|
 |
|
|
Hız kesmeden devam...
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül dün Meclis grup toplantısındaki konuşmasında Türkiye'nin AB ile ilgili çabalarında bir "yavaşlama" olduğuna dair söylentileri yalanladı ve hükümetin birinci önceliğinin AB üyeliği olduğunu ve bu yönde "aynı kararlılıkla yoluna devam edeceğini" belirtti.
Bakanın şu sırada böyle bir açıklama yapması iyi oldu; çünkü açıkçası bir süredir AB yetkililerinden, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde 17 Aralık zirvesinden sonra adeta bir duraklama veya durgunluk dönemine girildiğine ilişkin sözler duyuyoruz.
* * *
AB'den üyelik müzakereleri tarihinin elde edildiği 17 Aralık zirvesine kadar olağanüstü bir gayret sarf eden Türk hükümetinin bu karardan sonra adeta bir rehavete kapıldığı, 3 Ekim için gerekli hazırlıkları ağırdan aldığı ve dolayısıyla o eski ivmenin kaybedilmeye başladığı açık.
AB yetkilileri ve üye ülkelerin diplomatları, bu bağlamda Türkiye'nin hazırlık çalışmalarında ve hatta AB'ye yönelik mesajlarında bir durgunluk sezdiklerini açıkça söylüyorlar. Örneğin müzakereleri yürütecek olan kadroların oluşturulmasında, bazı uyum yasalarının çıkarılmasında ve uygulamalarda o eski heyecan ve çabayı göremediklerini belirtiyorlar. Tabii bu arada 6 Mart olayı (İstanbul'da kadınların coplanması) gibi gelişmeler, kuşkuları daha da artırdı.
Bir Avrupalı diplomatın deyişiyle, "AKP iktidarı yarışa çok iyi girdi, hızla koştu ve ilk etapta başarılı oldu; ama sonra her nedense gevşedi, ağırlaştı... Oysa yarış bitmedi ki"...
* * *
BU durumun çeşitli nedenleri var.
Brüksel'de AB ile ilgili bir danışmanlık grubunun (CPS) başında bulunan Tulu Gümüştekin'in yayımladığı bir raporda belirttiği gibi, bu nedenler arasında karşılıklı güven eksikliği, Türk tarafında acemilik, AB'yi iyi tanımama, yeterli siyasi iradeye sahip olmama gibi faktörler yer alıyor.
Aslında hükümet veya AKP liderliği, Dışişleri Bakanı Gül'ün dediği gibi, 17 Aralık kararından sonra "pişmanlık veya mahcubiyet" duymuş olmayabilir. Ama ortada bir nevi ağırdan alma veya yalpalama olarak görünen bir durum var doğrusu...
Herkesin iktidarın bu konudaki dinamizminin devamını beklediği bir sırada bu nispi durgunluk, kaçınılmaz olarak bazı kuşkular yaratmış, "Acaba AKP, AB konusunda eski heyecanını kaybetti mi?" sorusunu gündeme getirmiştir. Eşzamanlı olarak kamuoyunda (ve AKP yanlısı çevrelerde de) AB zirvesinde verilen sözler ve tavizler (örneğin Kıbrıs'la ilgili) ciddi kaygıların ifade edilmesi, bu şüpheleri artırmıştır.
Kıbrıs bağlamında ek protokolün imzası ile ilgili bir formülün bulunması, en azından bu önemli pürüzün aşılmasını mümkün kılabilir. Ama bu konuda varılacak mutabakatın Millet Meclisi'nin onayına sunulması gerektiği, bu desteğin sağlanmasının da garanti olmadığı unutulmamalı. Bu da iktidar için büyük bir sıkıntı...
* * *
EĞER ortada gerçekten bir duraklama veya durgunluk varsa, bunun bir nedenini de, AB'nin tavrında aramak lazım... Tulu Gümüştekin'in de belirttiği gibi, AB de 17 Aralık'tan sonra gevşek davranmış ve işi ağırdan almıştır. Gerçekten AB yetkilileri özellikle Fransa'da mayısta yapılacak referandumu düşünmek ve o zamana kadar "Türkiye'yi gündeme getirmemek" eğilimindedir.
Türkiye'yi eleştiren AB yetkilileri de bunu hatırlamalıdır.
Ama Türkiye'nin kendi hesabına ne yapacağı bellidir: Yarışa, hız kesmeden, devam etmek...
skohen@milliyet.com.tr
|
|
|

|