Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 23 Mart 2005 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sen de kovuldun!


Sevimsiz Donald Amca'nın "Çırak" (The Apprentice) programında ta genizden gelen Amerikan aksanlı ukalalıkla, korku filmi ışıklandırmasının tam ortasında daha beter öcüleşen saç modeliyle, ağzını doldura doldura "Kovuldun!" deyişi memleketimiz için fazla acımasız bulunmuş olmalı ki programın yurdum insanı versiyonunda Tuncay Özilhan "işten atacaklarına" sadece şöyle diyor:
"Seninle çalışmak istemiyorum!"
Daha mı merhametli bir lügat bu? İşten atıldıktan sonra fark eder mi ya da? Ya da memlekette işten atılmış ve bir daha da işe alınmamış insanlar varken bu işten atılma "simülasyonu" fazla mı "evcilik oyunu" acaba? Gerçekten işten atılmış binlerce insanın, ekranda biri oyundan atıldığı anda yüreği ağzına geliyor mudur acaba?

Oyundan atılma kederi
Benim hiçbir kusurum olmadığı için gururla söylüyorum; iki kere işten atılmış biri olarak ben biliyorum: Berbat bir his bu! Ekranda o cümle edildiğinde kanı donuyor insanın. İnsan küçükken oyundan atılınca ya da oyuna çağırılmayınca nasıl kederleniyorsa öyle kederlenir çünkü işten atıldığında; aynen öyle. İstenmediğinizi hissedersiniz. Siz onları istemeseniz de, onlardan nefret etseniz de istenmemek yumruk gibi iner insanın midesine. Hiç değilse ilk atılış böyledir. Çalıştığınız yer ne kadar berbat, çalışma arkadaşlarınız ne kadar ciğeri beş para etmez olsa da, hatta kendiniz ayrılmayı düşünüyor olsanız da, yani "Düşmedim, zaten inecektim" diyecek bütün koşullar tastamam yerinde olsa da "Ulan bu adamlar beni niye istemedi?" diye düşünüp durursunuz. Mesele "istenmemek" olur yani, gerçek neden ne olursa olsun. Sonra, lüzumsuz bir iç hesaplaşma, son derece lüzumsuz bir özgüven kaybı. Sanki siz işinizden ibaretmişsiniz, işiniz yoksa siz yokmuşsunuz gibi...
Ama her zaman söylerim; ikincisi daha iyidir. Telefondaki "haberci", "Niye diye sormayacak mısın?" demişti kötü haberi verdikten sonra, ben de cevap vermiştim:
"Niye sorayım? Şimdi bir sürü yalan söylemek zorunda kalacaksın, yorulacaksın. Gerek yok! Boş ver. Olur böyle şeyler."
İkincisi hep daha iyidir velhasıl. Çünkü bu kez meselenin sizinle değil, sistemle ilgili olduğunu pekâlâ biliyorsunuzdur. Tabii eğer eyvallahınız yoksa, sadece kendinizden sorumluysanız. Çocuğunuz varsa mesela, bambaşka... O zaman sadece oyundan atılma kederi değildir herhalde; dünya biniyordur insanın sırtına.

Tuncay Bey kovuldu mu?
Ekonomik krizin ardından işten atılan genel müdürler için iş bulan bir aracı kurumla görüşmüştüm. İşsiz kaldığı için kötü hisseden bu adamlara "doğal ortamlarını" sağlamak için "genel müdürü odası" yapmışlar, sekreter tahsis etmişlerdi. Trajikomik bir durum elbette; yan yana, minik genel müdür odaları. Diğer yandan orta yaşında ilk kez atılanların içine düştüğü boşluk hiç de komik olmasa gerek.
Memleketimizde, en alttan en üste kadar binlerce gerçek atılma hikâyesi varken televizyonda bir "işten kovulma oyunu" başlatılması ironikten de öte bir şey herhalde. Merak ediyorum, Tuncay Özilhan hiç işten atıldı mı acaba? Atılmak başarısızlıkla ilgili değildir çoğu kez, krizden sonra Türkiye'nin pek iyi tecrübe ettiği üzere. Hiç işten atılmayanlar, eşekten hiç düşmeyenler, atma işini yapmamalı aslında. Çünkü bilmezler ki mesele sadece bir işyerinden ayrılmak değildir. Bir çay bardağıyla saatlerce bir kahvede oturma mecburiyetinin utancıyla kıvranmayanlar, kovmanın hiçbir zaman "daha merhametli" olamayacağını bilmezler. "Kovuldun" yerine "Seninle çalışmak istemiyorum" demenin faydası yoktur. Karşınızdaki "Ben de seni kovuyorum!" diyemediği sürece...

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Bayrak...
BAYRAK konusunda Leyla Zana ve Orhan Doğan, H...
Çetin ALTAN
Gece yarısı Nişantaşı, Beyoğlu sokakları...
UZUN zaman var, İstanbul gecelerinin caddeler...
Melih AŞIK
Urfa efsanesi
Kimi söylentiler vardır ki, doğrulanması çok ...
Fikret BİLA
Parmak göze girse bile...
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal...
Hasan CEMAL
Tatlıses, Haco, Apo, Franko!
Diyarbakır'da 1990'lı yılların başında Nuri U...
Güneri CIVAOĞLU
Vak'a - i hayırsız
Teknemiz, Rodos Adası'nda "Antik Hamam" diye ...
Abbas GÜÇLÜ
Bir özür yeter mi?
Pardon filmine henüz gitmedim. Anlatılanlara ...
Nail GÜRELİ
Konuşma yasağı
Devlet memurlarına dayatılan "konuşma yasağı"...
Sami KOHEN
Hız kesmeden devam...
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül dün Meclis grup...
Mehmet Y. YILMAZ
Hamasi kardeşlik nutuklarını bırakmanın zamanıdır
Kırgızistan'da 27 Şubat'ta yapılan genel seçi...
Hasan PULUR
"Bu yıl ne oldu?"
BAZILARI hayretle soruyor:
Meral TAMER
Türkiye, BM'nin geleceğiyle ne kadar ilgili?
23 ülkede 23 bin 518 kişiyle görüşülerek gerç...
Ece TEMELKURAN
Sen de kovuldun!
Sevimsiz Donald Amca'nın "Çırak" (The Apprent...
Osman ULAGAY
'AB'ye uyum' senaryosu gerçekleşmezse ne olur?
Uluslararası para ve sermaye piyasalarında bi...
Güngör URAS
500 üniversite sıralamasına Türkiye giremiyor
Enflasyon iner. Döviz bulunur. Kıbrıs sorunu ...
M. Ali BİRAND
Bush yönetimi de biraz kendine bakmalı
Türk-Amerikan ilişkilerindeki rahatsızlığın A...

© 2005 Milliyet