Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 31 Mart 2005 / Perşembe  
Bugünkü Milliyet Gazetesi      Kariyerim      Business      Arabam      Cumartesi      Pazar      Ege      Vitrin  
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Adil yargılanma

Soru Yorum / R. Süha Tanrıöver

2709 sayılı kanunla kabul edilerek, 9 Kasım 1982'de resmi gazetede yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın başlangıç hükümleri arasında, "Her Türk vatandaşının bu anayasadaki temel hak ve hürriyetlerin eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu" yazılıdır.
Yukarıda belirtilen ifade içinde yer alan hususların gerçekleşebilmesi ve uygulanabilmesi, toplum olarak kuşkusuz hepimizin yararınadır. Ancak, olması gerekenle olan maalesef her zaman örtüşmüyor.
Her Türk vatandaşının temel hak ve hürriyetlerden eşit olarak yararlanabilmesi vazgeçilmez ön koşullarından biri, hukuk sisteminin bunu sağlayacak şekilde düzenlenmiş olması.

* * *

Burada ifade etmek istediğim, sadece mahkemelerin veya gündelik hayatın hemen içinde yer alan konular değil, ama her zaman herkesin başına gelebilecek konular.
Örnek olarak 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kuruluş Kanunu'nun 52. maddesinin son fıkrası hükmü gösterilebilir.
Kanunun ifadesi aynen şöyle :
"Şu kadar ki ... veya idarece gönderilen gizli her türlü belge ve dosyalar ... taraf ve vekillerine incelettirilemez."
Görüleceği üzere, madde hükmü mahkemeye bir taktir yetkisi bile tanınmaksızın kaleme alınmıştır.
Burada söz konusu olan idari bir mahkeme olduğuna göre, tarafın biri mutlaka idare olacaktır. Bu hükümden çıkan sonuca göre, gönderilen belgeyi davalı veya davacı konumundaki idare bilecek, mahkeme hakimleri bilecek, ancak davacı veya davalı konumundaki yurttaşın ve vekillerinin bunları bilme, tartışma veya cevap vermek hakkı olmayacak.
Peki bu durumda "hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisi" nasıl kullanılacak..
Kanundaki bu uygulama, ayrıca Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan "herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir", 36. maddesindeki hak arama hürriyeti başlığı altındaki, "herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" ilkelerine de aykırıdır.
Öte yandan Anayasa'nın 90. maddesi hükmüne göre, mealen, "milletlerarası andlaşmalar kanunlarla çeliştiği taktirde, milletlerarası andlaşmalar hükümleri esas alınır."
Türkiye'nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını düzenler ve "herkes hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir" hükmünü içerir.
Olayın bir diğer boyutu da, belgenin gizli sayılıp/sayılmayacağına, yargılamanın tarafı olan idarenin karar verecek olmasıdır. Böylece, yargılamadaki taraflardan biri, diğerinin ilgili belgeyi görüp/göremeyeceğine karar verecek duruma gelmektedir.
Bu yazı konusu biraz teknik gibi gelebilir. Ancak, ortada düzeltilmesi gereken bir şeylerin var olduğunu düşünüyorum.

ege@milliyet.com.tr



EGE
Hırsız caydıran
Mortgage'ın İzmir'e faydası olur mu?
Adil yargılanma





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Bahar Akbaş
Deniz Sipahi
R. Süha Tanrıöver

© 2005 Milliyet