Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 30 Mart 2005 / Çarşamba  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kadın - çocuklar!


Senin hâlâ öyle şaşırmaların... Hâlâ aynı kocamanlıkta açabilmen gözlerini; gülerken yüzünün gözünün nasıl göründüğüne aldırmaman; komiklikler yapman hâlâ, çocukkenki gibi. Hâlâ! Ne olacak senin bu hallerin? Kadın kardeşim, sen hiç büyümeyecek misin? Sen hiç mi "ağır" kadın olamayacaksın? Sen bu yaşta hâlâ nasıl yolda giderken sekerek yürümeye cesaret edebilirsin? Ah canım kardeşim, ne olacak senin bu halin?
Yirmili yaşlarındaki mankenler bile senden daha kadın-kadın! Sen kaçsın şimdi? Otuz mu, kırk mı? Belki elline yaklaştın ve hâlâ onlar gibi ağır ağır hareket edip, süzülerek yürüyemiyorsun. "Koca kadın" gibi davranmayı kaç yaşına gelince öğreneceksin? Sen ne zaman saçlarını, ilkokuldaki gibi, başının iki yanından firketelerle toplamayı bırakıp "gölge" yaptırmaya gideceksin?
Alnın öyle çocuk gibi duruyor, açılınca saçlarının perdesi, yüzünün hiç büyümeyeceği daha çok belli oluyor. Kazağınla aynı renk soket çoraplar giyince ayağına, son kertede, gardırobun önünde kot pantolonu seçince... Alıp da giymediğin onca "kadın eteği" dolapta uyuyor da uyuyor...
Tırnakların bir türlü kırmızı oje sürülecek kadar uzamıyor. Hep temiz temiz, öyle dibinden kesilince tırnaklar- biliyorsun değil mi?- sen "tek taş" alınacak kadınlardan biri olmuyorsun; sana hâlâ doğum günlerinde kitap hediye ediliyor. Tek farkı eskiden, artık çayı annen demlemiyor.
Temiz temiz tuttuğun defterlerin oluyor senin, evinde küçük küçük, neşeli şeyler birikiyor. Başlıklar hâlâ kırmızı kalemle atılıyor; hayatın cümlelerini kurarken, senin yanında hep yumuşak uçlu kurşunkalemle, kenarları kirlendikçe boş kâğıtları silerek temizlediğin silgin duruyor. Neredeyse ataç tutturacaksın kenarlarına; senin hayatının sayfaları yaramaz kollarınla hâlâ kıvrılıyor. Bıraksalar seni, evine krapon kâğıtlarından kedi merdivenleri bile yaparsın, ama o kadarı da, öyle değil mi, fazla oluyor.
Sevgilin var, evlisin belki, hatta belki çocukları da kuzulayıp kuzulayıp koydun kenara ama senin gözlerin hâlâ çocukluk fotoğraflarındaki gözlerine benziyor.
Şöyle bir şuh bakıp saçını savuramıyorsun. Sen komik bulduğun için bunlar sende komik duruyor. Yapsan yaparsın da daha baştan tutamayıp kendini gülmeye başladığın için hep bunlara gülen adamlar seni buluyor...
Otuz yaşına gelince artık saçlarının böyle beceriksiz durmayacağını, kırkına gelince artık bu komikliklerin kafandan geçmeyeceğini, elline gelince artık dudaklarını yemeyeceğini düşünüyordun değil mi? Senin çocukluğun o kadar neşeli, o kadar sana yakışıyor ki kolların, bacakların bir türlü "kadın" fotoğraflarına sığışmıyor. Hatta belki senin hâlâ külotlu çorapların düşüyor...
Ne olacak senin bu halin? Rujları, allıkları hâlâ oyun gibi sürüp sürüştürüşün... Ne olacak? Hiç büyümeyi düşünür müsün? Dantelli, kürklü, burnunu havaya kaldırıp yürümeyi beceren bir kadına ne kadar daha büyüyünce dönüşeceksin? O küpeleri, boncukları hâlâ annenin tuvalet masasında oynar gibi takıp takıştırışın...
Ne olacak? Sen hikâyeler anlatan bir anneanne, nine olduğunda bile bu komiklikleri yapmaya devam mı edeceksin? Her sokağa çıktığında başından geçenleri taklitler, bin türlü tiyatrolar yaparak anlatmaktan acaba ne kadar daha büyürsen vazgeçeceksin? Olgun bir somurtmayla, bacakların tayyör nizamında yerli yerinde oturmayı ne zaman becereceksin?
Becermeli misin?
Çoktan öğrenmişler onlar öyle olabilmeyi. Sen şimdiye kadar çok ders kaçırdın. O zaman as bu dersi de, iyisi mi bu kadınlık okulunu biz bugün de ekelim. Gidip dizlerimizi kanatıp sonra mahalledeki komik insanların taklidini yapıp gülelim, gülelim. Başımızı arkaya ata ata gülelim. Saçımız firketelerden kaçtıkça avcumuzla, güzelce açıp alnımızı yeniden saçlarımızı firketeleyelim.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Türkiye, Amerika, Irak
AMERİKA İncirlik üssünü daha fazla kullanmak ...
Çetin ALTAN
"Kurnazlık"la "akıl" boğaz boğaza gelirken...
ÖNCE "kurnazlık"ın tanımlamasını yapmaya çalı...
Melih AŞIK
Kedinin davası
Musa Kart arkadaşımızın geçen yıl 9 Mayıs'ta ...
Fikret BİLA
Baykal: Öcalan'a tepki bayraktan büyük olur
CHP lideri Deniz Baykal, Mersin'de Türk bayra...
Hasan CEMAL
Dikta!
Ali Topuz, hokus pokus! Bir zamanlar CHP'deki...
Güneri CIVAOĞLU
AB Partisi
AKP'nin karşısında muhalefet boşluğunu "AB'ni...
Can DÜNDAR
28 Şubat ülkesi!
Ticaret ne tuhaf şey...
Abbas GÜÇLÜ
Nasıl bir gelecek istiyoruz?
Ülke ya da bireysel olarak nasıl bir gelecek ...
Hurşit GÜNEŞ
Ermeni sorunu: geçmişe değil, geleceğe bakmak
CHP'nin girişimiyle geçen hafta Türkiye'ye ge...
Nail GÜRELİ
TCK'siz sansür
Varsa yeni TCK, yoksa yeni TCK! Konuşulan hep...
Mehmet Y. YILMAZ
Nasıl olur da, iki halk birbirini bu kadar yanlış tanır?
Türkiye ile Ermenistan'da aynı anda yapılan b...
Hasan PULUR
Türk ve Ermeni doktorlar..
CİDDİ bir araştırmanın sonuçları, pazartesi g...
Meral TAMER
Bıyıklı Türk'le bıyıklı Çinlinin yatırımda farkı
İş Yatırım Genel Müdürü İlhami Koç, "artık ge...
Ece TEMELKURAN
Kadın - çocuklar!
Senin hâlâ öyle şaşırmaların... Hâlâ aynı koc...
Osman ULAGAY
Brezilya'da IMF onayıyla IMF'siz dönem, Çin'de yavaşlama
Türkiye'nin 2001 krizini Arjantin'in içler ac...
Güngör URAS
Sanayi daha az elektrik kullanıyor sokaklar 'kararıyor'
Devletin yayımladığı rakamlar doğru ise, 2004...
M. Ali BİRAND
Açın artık şu kapıları
TESEV'in yaptırdığı araştırma son derece ilgi...

© 2005 Milliyet