Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 22 Mart 2005 / Salı  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Reca ederim, bu bahsi konuşalım

"Yıldızların Altında" iyi hoş da, "Hisseli Harikalar Kumpanyası"ndan bu yana bir arpa boyu yol gidememişiz diye içlenmiyor mu insan azıcık? İçleniyor!


Annemler beni "Bir Yaz Gecesi Rüyası"na götürmüşlerdi küçükken. Hiç unutmam. Annemin elinde bir opera dürbünü vardı, bayılmıştım. Böyle tek saplı, mini minnacık, kemik rengi, kemik mi yoksa, çok sükseli bi'şi. Ama ben çok az tutabildim elimde. Annem hemen aldı.
Sonra hiç unutmam, Sokullu Mehmet Paşa ile ilgili bir oyuna götürmüşlerdi beni. Oyunun tam adını bile hatırlamıyorum ama... Hiç unutmam.
Çünkü çıkışta, tam önümüzde, bir adama araba çarptı. Babam gözlerimi kapamıştı tek eliyle. Sonra adamın yanına gitti. Dönünce "Ölmüş" dedi. Hiç görmediğim o adam, defalarca rüyama girdi benim, o fren sesiyle birlikte. Hiç unutmam.
Ve annemler beni "Hisseli Harikalar Kumpanyası"na götürmüşlerdi. Hiç unutmam. "Hisseli Harikalar Kumpanyası / Açıyor perdesini, açıyor / Harikalar dünyası burası / Herkese neşe saçıyor"... Erol Evgin'i, Nevra Serezli'yi, Adile Naşit'i, Mehmet Ali Erbil'i, Kartal Kaan'ı... Hiç unutmam.
Annemle babam, ben daha küçücükken bana geniş bir yelpaze sunmuşlar esasında. Tiyatro, bale ve pop-müzikal. Hangisini seçmişim? Pop-müzikal!
Buyum abi. Ben buyum. Ne yapayım?

"Niçin böyle konuşuyorsunuz kuzum?"
Yaş da kemale erdi esasen. Ne oldu? Bale mi sevmeye başladım? Eh, eskisi kadar mesafeli değilim. Tiyatroyla da aram düzeldi. Ama Türk Sanat Müziği müzikali "Yıldızların Altında"yı izledim geçen akşam... Budur.
Beyaz'ın, üstelik hiç de fena söylemediği "Ne kış dedim ne bahar / İçtim sabaha kadar / Erken ağardı saçlar / Yılların günahı ne" şarkısını nasıl severim ben! Diğer şarkıları da severim. Ben Türk Sanat Müziği severim.
"Yıldızların Altında" iyi hoş da, "Hisseli Harikalar Kumpanyası"ndan bu yana, hani derler ya masallarda, az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, bir de dönüp arkasına bakmış ki, bir arpa boyu yol alamamış..
Öyle olmuş azıcık. Bunca yıl sonra, bir gıdım bir şey, ne bileyim, sahnenin arkasında bir ekranda, hani oyunda da bahsi geçiyor ya... Şu eski Türk filmlerindeki gibi şarkıcıyı altıya bölüp, döndürselermiş bari...
O kadarcık bir prodüksiyon! O bile yok.
Eskilerle dalga geçen bir şeyin kendisinin bu kadar eski olması, bir dönemin senaryolarının kolaycılığıyla dalga geçen senaryonun "hülasa", "mamafih" falan iki eski kelime kullanırız, bir de "H..tir" deriz, gülerler kolaycılığına sığınması, müzikal iddiasında bir hadisenin bu derece konser tadında geçmesi...

* * *

Biz daha şöyle esaslı bir uzay filmi yapamadık. Ama Sadri Alışık ile başlayıp Cem Yılmaz'la devam ederek uzay filmi parodileri yaptık maşallah.
Şöyle esaslı bir müzikalimiz yok. Ama müzikallerin paradosini yapıyoruz.
"Yıldızların Altında"da Beyaz'ın canlandırdığı Kayhan Kayar karakterinin kendisi hakkındaki tespiti Türkiye genelinde doğru görünüyor: "Vurkaç hissiyle" doluyuz. Bakalım, nereye kadar?
Fekat ben niçin böyle konuşuyorum kuzum?
Reca ederim, bu bahsi kapatalım.


Ben bu adamı kesin tanıyorum da... Nereden tanıyorum?
Geçenlerde bir çocuğa kırk yıllık kankam gibi nasıl içten, nasıl ciğerden bir gülümsemek. Aaa, tanıyorum canım ben onu. Adı, adı... Neydi adı? Mehmet olabilir.
Çocuğun adı Mehmet tabii. Tutturdum. Bildiğimden değil, ben "Çemberimde Gül Oya"daki adından esinle sallamışım Mehmet'i. Ama asıl adı da Mehmet'miş meğer, Mehmet Ali Nuroğlu.
Neyse ki "Naber nasılsın?" demedim. Diyebilirdim. Gayet yakın tanıyorum kendisini. Fakat ne tanışması? Yok öyle bi'şi.
Memleket dizi kişilerini gerçek zannedenlerin komik hikayeleriyle dolu.
Altan Erkekli geçenlerde "Kızımla geziyoruz. Kızımı görenler 'Aaa torununuz da olmuş' diyorlar, dizideki kızlarımdan biri doğurdu zannedip" diyordu mesela.
Ben güldüm mü buna? Güldüm. Peki "Yıldızların Altında"da izleyiciler arasında Altan Erkekli'yi gördüğümde ne düşündüm? "Ben bu adamı kesin tanıyorum. Çok iyi tanıyorum. Nereden tanıyorum?" E pes!
Bu sefer de yine "Yıldızların Altında"yı izlemeye gelen Vahide Gördüm'e korkarak gülümsedim. "Tanıyorum zannediyorum olabilir miyim?" acaba diye... Yok, onunla sahiden tanışıyorum.
Kendime acilen "TV molası" yazıyorum.


Benim ne işim var seks terapisti ile otelde?
"Senin cinsel zeka'cı Marty Klein ile otelde ne işin var?" Bir arkadaşım aradı o esnada, nerede ve kiminle olduğumu duyunca aynen böyle dedi. Sonraki geyikleri siz tahmin edin bi'zahmet. Benim "Vallahi ne bileyim, içki içiyoruz işte" diye cevap verdiğimi de düşünerek...
Benim bazen nerelere nasıl düştüğüm bir muamma. Evden sinemaya gitmek için çıkıp geceyi Amerikalı seksolog Marty Klein'ın otelinde bir içki, iki içki, üç içki, hadi akşam yemeği falan diye bağladığım olabiliyor.
DBR'nin etkinlik müdürü Zeynep, bazen yazılarımda da bahsi geçen yakın bir arkadaşım. Cinsel Zeka Semineri'ni, Focus dergisinin yayın yönetmeni Özgür Atanur ile birlikte düzenleyen de o. Bana "Sen gelip konuşur musun?" dedi aylar önce. "Ben dinlerim" dedim. Pazartesi "Gel, dinle" dedi, "Sonra sinemaya gideriz." Peki.
Semineri kulisten dinledim. Bu arada kuliste bir çocuk, nasıl tanıdık. Aman, ünlü münlüdür, bulaşmayayım!
Demez mi, "Ben seni tanıyorum, Boğaziçi'nden." Abi bir kere de tutturayım, kimi tanıyorum, kimi tanımıyorum. Bayer'de çalışıyormuş. Seminere sponsor mu olmuşlar, ne?
Neyse, soru-cevap kısmında kulaklarıma inanamadım.
Türkiye aşmış kendini. Bir adam "Ben ereksiyon olamıyorum, olursam da erken boşalıyorum. Ne yapayım?" diye sordu. Bir başka adam bilmem kaç yıl evli kaldığı karısından boşanmış. "Şimdi karımın seks hayatı olacak mı?" dedi. Marty Klein nereden bilecekse bunu...
Sonra bir kadın "Ben klitoral orgazm oluyorum. TV'de duydum vajinal orgazm olmam lazımmış. Yoksa çok sinirli olurmuşum. Bu doğru mu? Bir sorum daha var. Kızım banyo yaparken babasının penisiyle oynuyor. Onların arasındaki cinsel ilişki, yani görsel cinsel ilişki..."
Görsel cinsel ilişki de neyin nesi? Tebrikler Türkiye!
Seminer bitince Zeynep "İki dak'ka kutlayacağız. Sonra da sinemaya yetişiriz" dedi. Tabii. Böylece otele gittik. Sonrası malum. Bir içki, iki içki, üç içki, akşam yemeği...
Tipik soruları sorduk tabii. "Türkiye'yi sevdiniz mi, hih hih hih..." Sevmiş. Biraz muhafazakar değil mi burası? "Bir sürü ülke gezdim" dedi. "Nereye gitsem, bana 'Burası muhafazakardır. Söylediklerine dikkat et' derler. Ama ben gittiğim her yerde aynı şeyleri anlatırım. Tüm ülkeler aynı."
Sadede geldik: "Yani... Şimdi... Siz... Hani cinsel sağlık terapistisiniz ya... Sizin seks hayatınız... 'You know...' Nasıl?" "Bence iyi. Ama bu soruyu birlikte olduğum kadınlara sormalısınız" dedi. Nereden bulalım o kadınları?
"Bizim buralarda bir laf vardır, terzi kendi söküğünü dikemez diye" dedik. Ki bu sözü İngilizceye çevirirken ne çok debelendik! Adam gayet serin, cevap verdi:
"Ben terzi değilim."
tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Niyetim olsaydı antrenörüm beni boksör yapacaktı"
Unutulmuş kahramanların belgeseli
"Ben Harry Potter'dan önce de fantastik roman yazıyordum"
"Doğduğum köye borcumu ödüyorum"
Pink Martini'den "Üsküdar" yorumu
Hint rüzgarı modada esmeye devam ediyor
Ucuz bilet günleri
Soğuk paçamızı bırakmıyor
ALTI NOKTA KÖRLER VAKFI





Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Tuba Akyol
İlhan Uçkan

© 2005 Milliyet