|
 |
|
|
Milli maçların getirisi
Arnavutluk ve özellikle Gürcistan galibiyetlerinden bizim hissemize neler düştü? Sadece Almanya ümidi mi?
Hayır... Çok daha önemlisi; mesela "ruh sağlığımızı kazanma ihtimali".
Ve diğerleri:
Önümüzü gördük... Milli takımdaki değişim dönemini topa basan, dikine çıkan, teknik kapasitesi yüksek orta saha ile aşabileceğimizi anladık. Yerden çabuk toplarla hata affetmeyen agresif oyunu, stilimiz olarak algıladık; kabul ettik.
Tamir olduk... İki Gürcistan maçı arası, sıfıra vuran morallerimizle birbirimizi yemekten bıkmıştık. Artık sıra kendi uzuvlarımıza gelmişti ki, farkına vardık. Dünya'da yiyecek nefis lezzetler vardı ve ziyafetin en güzeli Almanya'daydı.
Yenilendik... Dünya üçüncüsü milli takımımızda vazifesini yapan, ancak emekliliğe alışamayan yıldızlarımıza, yerlerinin asla boş kalmayacağını izah ettik. Gönül rahatlığı ile veda edebileceklerini, gözlerinin arkada kalmaması gerektiğinin altını çizdik.
Nefeslendik... Almanya'ya gidemem endişesiyle milli galibiyetlerden bile cenaze evinden çıkar halimizin saçmalığını anladık. Artık her fırsatta galibiyetin tadına varmaya karar verdik.
(Belki) Akıllandık... Milli maçların esprisini hatırladık. Keyifle izleyeceksin. Bir dahaki maça kadar tatlı bir heyecanla bekleyeceksin. "Kesin hallederiz", "Asla olmaz" gibi keskin sirkelikler etmeyeceksin. Neşeleneceksin özetle... Dank etti beynimize.
Sapla samanı ayırmayı öğrendik (mi acaba)... Etik ve adli hatalar yapmış kişileri ay yıldızlı formanın arkasına saklamamamız gerektiği gibi, kanun ve vicdanın yargılayacağı "kabahatler mahkemesi"nin ay yıldızlı forma üzerinde kurulmaması gerektiğini kavradık. Sevaplar hataları götürmüyor; ya da tam tersi.
Oh dedik... İki galibiyet ilaç gibi geldi.
'İstifa edecek misiniz'
Yanal'a maçtan sonra "istifa edecek misiniz" sorusunu haber yapmış Vatan gazetesi ve yanına bir patlak koymuş: "Bu kadarı da olmaz artık"...
Niye olmasın?..
Kişisel açıdan son derece stratejik bir karar olurdu sayın Ersun Yanal'ın Gürcistan'daki basın toplantısında istifasını açıklaması.
Bir kere, popülaritesi matlaşmış ve halkın gözünde derin yaralar almış hoca, mağdur duruma düşerdi. Bilirsiniz biz mağdurları daha kolay affederiz.
Federasyon, Almanya ümidini yitirmemiş bir hocayı kolay kolay gözden çıkaramaz, istifasını kabul etmezse, bir daha yeni teknik direktör arayamazdı.
Hepimiz derdik ki, "Yanal gerçekten ülkesini düşünüyormuş, Takımı düze çıkardı eyvallah dedi. Bravo onurlu adammış"...
Etmemesi "onursuzluk" anlamına gelmiyor tabi... Bu da başka bir strateji. Yunanistan maçına iki ay kala yeni kasetler, yeni polemiklerle savaşmaya hazır olduğunu ortaya koyuyor. Eskilere gelince; biliyorsunuz, biz unutsak da adalete intikal etmiş meseleleri, sistem otomatik olarak takip ediyor. Önümüzdeki günlerde vergi yüzünden bir dava söz konusu olursa daha mı iyi?
Yani istifa etmenin tam zamanıydı. Soran basın mensubunu kınamak değil, kutlamak lazım. O, Yanal'ın çok az kalan dostlarındanmış.
Uymayın onlara!
Dedim ya; ben "yöneticilerarası planlı yıllık olağan demeç savaşlarını" ciddiye almıyorum. Havuz, vergi gibi ortak çıkarlar söz konusu olduğunda kol kola gireceklerine inanıyorum... Ve her takımın taraftarını "büyüklerine uymamayı" tavsiye ediyorum.
Ne yapsaydım yani;
Sayın Kıvanç Oktay'a "Size o gösterdikleri silah değil cep telefonuydu, kontürüm bitmiş beni ara konuşalım demek istiyorlardı" mı deseydim.
Ya da "Nouma orasını burasını gösterirken iyidi ama" mı...
Sayın Aziz Yıldırım'a, "Salonda silah gösteren adamlarınız, çıtayı yükselttiler... Bakalım Stada bazukayı nasıl getirecekler" mi?
Sayın Ergun Gürsoy'a, "Sayın Atay Aktuğ üzerinden kavga etmek en doğal hakkınız. Bu kadar yıllık Trabzonlusunuz, onların da bir faydası olsun yani" mi?
Sayın Aktuğ'a "Başkanım müthişsiniz, bir iki laf da Beşiktaş'a soksanıza" mı?
Hayır... Asla... Hepsini kınıyorum. Mümkün olduğu kadar "körük"ten uzak duruyorum.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|