|
 |
|
|
Her şekle giren omurgalar
Ligin 16. haftası. Fenerbahçe'yi yenen Galatasaray, performansı ile övgü sağanağı altında.
Ertesi hafta. Galatasaray Denizlispor deplasmanında vasatı geçemiyor, puan farkı 4'e çıkıyor. Tüm devre arası Fenerbahçe'nin garantilenen şampiyonluğu konuşuluyor.
Şubat'ın 5'i. Fenerbahçe Samsunspor deplasmanında berabere kalıyor. Yine kara bulutlar taşınıyor bir tarafın üzerine.
2 hafta sonra. Hiç yenilmeyeceği düşünülen Galatasaray, Samsunspor'a kaybediyor. Fark yine 5'e çıkıyor. Hagi biraz da politika yaparak "İş bitti" diyor. Görsel ve yazılı basın da eşlik ediyor. Yaratılan havaya göre 2 hafta önce tükenen Fenerbahçe ayaklarını uzatıp, kupasını bekliyor.
3 hafta sonra başa dönüyoruz! Fenerbahçe yeniliyor, biten lig tekrar başlıyor deniyor. Bu sefer 3 hafta önce havlu attı denen Galatasaray alıp başını gidiyor!
Cin oyun !
Gelelim R. Zaragoza'ya. Büyük sürprizle, Avusturya Vien'e elenişi Vien adına taktik zafer miydi? Yoksa acaip maçlar silsilesi mi? Ya da Beşiktaş'ın normalde eleyebileceği Parma nasıl son 8'e kaldı? Hem de yedek ağırlıklı kadrolarla, kupayı fazla önemsemeyerek. Bunları da anlatın.
Zaragoza elenişinin ertesi günü "Çeribaşı değil, seribaşı Lucescu" başlıklarının yanında Daum fotoğrafı vardı. Lucescu'nın, Fenerbahçe'ye yakın bedeldeki takımı Schalke'yi geçmiş, Daum'un takımı, eleyebileceği Zaragoza'ya takılmıştı. Peki Lucescu'nun takımı sonraki turda ne yaptı? Oyuncu değeri kendisinin yarısından az olan, sezonun sürpriz takımı AZ Alkmaar'a, ağır skorlarla boyun eğdi. Avrupa futboluna bu kadar önem veren seribaşı yorumculardan bu maçların yorumlarını da okumak isterdik. Yoksa maksat birilerini kötüleyebilmek için birilerini kullanmak, futbolu kötü emellere alet etmek miydi?
Futbolu çarpıttığınızda ortaya çıkan şey yalan oluyor. Sağolsun futbol da öyle cin gibi bir oyun ki, bilgiyi art niyetli kullananların yaptıklarını yüzlerine vuruyor. Skor üzerine yaptıkları kandırmacalar, yorumcuları uçurumun kenarına getiriyor. Ama öyle kolay şekil değiştiren bir omurgaları var ki asla düşmüyorlar.
Yeniden Brezilya
İngiltere, İtalya, İspanya, Almanya ligleri. Hafta sonu toplam ortalama 7-8 maç. Araya giren İngiltere Kupası. Yaklaşık 11-12 saat futbol. Basketbolu da seviyorsanız bunların üstüne Türkiye ligi maçlarını ve NBA'i de ekleyin. Hepsini sadece 2 güne sığdırıyoruz. Hepsini izlemek ise çılgınlık, bunu açıkça söylemek lazım. Kimi zaman ağzımızın futbol tadını bozacakmış gibi görünüyor. Ama iflah olmaz bir tutkunsanız, maç kaçırma fikrinin verdiği vicdan azabı da katlanılır cinsten değil.
Şikayetimiz yok
Cumartesi ve pazarlarımızı sarmalayan bu canlı maçlardan şahsım adına şikayetim yok. Hatta TV8, ara vererek bizi hayal kırıklığına uğrattığı Brezilya Ligi (Paulista) maçlarına tekrar başladı. Şimdilik çoğunlukla Pazar geceleri 01:30 civarı ayaklandırıyorlar. Ama maç yayın saatleri kamuoyuna yeterince iletilemiyor. Tanıtımlarında söyledikleri gibi Alex'i, Türkiye sınırlarında ismi resmi olarak ağızlara alınmadan TV8'de izledik. Onu tanımaya yetecek kadar. Adını duyup kimmiş bu ufaklıklar dediğimiz Santos ağırlıklı Diego, Robinho, Oliveira, Alex'i (defansta oynayan), Sao Paulo'lu L. Fabiano'yu da. Bu isimlerden Brezilya sınırlarında sadece Robinho kaldı. Ama onun gelişimini izlemek bile bir kazançtır. Zaten gelenler gidenleri hiç aratmıyor o memlekette. Ne demiş Güney Amerika aşığı taraftarlar: Brezilyalı olsun bizim olsun.
Eğlenceli ve gerilimli bir futbol kültür karması Copa Libertadores'i ve az da olsa Arjantin Ligi'ni de istesek çok mu şımarıklık etmiş oluruz acaba?
ekoksaldi@milliyet.com.tr
|
|
|

|