetikleyebileceği görüşünde!) Doların değerini daha da zorlayabilecek böyle bir gelişme halinde, ortaya çıkacak dolar arzına talep nereden gelecek? Değer yitiren bir paraya kimse yatırım yapmayacağından eninde sonunda bu paranın 'sahibine' dönmesi kaçınılmaz. Bu da doların anavatanında enflasyonist zorlamalar geleceğinin işareti olarak değerlendiriliyor. ABD Merkez Bankası'nın daha kısa aralıklarla ve daha yüksek oranlı faiz artışı kararları alabileceği beklentisi oluşuyor. ABD, dolara destek kararı alırsa ne olur?

Daha hızlı faiz artırımı
ABD'nin kısa vadede kullanabileceği en önemli silahı faiz. ABD Merkez Bankası (FED) Haziran 2004'te yüzde 1 olan faizleri altı kez artırarak yüzde 2.5'e çekti. Ancak geçen haftaki hareket dışında bu faiz artırımları ile borsasına ve tahvillerine yatırımcı çekmeyi başaramadı. Çünkü bu faiz oranıyla ABD, yatırımcılara neredeyse negatif getiri (enflasyonun altında) sunuyor. Salı günü yapılacak FED toplantısından çıkabilecek yarım puanlık artış faizleri yüzde 3'e çıkaracak ve getiri beklentisi pozitife dönecek. Ancak yine de oranın daha da yukarı çıkması gerektiği konuşuluyor.
Öte yandan hafta içinde ABD'de gösterge olarak kabul edilen tahvillerin faizi yüzde 4.5'i aşması ve yabancı yatırımcıların bu tahvilleri talep etmesi bundan sonraki olası artırımlara tepkinin ABD lehine sonuçlar vereceğini gösteriyor. G7 - G8'de 'rezervlerini dolar olarak tutma' kararı alırsa dolar beklenenden daha hızlı toparlanabilir. Çin'e yapılan 'esnek kura dön' baskısının sonuç vermesi bu gelişmeyi destekleyebilir.

Ya dolar kaçarsa...
Bu gelişmeleden Türkiye'nin nasıl etkileneceğine gelince... Türkiye'nin bu gelişmelere en duyarlı göstergesi yüksek cari açığı. ABD ile benzer bir sorun yaşıyor. 16.2 milyar dolarlık açık, önemli ölçüde sıcak parayla finanse ediliyor. Türkiye'nin çapı itibariyle etkileyemeyeceği dolarla ilgili küresel gelişmeler, kırılganlığını artırıyor. Türk tahvilleri hâlâ cazip, hâlâ yüksek getiri sunuyorlar. Ama ABD'nin faiz artırımı ve diğer başka etkenlerle doların değer kazanması, Türkiye'nin müşteri olduğu fonların yönünü değiştirebilir. İşte o zaman Türkiye bu açığı finanse etmekte zorlanabilir.
Son iki yıldır sadece Türkiye'ye değil yükselen piyasaların tümüne akan sıcak paranın tekrar ABD'ye dönmeye başlaması, bu ülkelerin tamamında sıkıntı yaratma potansiyeli taşıyor. Son haftalarda yaşananlar doların YTL karşısındaki değerinin içsel gelişmelerden çok dış akımlara daha duyarlı olduğunu gösterdi. Yatırımcıların getirisi artan ABD tahvili almak için Türk tahvili satıp dolara yönelmesi, kuru yükseltebilir. Hafta içindeki gelişmeler bunun ilk işareti olarak yorumlandı.

'Türkiye yaralı parmak gibi çıkıyor'
Ekonomist Ergin Yıldızoğlu'na göre, Türkiye konjonktüre dezavantajlı giriyor. Piyasaya dönen Arjantin'e yatırımcıların ilgi gösterdiğine dikkat çeken Yıldızoğlu, "Hem Asya hem de Latin Amerika'da cari açık, dış ticaret açığı konusunda bir sorun yok ve büyümenin kaynağı belli. Türkiye bu ülkeler içinde yaralı parmak gibi ortaya çıkıyor. Son zamanlarda ABD ile süren tartışmalar da eklenince Türkiye'den risk primi daha düşük ülkelere sermaye kayışının olabileceği söylenebilir. Türkiye'de 37 milyar dolarlık sıcak paradan söz ediliyor. Eğer doğruysa, bu paranın salt ekonomik nedenlerle Türkiye'de olduğunu söylemek zor. Bu kadar büyük para kaçmak istese kapıda sıkışır. Büyük kısmı telef olur. Bu nedenle ekonomik gerekçeler bir yana, jeopolitik bağlantılar nedeniyle Türkiye'de büyük türbülans olacağını tahmin etmiyorum. Ama politik baskı unsurları yavaş yavaş artırılabilir, kısa türbülanslar olabilir. Dolar Türkiye'de yükselmeye devam edecektir. Ancak değerlenme sıcak paranın buna ne kadar izin vereceğine bağlı" diyor.

Greenspan bütçe açığından endişeli
Cari fiyatlarla 11.7 trilyon dolarlık bir ekonomi olan ABD, 2004'ü 412 milyar dolar bütçe, 665.9 milyar dolar cari açıkla tamamladı. Cari açığın gayri safi yurtiçi hasılaya oranı da yüzde 5.7'ye kadar yükseldi. Bu açıklar ABD ekonomisinin gördüğü en yüksek açıklar olarak tarihe geçti.
FED Başkanı Alan Greenspan, bütçe açığının cari açıktan daha önemli olduğunu düşünüyor. 11 Mart'ta ABD Dış İlişkiler Konseyi'nde yaptığı açıklamada, bütçe açığından endişe duyduğunu çünkü bütçe açığının piyasa mekanizması içinde düzeltilebilecek bir dengesizlik olmadığını söyledi.
Bu açıklama, ABD'de mali istikrarsızlığa neden olan unsurlarda bir miktar düzelme olabileceğine ilişkin sinyal olarak algılandı. Bütçe açığının azaltılması Bush'un başkanlığı döneminde hızla artan askeri harcamaların kısılmasına bağlı olduğu görüşü genel kabul görüyor. Ancak başta İran olmak üzere Ortadoğu'da farklı bir rol üstlenmeye soyunan ABD'nin tavrı, başta bütçe olmak üzere tüm makroekonomik verilerin belirlenmesinde önemli bir etken olacak. Bu arada ABD'de 2005 yılı bütçe açığı 430 milyar dolara yaklaşması bekleniyor.
Cari açığın ise 665.9 milyar dolarlık (Türkiye'nin milli gelirinin 2.2 katı) rekordan sonra faiz artırımlarıyla birlikte dolarda yaşanacak toparlanmanın ardından gerilemesi bekleniyor. Ancak faiz artırımı dışında henüz bir önlem alınmaması cari açıktaki belirsizliğin sürmesine neden oluyor. Yapısal sorunlara çözüm üretilmemesi durumunda bu açıkta ciddi bir iyileşme beklenmiyor.

Euro hâlâ güçlü ama gözler FED'de
Türkiye'de para ve sermaye piyasaları bu hafta nefesini tutup Amerikan Merkez Bankası'ndan (FED) çıkacak faiz artırım kararını ve yansımalarını bekleyecek. Eğer çeyrek ya da yarım puanlık artırım gelirse Türkiye'de bono piyasasına satışların artması beklenmeli. Önceki hafta sonuna kadar piyasanın gösterge tahvili 27 Eylül 2006 vadeli tahvilde dolar bazında yüzede 9 getiri sağladığı düşünüldüğünde yabancılar getirilerin azalacağı düşüncesiyle satışa geçebilir. Bu, dövize alım gelir ve dolar geçen hafta başlattığı yükselişine devam eder.
Hatırlanacağı üzere Merkez Bankası'nın 9 Mart'taki 2.4 milyar dolarlık müdahalesinden sonra bile sakinliğini koruyan ve 1.2650 YTL'den işlem gören dolar, ertesi gün yabancıların satışa geçmesiyle yükselişe başlamıştı. 11 Mart'ı 1.2750 YTL'den kapatan dolar geçen haftaya ise 1.2930 seviyesinden başladı.
Yatırımcıların ABD tahvillerine yönelmesi ise Brezilya, Rusya ve Türk piyasalarında bono satışlarını ve döviz alımlarını beraberinde getirdi. Perşembe günü serbest piyasada 1.3320 YTL'den satılan dolar son iki ayın en yüksek düzeyine ulaştı.
Yükselişte, euro dolar paritesinin de etkisi vardı. ABD tahvillerine gelen alımlar sonrası 1.34 seviyesinde bulunan parite 1.31'e kadar geriledi. Haftanın son işlem günü bir miktar yükselerek 1.32 seviyesini aşan dolarda gözler kısa vadede FED toplantısında olacak. Ancak ABD'nin içinde bulunduğu durum dikkate alınmayıp yapısal sorunların çözümü ertelendiği sürece paritede dolar lehine ciddi bir düzelme beklenmek yanlış olur.

'Ortadoğu'dan elini çekerse dolar da ABD de rahatlar'
Mahfi Eğilmez (Garanti Bankası Yönetim Kurulu Üyesi)
ABD kısa vadeli faizleri artırması bizim piyasaları da olumsuz etkiler. Bundan sonraki faiz artırımı 0.25 değil yarım puan olur. Bu da Türkiye'nin de dahil olduğu piyasalardan sermaye çıkışına neden olabilir. Dolayısıyla bu çıkış dolarda bir yükselişin işareti anlamına gelir.
Türkiye iki yıldır beklentilerle gidiyor. IMF ve AB ile ilgili beklentiler piyasalarda olumlu atmosfer yarattı. Ama bu beklentiler terse dönerse elbette dolar yukarı gider. Biz diğer ülkelerden biraz farklıyız. Bizden sermaye kaçışı diğerlerine göre daha az olabilir.
Ancak dünyada 'ABD ekonomisi krize girebilir' endişesi var. Ellerinde büyük dolar cinsi rezerv olan ülkelerin rezervini çeşitlendirmeye gidecekleri de konuşuluyor. Bunun kısa vadede olacağını sanmıyorum. Ama rezervlerde bir değişiklik olursa ABD sıkıntı yaşar. 666 milyar dolar olan cari açık da azalacak. Önemli olan bu açığın ne kadarı ABD için hayati önemde. Bana göre 400 - 450 milyar dolarlık hayati. Yani ABD açığını buralara çekerse dolar ve piyasalar sakinleşir. ABD'nin krize gidip gitmeyeceği politik seçişlerine bağlı. Eğer Irak'tan çıkar, Ortadoğu'dan elini çekerse toparlanır.

'ABD ekonomisinin ciddi yapısal sorunları var'
Selim Somçağ (Ekonomist)
ABD ekonomisindeki sorunların kökeninde doların düşüşü değil yapısal sorunlar bulunuyor. ABD imparatorluğunun büyümeye ihtiyacı var. Büyümek için de tüketime. Sanayisini ortadan kaldırmış bir ülke olarak kısa vadede sanayisini tekrar kuramayacağına göre yatırımla büyümeyi sağlayamaz. Dolayısıyla yapısal sorun devam edeceğinden cari açıktan kolay kolay kurtulamayacak.
2004 yılı ortasından bu yana Uzakdoğu ülkelerinin dış ticaret fazlalarıyla sağladığı rezerv artışını, ABD tahvillerine yönlendirme eğilimini artırdığı gözlendi. Özel kesim yatırımcılarının ABD'den tahvil alımları ise kesildi. Şimdi ABD yüzde 1'e kadar çektiği faizleri artırarak sıcak para kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Yüzde 2.5 olan faizlerin denge faiz düzeyi olarak kabul gören yüzde 3.5'e kadar süreceği tahmin ediliyor. Ama bence denge noktası daha yukarıda. Bu gelişmeler nedeniyle Türkiye'nin de bir an önce tarihinin en yüksek cari açık düzeyini aşağıya çekmesi gerekiyor. Ayrıca sıcak paraya da tedbirler getirilmesi gerekiyor. Ancak bu istek IMF görüşleriyle taban tabana zıt. Dolayısıyla sıcak para hükümetin önünde çözmesi gereken önemli bir sorun.

Değerli YTL üretimi baltalıyor,
Son iki yıldır iyi bir performans yakalayan Türkiye, akan kısa vadeli yabancı sermaye nedeniyle TL'de aşırı bir değerlenmeyle karşı karşıya kaldı. Belli bir bant içinde belirlenen kura dayalı istikrar programını uygulayan Türkiye 2001 krizine sürüklenmeden önce de TL'de aşırı değerlenme gözlenmişti. Merkez Bankası verilerine göre 1995 bazlı endeks değeri Ocak 2001'de 148.1'e ulaştı. Bu TL'nin 1995'e göre yüzde 48.1 daha değerli olduğu anlamına geliyor. Cari açığın ve dış ticaret açığının hızla artmasına neden olan değerli TL, Şubat 2001 krizinden sonra dalgalı kura geçilmesiyle birlikte ortadan kalkmıştı.
Ekim 2001'de 96 endeks değerine kadar gerileyen reel kur 2002 ortalarına kadar tekrar hızlı bir değerlenme sürecine girdi. Ancak gelen düzeltmeyle birlikte endeks değeri düştü. Ancak 2003 yılı başından itibaren tekrar değer kazanmaya başlayan reel kurlar 2004 yılını yüzde 44 değerli kapattı.
2005 ile birlikte yabancıların Türk piyasalarına yönelmesiyle hızla değer yitiren dolar reel kur endeksinin değerini tekrar yükseltti ve şubat sonu itibariyle 155.5 düzeyine kadar çıktı. Endeks değeri böylece 1995'ten bu yana en değerli dönemine girdi. Türkiye'nin dışarıda rekabetini ciddi biçimde bozan reel kurlardaki artışın tersine dönmesi ihracatçı ve ithal girdi kullanan üreticilere rahat bir nefes aldıracak. Giderek daha dışa bağımlı bir ekonomi haline gelen Türkiye, ithalatını azaltırken ihracattaki performansını devam ettirebilirse dış ticaretle birlikte cari açığını da azaltma fırsatı yakalayacak.

ABD tahvilinde kıpırdanma işaretleri
FED'in Haziran 2004'ten bu yana altı kez yükselttiği faizler yabancıların ABD piyasalarına akmasını sağlayamadı. Kısa vadeli faizlerdeki yükselişler ABD'nin uzun vadeli tahvil faizlerinin artışını getirmedi. Faizin yükselmemesinin nedeni Çin gibi yüksek döviz rezervine sahip Asya ülkelerinin elindeki fazla parasını ABD tahvillerine yatırması. Düşük getiriler sıcak paranın Türkiye, Brezilya, Polonya ve Asya ülkelerine akmasına neden oldu. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) gelişmekte olan ülkeler akan paranın 2003'te 194 milyar dolar iken 2004'te 225 milyar dolar çıktığını açıkladı. 2005 beklentisi de akışın süreceği yönünde.
Ancak geçen hafta ABD tahvil faizlerinin yüzde 4.5'e yükselmesi ve sıcak paranın ABD'ye kayması bu sürecin acaba sonuna mı geliyoruz sorularına neden oldu.
Aslında bu sürecin başlayacağına ilişkin sinyalleri, global risk algılamasını yansıtan Şikago Borsası Volatilite Endeksi (VIX) vermişti. Son yılların en düşük seviyelerinde olmasına karşın VIX'in şubat ortasından bu yana yüzde 20 artışla 13.5 seviyesine yükselmesinin ardından tahvil alımlarının gelmesi tabii ki tesadüf olarak algılanmadı.
ABD tahvillerine gelen alımlar Türkiye'de 27 Eylül 2006 vadeli gösterge tahvillerin bileşik faizinin de yükselmesine neden oldu. Bono satıp dolar alan yatırımcıların etkisiyle söz konusu tahvilin faizi yüzde 16.6 seviyesinden yüzde 17.50'ye kadar yükseldi. Tahvilin bir hafta içindeki değer kaybı yüzde 1.5. ABD'nin faiz artırımıyla birlikte Türkiye'de bonolarda satışların sürmesi bekleniyor.

Doların eğer kaybı Çin'in rezervini eritecek
ABD süper güç olması daha rahat hareket etmesini sağladığı bir gerçek. Bu kadar sıkıntılı bir dönemde geçerken rahat davranması zaten bunu gösteriyor. Süper gücün elindeki en önemli silahı ise doların rezerv para olması.
Geçmişte tüm dünya rezervlerinin yüzde 70'ini ABD tek başına tutarken bugün bu oran sadece yüzde 4. Dolayısıyla dolardaki düşüşün rezervlerde değer kaybı riskini Japonya, Çin, Kore, Almanya gibi ülkelere bırakmış durumda. Hesaplar da, dolardaki düşüşün yüksek döviz rezervine sahip ülkelerde milyarlarca dolarlık kayıplara neden olacağını gösteriyor.
ABD merkezli Centre for Economy Policy Reserarch - CEPR (İktisat Politikaları Araştırma Merkezi) yaptığı bir araştırmada, doların düşüşünün 15 gelişmekte olan ülkenin döviz rezervinde yaratacağı kayıpları hesapladı. Buna göre, dolarda yüzde 13.8'lik bir kayıp 600 milyar doların üzerinde rezerv tutan Çin'de 56 milyar dolarlık bir rezerv kaybına neden olacak. Kayıp oranı arttıkça rezervlerin aşınma miktarı da artacak. Dolardaki kayıp yüzde 22.8 olursa Çin'in rezervindeki erime 93.1 milyar dolar, yüzde 42 olursa 171 milyar dolara kadar çıkacak. Bu da doların düşüşünün özellikle Asya ülkeleri için neden bu kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
CEPR'ye göre doların düşüşünden Türkiye'de nasibini alacak. Dolarda yüzde 13.8'lik kayıp Türkiye'nin rezervlerinde 3.2 milyar doları kayba neden olacak. Dolardaki düşüş arttıkça Türkiye'nin kaybı 10 milyar dolara kadar çıkacak.
İşte bu tehlikeyi gören Rusya, Kore, Çin'den gelen"rezervlerimizi çeşitlendireceğiz" açıklamalarının nedenlerinden biri de bu. Aslında Bank for International Settlement (BIS) verileri bu sürecin başladığına işaret ediyor. BIS'e göre 2001 yılında dünya döviz rezervlerinin yüzde 81'i dolar cinsinden tutulurken oran 2004 sonunda yüzde 68'e gerilemiş durumda.

tyilmaz@milliyet.com.tr

BUSINESS
 Dünya doların geleceğini tartışıyor
 Editörden
 Opera ile 'Aşk Gemisi' turu nisanda başlıyor
 Asya'nın perakende devi A.S. Watson Türkiye'de
 Marshall 5 ülkede fabrika kuracak
 Dünya ekonomisinde 'Büyük oyun' bozulursa...
 Yeni Dıscovery artık daha fazla şehirli...
 ANKARA KULİSİ
 3 milyon çivi döktürdü, Mehmet Ali Ağa Konağı'nı müze otel yaptı
 Tahsil edilemeyen kira gelirini beyana gerek yok
 İnterneti 'düşman' değil 'maden' olarak görüyorlar
 Laf dinlemediler, patatesi illet ettiler
 Avrupa'da roman havası
 En zor cümle
 Bilginin güvenliği İstanbul'da tartışılacak
 İş makinesi gibi telefonlar!
 Üç kuaförden 'yeni Amerikan traşı'
 Toplantı öncesi Taichi, minik arada zencefil suyu





© 2005 Milliyet