|
 |
|
|
Hedef Ulusoy mu?
Yasa tartışmaları insanı sıkar, okuyucunun ilgisini çekmez. Bizi de çok cezbetmez ama yeri geldiği için yazmak zorundayız. Tıpkı bugünkü gibi.
3813 sayılı futbol yasasında yapılacak düzenlemeler son aşamada. Federasyon, bakanlık ve genel müdürlük ortak bir çalışma içinde. En önemli revizyon başkan adaylarında aranan şartlarda. Tasarı bu şekliyle kabul edilirse yüksekokul mezunu olmayanlar "adayım" diye ortaya çıkamayacak. Yani akla gelen ilk isim eski başkan Haluk Ulusoy, bir daha o koltuğa oturamayacak!
Sadece o mu? Bir Fatih Terim de aday olamayacak...
Amaç sadece Ulusoy'un önünü kesmek mi bilinmez. Duyumlarımız önerinin Genel Müdür vekili Mehmet Atalay'dan geldiği, Bakan Mehmet Ali Şahin'in onay verdiği. "Diğer federasyonlarda yüksekokul koşulu aranıyor. Futbolda da bulunsun" diyaloğu hafta içinde Ankara'daki toplantının en önemli gündem maddesini oluşturdu.
Önerinin, yasallaşma süreci öncesi bir tartışma ortamı yaratmak, kamuoyunun nabzını ölçmek ve tepkileri almak adına gündeme getirildiği düşünülebilir. Ancak yüksekokul şartı konurken diğer federasyonların örnek gösterilmesi yanlıştır. Kendi statülerini belirleyen voleybol, briç, satranç ve tenis gibi özerk olanların dışında bu koşul yoktur.
Üstelik 26 Ağustos 2004 tarihinde çıkarılan yönetmelikle başkan adaylarında aranan yüksekokul şartı mevcut yönetim tarafından kaldırılmıştır.
Geçen yıl aynı yasada revizyon yapılırken konunun gündeme gelmesi üzerine Bakan Şahin'in Ulusoy'un devre dışı bırakılması girişimlerine karşı çıktığını anımsarsınız!
Bir diğer konu ise görev süresinin iki dönemle sınırlanmasıdır. FIFA ve UEFA gibi üst kuruluşlarda kısıtlama yokken, bakan veya milletvekili olma kriterleri arasında bu tip bir engelleme bulunmazken, iki dönem şartının eşitlik ilkesiyle örtüştüğü söylenemez.
Son yıllarda 3813 sayılı yasa üzerinde ne çok oynandı farkında mısınız? Genel Kurul dört yılda bir yapılırken futbolun anayasası neredeyse her yıl didiklendi.
Unutmayalım. Genel Kurul iradesini etkilemek, futbolun özerkliğine vurulabilecek en ağır darbedir.
Kişiye özel düzenleme yapmak ise sistemin temeline bomba koymaktır.
Kocaman bir örnek
Teknik direktörlerin sözleşmelerine "falanca yerden teklif gelirse giderim" hükmü eklemesi moda oldu.
Tıpkı Rıza Çalımbay'ın, Çaykur Rizespor'u ligin yarısında ortada bırakması, ya da Feyyaz'ın Malatyaspor'dan gelen teklifin üzerine uçması gibi...
İkinci yarı başında hem Beşiktaş, hem de genç hocanın etik olmayan bu davranışının kötü örnek olacağını söylemiştik.
Çok geçmedi, bu kez Aykut Kocaman ile yollarını ayıran Malatyaspor, İzmir temsilcisinde başarılı bir grafik yakalayan Feyyaz Uçar'la anlaştı. Daha doğrusu Feyyaz'ı istedi ve aldı. Bu izdivacın gönül rızasıyla olmadığını Karşıyakalı yöneticilerin açıklamalarından biliyoruz.
Feyyaz da Rıza hoca gibi kısa sürede terfi etti!
Federasyon geçmiş yıllarda çat kapı dolaşan teknik adamlara bir sezonda iki transfer sınırı getirmişti. Ama görünen o ki, daha radikal düzenlemelere gereksinim var.
Başladığı işi yarım, kendine güvenenleri yolda bırakan anlayışı görmezden gelmek, aynı ilkesizliğe ortak olmak demektir.
Parayı verenin düdüğü çaldığı, büyük balığın küçüğünü yuttuğu acımasız sistemi kontrol altına almak, futbol yöneticilerinin görevidir.
Örneğin, bir kulüpte çalışırken haklı bir nedeni olmadan diğerine geçen teknik adama vize verilmemeli. Teknik adamın aklını çelen kulübe yaptırım uygulanmalı.
Eğer bunu da yapamıyorsanız...
Bakın karşımızda kocaman bir örnek duruyor.
Futbolculuğu, teknik adamlığı ve insanlığı ile görme bozukluğu yaşayanların dahi fark edebileceği kadar KOCAMAN bir örnek.
En azından onu takip edin. Doğru adresi bulursunuz...
Hormonlu teşvikler
Futbolun iki numaralı adamı Hasan Doğan'ın federasyon içindeki etkinliği gün geçtikçe artıyor. Başkanvekili kendinden emin, sert içerikli mesajlar vererek otoriter bir yönetici portresi çiziyor.
Görev süreleriyle ilgili eleştirileri kabul etmeyen Doğan bildik bir yöntemle, geçmiş federasyonu hedefe koymayı da ihmal etmiyor.
"Futbola adalet getirdik. Hiçbir şike ve şaibe iddiasının olmadığı dönemde bunlar konuşuluyor" yakınması ilk bakışta haklı görünüyor.
Ancak "Çocukluğumdan beri futbolun içindeyim" diyen Doğan'ın unuttuğu bir nokta var. Türkiye'de şike ve teşvik iddiaları doğal ortamında gelişir. Nitekim teşvik primlerinin gönderileceği, şike tekliflerinin yapılacağı mevsim bellidir. Eğer Doğan, federasyonun son sekiz aylık döneminde bu tarz sorunlarla karşılaşmadığını söylüyorsa, zaten bunlar hormonlu ya da sera işi söylentiler olacaktır ki, aslı astarı bulunmadığını futbolun içindeki herkes bilir!
Biz, adalet ortamının Nisan ayından itibaren tavizsiz ve tarafsız olarak sürdürülmesini bekliyoruz.
Federasyon, ortalık yangın yerine döndüğünde soğukkanlılığını korur, dimdik ayakta durabilirse, yönetim kadrosuyla birlikte stajyerlik dönemini de başarıyla atlatmış olacaktır.
Bunu samimiyetle istiyoruz.
Teslim aldılar
Sonunda futbol sahalarındaki azgınlıklarını salonlara da taşıdılar.. Yarın bir voleybol maçında sahneye çıkacaklar. Meşin yuvarlağın sosyal ve çevre sorunlarını amatör sporlara bulaştıracaklar. Spor kavramı içindeki branşlarda yıllardır böyle çirkinlikler yaşanmıyordu. Mafya yoktu, kavga, küfür yoktu. Buyrun bakalım. Bedava bilet verdiğiniz, sırtını sıvazlayıp şiddete yönelttiğiniz bu zavallıları durdurun durdurabiliyorsanız şimdi. Gücünüz yetiyorsa temizleyin spor salonlarına yapışan bu pisliği.
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|