|
"Kurnazlık"la "akıl" boğaz boğaza gelirken...
ÖNCE "kurnazlık"ın tanımlamasını yapmaya çalışalım; "kurnazlık", karşısındakinin bilgisizliğinden, saflığından, yahut çaresizliğinden yararlanıp; kendi çıkarını hesaplayarak takındığı bir tavrı, karşısındakinin çıkarına göre davranıyormuş gibi gösterme becerisidir.
Örneğin bir tezgâhtarın, karşısındaki müşteriye sakatlı bir malı satmaya çalışırken:
- Sizin hatırınıza, sermayesine bırakıyorum, demesi gibi...
***
"Akıl" ise, her türlü inanç, koşullanma ve görüntüler ötesinde "öz gerçeği" saptamanın; her türlü kurnazlığın dışındaki doğa düzeniyle ters düşmeme titizliğinin, insana özgü merak ve karar mekanizmasıdır.
***
Doğa düzeni "doğum-ölüm", "karanlık-aydınlık", "sıcak-soğuk" gibi analitik ve dinamik bir oluşum sergilediğinden; "akıl", eksisi-artısıyla ortaya çıkan tablolarda, nasıl bir sentez oluşacağının da hem öngörüsü, hem de ona en uyumlu kararı verme peşindedir.
Karanlığa karşı ampulün, yıldırıma karşı paratonerin keşfi; doğayla uyum sağlamanın ve onun verilerinden yararlanarak, kendi yaşamını daha kolaylaştırmanın örnekleridir.
Sahtecilik nasıl kurnazlığı kullanıyorsa, bilim de aklı kullanır.
***
Gelelim politikaya ve politikanın en geçerli sahnesi olan "ulus-devlet" yapılanmasına...
Politika büyük oranda kurnazlığa abandığına ve doğa düzeninde de kurnazlık olmadığına göre...
Süper teknoloji de, doğa verilerini gitgide daha çok kullanarak insan yaşamını, gün günden daha kolaylaştırmakta olduğuna göre...
Düşünün ki "yer" küresinde her saniyede bir trilyon iletişim yapılmakta.
Sumatra Adası açıklarında, 8.7 şiddetindeki bir depremin görüntülerini, 2 saat geçmeden izleyebiliyoruz evlerimizde...
***
Türkiye henüz böylesi bir değişim bilincinin çok dışında. Sade dışında değil, politik hırsların saman altından yürüttüğü akıntılarla, bir hayli de karşısında...
O nedenle de, aklın pencerelerine duvar örmek istiyor bazen... Tabii aynı zamanda saydamlığın pencerelerine de...
***
"Üçüncü Dünya" ülkelerine özgü hamasetçilik; Türkiye'de de, "yöneten", "yönetilen"; "vatan", "vatandaş" ayrımlarının üstüne hokus pokus şalları örten naralanmalara sığınmada...
Oysa Türkiye 85 yıldır, tıpkı İsveç'le İsviçre gibi, ne gerçek bir savaş yaşadı, ne de bir bombardıman...
İster istemez 90 yıl geride aramak zorunda kalıyor kahramanlık pınarlarını...
Kaldı ki, o kadar övünülen çok şehit vermek; bir başka açıdan bakıldığında, "komuta hataları"nın da sonucu olabilir.
***
Değerli dostum ve yakınım Yük. Müh. Doğan Barış sayesinde, Errol Morris'in gerçekleştirdiği McNamara belgeselinin DVD'sini izledik geçen akşam.
1961-68 arasında ABD Savunma Bakanı olan ve Vietnam savaşlarının sorumlusu olarak damgalanan McNamara, "soru-cevap" çerçevesinde kurgulanmış belgesel filminde; olup bitenlerden alınacak dersleri sıralıyor ve bazen de tüyleri diken diken edecek açıklamalar yapıyordu. Şöyle ki:
- Hata yapmayan insan yoktur. Hata yapmayan komutan da yoktur. Ancak komutanların hatası dile getirilmez. Ve bazen bir komutanın hatası 20 bin cana mal olur...
***
Bir yanda, son haftalarda yeniden alevlenen hamaset gösterileri; bir yanda, İncirlik Üssü'yle ilgili olarak Pentagon'la sürdürülen görüşmeler ve alınması beklenen kararlar; bir yanda Mehmet Ali Birand'ın dünkü Posta'daki yazı başlığı, "ABD'deki Türkiye tepkisini ciddiye alın"...
***
Türkiye'deki politik kurnazlıkların; vatandaşa boş verip, vatan sevme davulları çalmanın; "değersiz önemliler"in, "önemsiz değerliler"e karşı duyduğu gazabın; kitap yasaklarının; lider dalkavukluğu yapma yerine, yazıya layık olmaya çalışanları "hain" saymanın; yolsuzluk ve soysuzlukları ortaya çıkarmaya kalkanları yok etmenin kötü birikimleri; ayaklara dolaşmaya başlamış gibi...
***
"Kurnazlık"la, "akıl" boğaz boğaza geldiğinde; doğa düzeninin analitiği ile el sıkışan "akıl", son toplamda galip gelir ama, bedelini de genç kuşağın binlerce günahsız insanı öder.
***
Her şeye karşın enseyi karartmayın... Kurnazlıklardan medet ummayacak ölçüde, evrensel değişimin dinamiğini algılıyor ve çağınızı hak etmeyi amaçlıyorsanız; ilgilendiğiniz biyografiler doğrultusunda çok güzel ve çok değişik bir hayat da yaşayabilirsiniz.
Sade politikacılar yetişmedi; "Deliliğe Övgü"yü yazan Erasmus'lar da yetişti bu dünyada; aşkın heykellerini yapan ve yapıtlarının üstüne kimsenin tükürmediği Rodin'ler de, Seyit Nesimi'ler de, Fazıl Hüsnü'ler de, İlhan Koman'lar da, Gazi Yaşargil'ler de, Cahit Arf'lar da, Fazıl Say'lar da...
c.altan@prizma.net.tr
|
|