Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 28 Mart 2005 / Pazartesi  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Adaya atılan kadınlar

İğdiş edilmiş kız torunlarıyız biz eski, ihtiyar kadınların. Sorsalar, beş ağacın ismini bile sayamayız...


Kadınlar, rüyalarla iyileştirirler kendilerini. Sabahları iş yerlerinin sigara odalarında, ev hanımı mutfaklarının sabah içilen kahvelerinde, üniversiteye giden servislerin sarsılan koltuklarında niye eğilip birbirlerinin kulaklarına bu kadar çok rüya anlatsın ki yoksa? Gündüzleri işe yarıyor olmalı, gece görülen rüyalar. Çok ve hızlı hissettikleri için kadınlar, belki geceleri demlenip berraklaşır akıllarında, gün içinde kalplerinden geçenler. Uyuyan akılda sular gibi akıp gider gündüzleri dert edilenler.
Adamların anlamlarını gece çözer kadın aklı, adamların anlamsızlıklarını... Korkularını bildirir kadınlara rüyalar, korkusuzluklarını... Gelecekten haber verirler; çünkü kadınlar pusulalarını gördükleri rüyalara göre ayar ederler. Kadınlar, kendilerini rüyalarıyla tedavi ederler. Yaralarını yalayan jaguarlar gibi, uykunun ılık salgılarıyla kararlar verir, işaretler bulurlar.

Otlar ve rüyalar
Rüyalarıyla kendilerini tedavi ederler kadınlar; otlarla başkalarını. Herhalde önce doğurdukları çocukları yaşatmak için öğrenmişlerdir insanoğlunu tedavi edici bilgileri. Cadılar yakıp "kahpeleri" kuma gömerken, kim bilir ne çok insanlık bilgisini silip süpürdü erkekler! Belki ölümsüzlük bilgisini böylece yitirdi insanoğlu. Yakılmış, yıkılmış kadınlar böylece lanetledi belki insanlık ırkını. Doğayı ele geçirmeye, sindirmeye değil onunla birlikte "akmaya" çalışan, toprakta, havada ve suda bunun bilgisini arayan kadınlar yok edildi nesiller önce. Şimdi bize kalan, onların "iğdiş" edilmiş kız çocukları. Bir adaya konulduğunda plastik bir madde gibi yabancı duran...

Adanın kadınları
Muhtemelen Türkçeye iyi bir çeviri yapmak mümkün olmadığı için "Survivor" diye bırakmışlar programın adını; "kurtulan", "hayatta kalan" demeye geliyor. Televizyon programı için kiralanmış bir adada çekiliyor program, adaya atılanlar hayatta kalmaya çalışıyor. Muhtemelen ileride böyle yeni "ülkeler" doğacak; belki de küçük ülkeler televizyon devleri tarafından böyle programlar için kiralanacak! Neyse, bizim konumuz bu değil.
Konumuz bu adaya atılan kadınlar. Otların, toprağın, suyun bilgisinden uzaklaştırılmış, büyük anneannelerinin kendi anneannelerinden öğrendikleri bilgilerden mahrum bırakılmış kız çocukları.
İhtiyar kadınlardan annelerinden, tıpkı dil gibi kendiliğinden, doğal olarak öğrenmiş olmaları gereken geçmiş bilgileri bu yolla değil de, daha sonra yabancı bir dil öğrenir gibi sanki ezberleyerek edinmişler. Tıpkı erkekler gibi suyu durdurmaya, toprağın karnını deşmeye, havaya karşı koymaya çalışıyorlar. Bunlarla birlikte nasıl yaşanacağına ilişkin bilgi gövdelerinin artık bağlantı kuramadıkları karanlık bir yerine gömülmüş. Erkekler gibi onlar şimdi "çocuk" gibi davranıyorlar; doğaya kafa tutuyor, hırçınlaşıyor, mızıldanıyorlar. Doğar doğmaz başka bir dünyaya evlat verilmiş çocuklar gibi karnından çıktıkları doğa annelerini hiç tanımıyorlar.

Ağaç adları
Sadece ağaçların, çiçeklerin ve yenecek otların adlarını ve suretlerini iyi bilenleri çok kıskanırım. Bunlar, sonra tek tek kitaplara bakılarak öğrenilecek şeyler değilmiş gibi gelir bana. Başka bir ömrüm olsaydı ağaç adlarını bilmek isterdim aslında. Çünkü şimdi öyle çok şey bilmiyorum ki... Ne rüyalardaki işaretler kaldı bana, ne otlarla hayatta kalma bilgisi. Büyük kadınların ana dillerinin sözcükleri kadar kendiliğinden ve şüphesiz bildikleri ne çok şeyi bilmiyorum ben. Ne çok şeyi bilmiyoruz. Şimdi "doğal" olanları çok pahalı marketlerden, özenle paketlenmiş olarak alıyoruz. Doğal olan artık sadece ayrıcalıklı insanların hak ettiği bir lüks. Dükkândaki adama (!) soruyoruz hepimiz:
"Rezene ne işe yarar? Melissa ne yapar?"
Mesele "ot yemeğine" iştahlanmak değil; bir bilginin, bir dilin kaybı, gizli hazineler taşıyan bir gücümüzün gövdemizi hiç dönmemek üzere terk edişi.

Bir zamanlar kadınlar...
Çünkü bir rüya görmüştüm ben. Bir bebek doğuruyordum, kız bebek. Sonra bir ihtiyar kadın gelip yanıma dağları gösteriyordu, "Şimdi sana bu dağlardaki otlardan nasıl yemek yapılacağını öğreteceğim" diyordu kadın. Ne kadar para kazansam, ne kadar "ünlü" olsam, ne kadar "sigortalı" olsam da bilemeyeceğim büyüklükte bir güçle doluyordu karnım, göğüs kafesim. Bebeğe kendim bakabilirim ve hayatta kalabilirim artık, korkmuyorum; rüyada müthiş bahtiyarım.
İşte bir zamanlar kadınlar, belki rüyalarındaki kadar kudretli ve bahtiyardılar.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Kırgızistan, Azerbaycan, Özbekistan
UKRAYNA gibi Azerbaycan'da da halk hareketler...
Çetin ALTAN
Neden geçmişimizi geleceğimizden daha çok seviyoruz?
GEÇMİŞİMİZE sövülmesine, geleceğimize sövülme...
Yasemin CONGAR
ABD, AB, AKP
"Avrupa ile ABD arasındaki ortaklığın semalar...
Faik ÖZTRAK
Dünya ekonomisinde yumuşak iniş ve AB
AB devlet başkanları ve başbakanları geçtiğim...
Hasan PULUR
Böyle okura böyle yazar...
OKURLAR hem velinimetimiz, hem de gözümüz kul...
Ece TEMELKURAN
Adaya atılan kadınlar
Kadınlar, rüyalarla iyileştirirler kendilerin...
Yaman TÖRÜNER
Bu yıl enflasyon muhasebesi başlıyor mu?
Yaklaşık 10 gün önce, Sermaye Piyasası Kurulu...
Osman ULAGAY
Putin'e kim 'Şah' diyecek?
Gürcistan, Ukrayna derken şimdi de Kırgızista...
Güngör URAS
Turkcell ile iş bitmiyor
Turkcell'in yabancılara satılacağı duyulunca,...

© 2005 Milliyet