|
 |
|
|
Üniversitelerimiz sıkıntılı (2)
Satır Arası / Deniz Sipahi
Üniversitelerimizle ilgili yazdıklarım sadece bir kurumu hedef almıyor. Biliyorum ki, şehir ya da üniversite farketmiyor, benzer problemler hemen her yerde var.
Üniversite demek gelecek demek; gelecek hayalimiz Türkiye'nin daha iyi günler yaşaması.
Öyleyse bilim merkezlerimizin daha iyi çalışması, daha iyi organize olması, öğretim üyelerinin ve gençlerin daha mutlu olması gerekir.
Eğer yenilenmiş, değişmiş bir Türkiye istiyorsak; işe önce eğitimden başlamamız şart.
Bana gelen mesaja dünkü kaldığım yerden devam ediyorum.
Çok müdahale etmeden...
Tekrar ediyorum; bu yazıları bütün üniversitelerimiz için aktarıyorum.
***
"Sizin de çok iyi bileceğiniz gibi seçim yapmak demokratikleşmenin tek kriteri değil. Seçimin hangi koşullarda nasıl yapıldığına bakmak gerek..
Bir rektörün dekan seçimlerinden önce kendi işaret ettiği aday konusunda kulis yapması ya da bazı zorlamalarda bulunması; yüzlerce öğretim üyesine sahip fakültemizde yılgınlığa, kurumsal yabancılaşmaya neden oluyor. Sadece üniversite yönetimlerinin işaret ettiği adayın bulunduğu bir seçim yapılması demokratik özerk üniversite yapısının nasıl yok edildiğinin açık işaretidir.
Adı konmayan bir derebeylik sistemi var. Rektörlük sanki mutlak yetkilerle donatılmış bir başkan gibi. Siyasi parti başkanlarının milletvekili adaylarını belirlemesi gibi, dekanlıklar, seçimle yürütülen yöneticilikler adeta gösterilerek, işaret edilerek seçiliyor. Çoğu yerde yönetimin adayının karşısına rakip bile çıkmıyor. Fakülte kurullarına, eğitim koordinatörlüklerine bile yönetimin adayının seçildiği, atandığı üniversite demokratik midir? Demokrasi göstermelik seçimler midir? Böyle bir seçimle işbaşına gelen, üst yönetim karşısında suskun, fikir üretmekten, tavır koymaktan çekinen yöneticiler bizi ne derece temsil ederler? Seçtiğimiz yöneticileri denetleyemedikten sonra katılım, saydamlık, şeffaflık gibi kavramların değeri var mı?
Birçok üniversitede hızlı ve hesapsız kadro atamaları yapılmaktadır. Yabancı ülkelerde üç belki de dört üniversite açılmasına yetecek olan bu kadroların hangi kriterlerle dağıtıldığı, ne yazık ki şeffaf değildir ve tüm kadrolar yönetimin iki dudağı arasındadır. Ne acıdır ki, üreten ve üretmeyen arasında hiçbir fark yoktur; hatta çoğu zaman üretmeyenler ancak yönetime yakın olanlar tercih edilmektedir.
***
Bu sadece öğretim üyeleri için değil, çalışanlar için de geçerli bir gerçek. Öğretim üyelerinin, uzmanlık öğrencilerinin, çalışanların böyle bir ortamda kurumlarına ne kadar yabancılaştıklarını takdir edersiniz. Doktorasını yeni bitirmiş, daha akademik yaşama başlamamış birçok arkadaşımıza yardımcı doçentlik kadroları ulufe gibi dağıtılırken onlarca yabancı yayınla ve tüm jürinin oy birliğiyle onaylaması sonucunda doçentlik unvanını alan pek çok değerli arkadaşımıza tamamen keyfi kararlarla 3 - 4 yıl doçentlik kadroları verilmedi; dolayısıyla bu süreçte tüm özlük hakları çiğnendi.
Yapılan akademik kurullarda oy kullanamadılar, hiçbir seçimde söz sahibi olamadılar ve bu süre boyunca bilimsel yaşantılarına içinde bulundukları kadroların kısıtlı maaşlarıyla devam etmeye çalıştılar. Kongrelere katılma, bilim dünyasını izleyebilme gibi maddi olanaklarla beslenmesi gereken bir akademik yaşamın bu şekilde nasıl engellendiğini tahmin edebilirsiniz.
Ama yılmadılar, değerlerini bilmeyen üniversite ve fakülte yönetimleri bu arkadaşlarımıza yurtdışından, TÜBİTAK'tan verilen burslara ve ödüllere engel olamadılar, çünkü bilimsellik, bilim ahlakı gerçek ortamlarında hala baş tacı ediliyor."
***
Benim notum...
İdealleriyle gerçekler arasına sıkışmış kadrolar, üniversite yönetimlerden en azından şeffaflık, anlayış, demokratik tavır bekliyor.
Bu konuda çok da haklılar.
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|