|
Ankara muhabirleri bakan atamak ister mi?
Geçenlerde Haber Türk'te Ahmet Tan konuşurken anımsadım. Yeni genel yayın yönetmenimizin atanmasıyla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapılıyordu. Biliyorsunuz Sedat Ergin kardeşimiz Cumhuriyet'te muhabirlik yapmış, sonra 8 yıl Washington'da Hürriyet'in temsilcisi olmuş. Arkadan gazetenin Ankara bürosunun başına getirilmişti.
Milliyet'in genel yayın müdürlüğüne geleceği belli gibiydi Sedat Ergin'in. Nöbet değişikliğinde Mehmet Y. Yılmaz'dan Milliyet bayrağını teslim aldı. Hoş geldi, taze heyecan ve taze güç getirdi. Beni Ahmet Tan meslektaşımızın şu sözleri zaman tüneline götürdü. En son Milliyet'in olmak üzere, birçok kez Ankara'da siyasi muhabirlik, Ankara temsilciliği yaptım. Tan'ın dediği gibi, Ankara muhabirlerinin en büyük merakı veya zevki hükümete bakan tayin etmekti. Bazen yakıştıran haberler yazarak, hele büyük kabine değişikliklerinde veya yeni hükümet kurulurken bazı isimleri öne sürmek elbette gazetecinin hakkıydı.
Biz hepimiz bazen çok açık bazen üstü kapalı bunu yapardık. Ee yani, örneğin dışişleri bakanı yakından tanıdığımız falanca olursa fena mı olurdu? En değerli haberleri ondan almaz mıydık? İsmini bakan olarak ortaya atmamızın mükâfatı, vefa borcunu o filanca bakan adayı unutmazdı herhalde?
Ama her şeye rağmen ender de olsa vefasızlık gösteren bakanlar da çıkmaz değildi. O zaman da talihimize küserdik, yeni bakanlar yaratmanın peşinde koşardık!
Mekki Sait Esen
Gazetelerin benden bir önceki Ankara temsilcisi kuşağında en önemli, en renkli isim Mekki Sait Esen'di. Güçlü Cumhuriyet'in güçlü muhabiri ahtapot gibi siyasetçilere, bürokrasiye kollarını uzatmıştı; girgin, zeki gazeteci. Ve sonra Vatan'ın temsilcisi nazik, terbiyeli Sabahattin Sönmez. Bunlar gazetelerinde siyasetçilere yön verirlerdi. Sonra bizim kuşağa da yetişen Emin Karakuş Hürriyet'in muhabiri. Ve Ecvet Güresin, Cüneyt Arcayürek ve diğerleri. İyi anımsıyorum, ilk esaslı Ankara bürosunu Cumhuriyet'in muhabiri olarak Ecvet Güresin, ben ve Feyyaz Tokar kurmuştuk. İzmir Caddesi, Kocabeyoğlu Apartmanı. Hatta bir odası uzun süre benim evim olmuştu.
Mekki Sait ve Sabahattin Sönmez ile diğer arkadaşlar evlerden haber servisi yaparlardı gazetelerine. Aileler alışmıştı, hayatları bu düzende kurulmuştu. Sofra saatlerce açık kalır, mezeler ve rakı içilir evler sabahın ilk saatlerine kadar hareket halindedir. Haberleri yazdırmak 3 saat sürebilir. Telefon hatları bir kesilir, bir açılır feryat figan!
Zayıf hükümet nedir?
Siyasetçiler ister muhalefette, ister iktidarda olsunlar Mekki Sait ve Sabahattin Sönmez ile iyi geçinmek zorundaydılar. Vatan ve Cumhuriyet çok etkili gazetelerdi. Sansasyon, asparagas asla olamazdı.
1954'te Mekki Sait Demokrat Parti'den milletvekili seçildi. Onun yerine Ecvet Güresin ile ben ve Feyyaz Tokar geldik. Diplomatik correspondant titrini ilk kullanan Feyyaz Tokar'dır. Özellikle Altan Öymen arkadaşımız pek takılırdı Feyyaz'a, aramızda güler, şakalaşırdık.
Milliyet bürosunun başındaydım 1970'lerde. Başbakan Demirel'e akıl vermeye çalışıyordum! "İsmi bilinmeyen kimseleri bakan yapıyor, zayıf hükümetler kuruyorsunuz" diye sataşıp duruyordum Demirel'e. Bir sabah evine kahvaltıya çağırdı, konuşuyoruz.
- Nedir, dedi, gardaşım, zayıf hükümet nedir? Boyuna yazıp duruyorsun. O gençlere siyasette yer vermeyelim mi?
- Efendim Gürhan Titrek Ticaret Bakanı, kimse tanımıyor, ne yapmış, kimdir? Sadık Tekin Müftüoğlu maliye vekili, nasıl olmuş da Maliye Vekili yaptınız? Sonra siz yara alıyorsunuz!
Tam o sırada ellerinde çantaları Sadık Tekin Müftüoğlu ile Gürhan Titrek içeriye girmezler mi? Demirel ile birbirimize bakıp gülüştük.
Acaba ben de bakan mı tayin etmek istiyordum?
|
|