|
 |
|
|
Üniversitelerimiz sıkıntılı (1)
Satır Arası / Deniz Sipahi
Kamuoyunda üniversite konusu tartışıldığında aklımıza sadece YÖK geliyor. Oysa Yüksek Öğretim Kurumu bir çatı kurum, yani genel politikaları, ilkeleri belirliyor; günlük uygulamalar üniversite yönetimlerine kalıyor. Bana göre YÖK, günah keçisi yapılıyor.
Çünkü iyilikler rektörlerin, dekanların hanesine; kötülükler YÖK'e yazılıyor.
YÖK'ü savunuyor değilim; sadece bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum.
Çünkü kurumsallaşma ve iyi yönetim modelleri üst çatıların kötü olmasına rağmen yapılabiliyor. Üniversitelerle ilgili yazılarıma tepkiler gelmeye devam ediyor. Hepsini burada yayınlamama imkan yok ama bazılarını değiştirmeden, çok fazla da yorum katmadan sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
İşte o örneklerden biri...
* * *
Üniversitemizde son beş yıldır yoğunlaşarak süregelen bilimsellikten ve üniversite felsefesinden uzaklaşmanın, etik değerlerin yitiminin örneklerini taşımışsınız köşenize; hepsi doğru ve hiçbir fazlalık yok aktardıklarınızda. Ben de fakülteme karşı benzer duyguları yaşayan bir öğretim üyesi olarak başka gerçekleri paylaşmak istiyorum sizinle. Üniversiteler dünyanın her yerinde önce eğitim, sonra araştırma (ki bu ikisi başa baş da gider) ve en son hizmet amacıyla varolurlar. Bir üniversitenin üniversite olmasını sağlayan da bu bilim ortamının bu amaçlara yönelik olarak demokratik, hakkaniyetli ve etik bir felsefeyle yürütülmesidir.
Ben de bu üniversitede önce öğrenci, sonra asistan sonra da öğretim üyesi oldum; çeyrek asırlık bu zaman diliminde üniversitemin hantal yapısı ve bölge üniversitesi konumundan bir türlü kurtulamaması beni hep üzdü. Her gelen yönetim kendi anlayışıyla bir şeyler yapmaya çalıştı, ama tabana yayılmayan, her kesimden çalışanını içine katmayan, çalışanına değer vermeyen yönetimlerle bu iş olmuyor. Parklar, bahçeler, çevre düzenlemeleri yapmak; kültür aktiviteleri ve söyleşiler düzenlemek bir üniversiteyi saygın ve çağdaş yapmaya yetmiyor, hele bilim üretilecek laboratuvarlar bodrumlardan, su basmalarından kurtulamadıysa, milyarlarca liralık aletler depolarda çürütülüyorsa.
* * *
Hele bir tek adam iktidarı yaşanıyor ve 30 bin öğrencili, bin 500 öğretim üyeli bir üniversitenin tüm olanakları bu iktidarın güçlenmesi ve ileri siyasi yatırımlar için harcanıyorsa.
Üniversite yıl dönümünü "Acun Firarda" gösterisini ücretsiz olarak öğrencilere getirmekle kutlayan ve her yerde duyurularını asarak bunun gibi aktivitelerle ne kadar öğündüğünü ortaya koyan bir üniversiteyse artık.
Sonuçta sanayi ile protokoller imzalamaktan öte bir yaptırımı, lokomotif gücü olmayan, hala eski mirasını yiyen, bir türlü silkinemeyen, atılım yapamayan bir üniversitemiz var.
Bu köklü geçmişe, bu kadar olanağa rağmen, bu kadar kalifiye, gönüllü ve istekli öğretim üyesi varken, Türkiye'nin en çok öğrenciye sahip üniversitesi iken, Türkiye'nin en zengin, en büyük kampusüne sahip olmasına rağmen.
Ve maalesef bu üniversite, değerli elemanlarına, öğrencilerine ve olanaklarına rağmen...
* * *
Yazının ikinci bölümünü yarın yayınlayacağım. Benim notum...
İster üniversite, ister bir başka kurum...
Neden zaman zaman çalışanlarıyla bir araya gelip "beyin fırtınası" yapmaz, geleceği beraber şekillendirmez?
Neden interaktif bir yönetim modelini tercih etmez?
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|