|
 |
|
|
"Yürüyene bir tek acının yolu açık"...
Kemal Özer'in yeni şiir kitabı "Sevdalı Buluşma"yı çok sevdim. "Oh" dedim, "ne güzel... Şiirle bir buluşma daha"
Kemal Özer'le dostluğumuz yarım yüzyılı ya devirdi ya devirmek üzere. Özellikle 1950'lerin sonlarıyla 1960'larda, a dergisi serüveninde neredeyse hiç ayrılmazdık. Adnan Özyalçıner'le birlikte derginin hamallığını yüklenmiştik. Dizgi, baskı, kağıt bulma, dağıtım bizim sorumluluğumuzdaydı. Basılmış dergileri koltuklarımızın altına sıkıştırır, İstanbul'daki satıcılara tek tek dağıtır, Anadolu'ya gönderilecekleri de paketler, postalardık.
Maça giderdik her hafta. Hangi takımın maçı olursa.
Kahveye aynı saatlerde damlar, aynı saatte evlere dağılırdık. O arada bağıra çağıra langırt oynadığımız da olurdu.
İlk kitabının, "Gül Yordamı"nın kapağını ben yaptım.
İlk tanıtma yazımı da o kitap için yazdım.
Şimdi birbirimizi yılda bir kere ya görüyoruz ya görmüyoruz. O da, geçen hafta olduğu gibi, bir başka kentte düzenlenen bir etkinlikte karşılaşabilirsek.
Ama o dostluk, sıcaklığından hiç bir şey yitirmedi.
* * *
Niye yazıyorum bunları? Kemal'in şiirleri konusunda nesnel olamayacağımı belirtmek için belki. Özellikle edebiyat konusunda, nesnel olmaya inanmıyorum ki zaten. Bazen kötü olarak nitelendirilen bir şiir bile sizde çok özel çağrışımlar, duygular uyandırır, o şiiri dilinizden düşürmezsiniz. Herkesin bayıldığı bir öyküyü ise ilk sayfasında elinizden bırakıverirsiniz.
Hemen belirteyim: Kemal'in şiirlerini, şairi dostum olduğu için seviyor değilim. Yüzünü görmediğim biri bile yazmış olsaydı o şiirleri, yine de severdim. Dostluk, sadece ayrı bir sıcaklık katıyor okuduğum dizelere.
* * *
Kemal toplumcu bir şair. Ama Memet Fuat'ın söylediği gibi, "sevdasıyla davasını iç içe işledi". İnançlarını savunurken, kimi sanatçılar gibi sloganlara, çığlıklara, şamataya sığınmadı. Şiir yazdığını hiç unutmadı.
Geçen hafta yayımlanan son kitabı, "Sevdalı Buluşma" (Adam Yayınları) bunun kanıtı.
Arka kapakta, "sevdayı 'ben'den 'biz'e bir yürüyüş" olarak nitelediği belirtiliyor. İki bölümden oluşan kitap için, "Bölümlerden biri, sevdalı insanın 'yaşanan'la güncel yaşam kesitleri içinde buluşmasını kapsarken, öbürü o insanın oluşumunda yer alan kişisel tarih ve coğrafyayla duyguların haritasını içeriyor" deniliyor.
Kitap sekizer "beyit"li gazellerle başlıyor. "Konuşandan sökülüp alınmış sesi / yürüyene bir tek acının yolu açık" ortamında sevdalı buluşmaların ışıttığı yıldızlar aranıyor -yakınma yok, hücum borusu da çalınmıyor; sınanma, direnme irdeleniyor. Hep şiirle.
Kemal'in sesi, daha sonraki şiirlerle gittikçe alçalıyor sanki; son dört şiirle de fısıltıya dönüşüyor. Daha "özel"leşiyor çünkü, kendisinin de söylediği gibi, daha "kişisel"leşiyor.
* * *
Bu köşede birkaç kez belirttim: Eleştirmen değilim ben. Okuduğum, sevdiğim kitaplar üstüne izlenimlerimi dile getiriyorum sadece.
Şiir eleştirmeni ise hiç değilim. Bir şiiri okur, ya severim ya sevmem. Şiir üstüne konuşmayı ise hiç beceremem. Yapıtları çeşitli yöntemlerle incelemek, didiklemek, artılarını, eksilerini belirtmek benim harcım değil. Şiire yaklaşımım da o değil.
"Sevdalı Buluşma"yı çok sevdim. "Oh" dedim, "ne güzel... Şiirle bir buluşma daha."
"Sevdalı Buluşma"dan bir şiir
Yaz sonu
Bizden başka kimse kalmadı artık kıyıda.
Deniz geriye çekti sularını ayaklarımızın
önünden. Her sabah nasıl geldiysek
bütün yaz, yine geliyoruz elimizde iki iskemle
-iki ülkenin sınır tanımayan yüzlerini
taşıyarak yüzlerimizde, esmer ve sarışın.
Yaprak kımıldamasa bile içimizde bir yazgının
yine kanat vurmaya hazır iki yönlü rüzgarı.
Zaman yine sürdürüyor tanıklığı, ama öyle hafif ki
üstüne bir taş koymazsak nerdeyse uçup gidecek.
|
|
|

|