|
Hayatta, kaç kez izlenebilir güneş batışı?
ALEVLERİ gün günden daha çok dışarıya vurmaya başlayan "politika" fırınlarına; gizli-açık ekmek sürmeye çalışan hırslı dragonların itiş kakışı süre dursun...
Akşama doğru Tuzla'yla Pendik kıyılarından geri dönerken, Güzelyalı'da çıplak gözle bakılabilecek bir ılımanlığa dönüşmüş, koskocamandan da kocaman kırmızımsı güneşin, Marmara ufuklarına nasıl yaklaştığına bakıyordum.
Tam zıt yönde ise, yine koskocaman ve yusyuvarlak, sönükçe ay görünüyordu...
İnsan, her ikisini de göklerde ilk kez görmüş olsa, bilemem ödü nasıl kopar, ne yapacağını nasıl şaşırırdı?
* * *
Ukrayna, Gürcistan derken; Kırgızistan'da da politik darbe, politik kargaşalar...
Er geç Rusya da AB üyesi oluncaya dek; Yakındoğu ile Orta Asya'nın "Üçüncü Dünya" çerçevesi içinde kalmış "politika" fırınları önündeki tepişmelerde; kim bilir daha kaç yüz bin insan ölecek, kim bilir daha kaç yüz bin kişi, birbirinin gözünü çıkaracak...
* * *
Ne yapalım, "Üçüncü Dünya" çerçevesi içindeki ülkelerde; en büyük itibar, en büyük getiri, en büyük rant politik egemenliklerde...
Gırtlak gırtlağa gelmenin gerekçeleri de hep aynı; "vatanı kurtarmak", "devlete çeki düzen vermek", "bağımsızlığı gerçekleştirmek"...
Başa geçince de, gelsin kırmızı halılı resmi törenler, resmi arabalar, resmi geziler, tantanalı saraylar, kürsülerden yırtına yırtına nutuk atmalar; "Bu vatan bizim", "Bu devlet bizim"...
* * *
Neredeyse daha da büyüyerek Marmara'nın ufkuna yaklaşan, yusyuvarlak kırmızımtırak güneşin üstünde; beyazımsı, peçemsi bulut döküntüleriyle, bulut çizgileri... Kıyıcığında da, bir avuçluk, ufacık beyaz bir bulut...
Acaba insanoğlu, ömrü 30-32 bin günlük süresinde, kaç kez izler Güneşin batışını?
Ben diyeyim en çok 5 bin; siz deyin 6 bin kez...
* * *
Rusya da, AB üyeleri arasına katıldığında; 1 milyarı aşkın insan Avrasya vatandaşı olacak...
Ve yerel politika fırınlarında bir küllenme başlayacak... Başlayacak, çünkü politikanın itibarı, getirisi, rantı sönükleşecek...
Taksi helikopterlerinin pilotluğu, evrensel örgütüyle çok daha çekici görünecek gözlere, "bakan" olmaktan...
Siz şimdi inanmasanız da, geleceklerde gerçekleşecek bir serap görmenin de, kendine özgü bir tadı var güneşe layık olmak için...
* * *
Ne kadar da hızlı batıyor güneş... Yahut ne kadar da hızlı dönüyor dünya...
Zıt yöndeki yusyuvarlak ay da, silikçe donuk çehresiyle biraz daha yükseldi.
Marmara'sı, Adalar'ı, Boğaz'ıyla İstanbul'a vurulmamak elde değil...
Vaktiyle Yusuf Ziya şöyle derdi:
- İstanbul'da tabiata ait ne varsa, ulvi; insana ait ne varsa süfli...
* * *
Acaba şu sırada ne kadar Müslüman öldürdü birbirini, politik fırınların cehennemleştiği yörelerde?
"Bir Yaz Gecesi Rüyası"nın yönetmeni Michael Hoffman'ın da umurunda değil, hamaset naralı politika kavgaları; "Moulin Rouge" ile "Romeo Juliette"in Avustralyalı cesur yönetmeni Baz Luhrmann'ın da...
* * *
Sivas köylerini yerle bir eden toprak kaymalarıyla, Bingöl'ü sallayıp duran doğal depremler de; pek bir şey anlamıyorlar, ne vatan sevgisinden, ne devlet sevgisinden...
Kahrolsunlar...
* * *
En geç iki kuşak sonrası, politika fırınlarının küllendiği dönemlerde; Bitlis'teki "tarihsel tatlı türleri uzmanı" bir gencin, Tibet'teki özel villasından, Barselona'daki "tatlılar marketine" 1 saatte gidebildiği dönemlerde yaşayacak olanlar...
İnanmıyor musunuz?
2105'te görürsünüz ve bir kadeh kaldırırsınız batan güneşe...
* * *
Yeni TCK'de de, "Bu ne biçim devlet" demek, suç sayılıyormuş.
Mevcut 159. madde, daha da ağırlaştırıldığından, "Bu ne biçim devlet" sorusunun; bir eleştiri mi, yoksa bir aşağılama mı olduğu, yargıcın takdirine bırakılıyormuş. Tabii dava açıldıktan ve başladıktan sonra...
* * *
Devletimizi yıpratmayalım arkadaşlar ve asla sormayalım, "Bu ne biçim devlet" diye...
Kopenhag kriterleri, "vatandaş"ın da, "vatan ve devlet" kadar sevilip sayılması gerektiğini öneremez bizlere...
Unutmayalım ki "Altay'dan attığımız ok, Alp Dağları'nı aştı"...
* * *
Nihayet Marmara'nın ufkunda güneş battı, sadece bir kızıllığı kaldı göğün uzaklarında...
Ertesi sabahın erken saatlerinde ise, göz yakmayan parlak aydınlığıyla yusyuvarlak yapayalnız koskocaman bir ay vardı, göklerin batıya dönük mavimsi yarım kubbesinde...
* * *
Kim bilir kimler, kimleri öldürmüştü gece boyunca?..
c.altan@prizma.net.tr
|
|