|
 |
|
|
Ortada su deposu var, yandan geç
Olay Ece Bar'da geçiyor. Ama mesele Ece Bar meselesi değil. Mesele böyle bir ihmalin kötü sonuçlanması halinde geri dönüşün olmaması. Mesele böyle bir olayda kimsenin ders alma lüksünün bulunmayışı. Mesele, insan hayatı!
Bu hafta tüm gazetelerde 18 aylık Ali'nin kocaman bir fotoğrafının altında "Aranıyor. Ali'yi görenlerin, yerini bilenlerin haber vermesi rica olunur" diye ilanlar çıkabilirdi. Geçen pazar sabahı Ali ölmüş olabilirdi ve biz onun öldüğünü bile henüz bilmiyor olabilirdik. Biz acaba Ali kaçırıldı mı diye düşünüyor olabilirdik. Şu kapıdan çıktı ve sokaklarda kayboldu herhalde diye düşünüyor olabilirdik.
Ve Ali o esnada bir su deposunun dibinde boğulmuş, ölmüş, yatıyor olabilirdi.
Çocuk bu, ıslatır kendini
Geçen pazar sabahı Ece Bar'a "bıranç"a gittik. Bir arkadaşımızın doğum günüydü. Doğum günü kişisi dahil, bizim dışımızda doğum gününe iştirak eden herkesin çocuğu olduğundan ve Ece Bar'ın ilanlarında da üst katta büyüklere "bıranç", alt katta çocuklara oyun vesaire yazdığından, doğum günü yeri olarak orası tercih edilmiş. İyi.
Biz gittik. Baktık Efe gayet mutlu ortalıkta dolanıyor. Defne iştahla mamasını yiyor. Oturur oturmaz Ali ve Naz'ı sorduk. Onların da kendi bakıcıları ve Ece Bar'ın çocuklarla ilgilenen bir personeli ile birlikte alt katta olduklarını öğrendik. İyi.
Efe de, nispeten büyük olan "Büyük Efe" de aşağıda oynuyormuş hatta. İyi yani. Çocuklar iyi. Büyükler iyi. Herkes iyi.
Biraz sonra Ali'nin ıslandığı haberi geldi. Çok ıslanmış. Personelde nasıl bir panik! Baba "Aman canım, çocuk bu, ıslatır kendini" diye mekanın bakıcısını sakinleştirdi hatta. Anne de "Tamam, mühim değil, ben ilgilenirim" deyip aşağıya indi. Sırılsıklam Ali'yi alıp yukarı getirdi.
Yavrum, ağlamıyordu bile. Çenesi takırdıyordu. Bir battaniyeye sarmalandı. Daha fazla üşüyüp hasta olmasın diye ailece evlerine gittiler. Bitti.
Bitmedi. Ne olup bittiğini sonra öğrendik. Alt katta, hesapta büyükler "bıranç"tayken çocukların oynaması için düzenlenen şu alt katta yani, tabanda, üstü sahne ile kapatılmış bir su deposu varmış meğer. Ama sahnenin arkasında kalan kısımdaki kapak, her nasılsa
-Nasıl?- kapatılmamış.
Ali kendini ıslatmamış ki!
Ali'nin düştüğü yeri tarif etmek güç. Şöyle diyeyim: Ben çok korktum. Düştüğü yeri görünce, olabilecekleri düşününce... Sahiden korktum. Günlerdir, olabilecekleri düşünüp düşünüp yeniden korkuyorum.
Neyse ki Büyük Efe, Ali'nin düştüğünü görmüş. Ki o da küçücük bir çocuk. Ali düştü diye kendisine kızılacağını, cezalandırılacağını düşünebilirdi. Görmemiş gibi yapabilirdi. Ama görmekle kalmamış, Ali'nin düştüğünü haber de vermiş. Garsonlar sahneyi iterek öne doğru çekmişler ve Ali'yi çıkarmışlar.
Evet, Ali ıslanmış. Hayır, Ali kendini ıslatmamış. Su deposuna düşmüş çocuk. Su deposundan çıkarılmış.
Bebeğim, meğer ağlamadan etmeden çenesi takırdayarak otururken orada, şoktaymış.
Çocuklara hizmet daha zor
Ece Bar dün açılmış bir yer değil, senelerdir var. Ece Aksoy dünkü işletmeci değil, senelerdir bu işlerle iştigal ediyor. Ama işte büyüklere bar hadisesi başka, çocuklara hizmet bambaşka. Çocuklar başka türlü bir ihtimam istiyor. İki balon şişirip iki oyuncak koymakla olmuyor. Açıktaki kabloları kaldırmak, prizlerin üstünü kapatmak, sivri köşeli masaları, oradan çıkarmak, ısıyı ayarlamak, giriş çıkışın kontrolünü sağlamak, zeminde yumuşak bir malzeme kullanmak... Ve tabii, elbette, mutlaka, su deposunun kapağını kapamak gerekiyor.
Oldu ya, olmaması için her türlü önlemi almak gerek, yine de bir kaza oldu diyelim. O zaman çocuğun olası hastalıklarını, hassasiyetlerini, alerjisini, o'sunu, bu'sunu çocuktan öğrenmek mümkün olmadığından, kaza tüm ayrıntılarıyla anneye ve babaya anlatılmalı ki önlem alabilsinler.
Ali gibi şok yaşayan bir çocuğun hemen bir doktora götürülmesi lazım. Başını çarpmış olabilirdi. Çok miktarda su yutmuş olabilirdi. Ali'nin astımı var mesela, solunumuyla ilgili bir problem ortaya çıkabilirdi.
Deponun kapağını kapatmayı unuttular.
O panikle anne-babaya olanı biteni açıklamayı da atladılar. Ama sonuçta Ece Aksoy gerekeni yaptı. Ece Bar'daki bu "çocuklu brunch" uygulamasını kaldırdı. Mesele Ece Bar meselesi değil yani. Artık değil.
Yine de ben bu yazıyı yazdım çünkü...
* * *
İş aleminde şöyle bir anekdot anlatılır: Bir genel müdür, yanlış bir karar alarak şirketini milyonlarca dolar zarara uğratır. Patrona gider, istifasını verir. Patron der ki "Hiçbir yere gidemezsin. Ben senin eğitimine milyonlarca dolar harcadım. Bir kere böyle bir hata yaptın. Artık asla böyle bir hata yapmayacağına eminim. Çünkü çok pahalıya mal olsa da büyük bir ders aldın."
Ben bu yazıyı yazdım çünkü... Kimsenin ders alma lüksü yok bu mevzuda.
Bir çocuğun hayatına paha biçemezsiniz!
manik depresif köşe
Şu sahte rakı olayında yazmayı unuttum diye huzursuz oluyorum. Mesele insan hayatı olunca, şunu da yazayım, ben atlamışlık hissinden kurtulayım, siz de dikkatli olun. En az rakı yapmak kadar kolay, daha da kolay. Ben de kağıt üstünde kimyagerim ya, ben bile yapabilirim yani. O kadar kolay. Bir sürü sahte kolonya var piyasada. Özellikle erkek berberlerinde falan... Birileri metil alkolden kör olmadan...
Abi, ne saçma sebeplerden, nelerin gelmesi ihtimali var başımıza ya. Gel de sen çık depresyondan.
Bir ödül uğruna ya Rab, insanlık yine aynı şeyleri yaşıyor
Hayatta kalma mücadelesi... İnsanlık tarihinin özeti bu. "Hayvanlık" tarihinin de özeti bu. "Survivor"ı, ki hayatta kalan demek; işte bu yarışmanın ilk bölümünü seyrederken, aynı saatte bir başka kanalda da insanlık tarihini anlatan bir belgesel vardı.
Belgeseli izleyen sevgilim. Ben kumandayı kapıp "Survivor"ı çeviren şahsım. Ama sevgilim de mağdur olmasın diye bir ona, bir buna çevirip git-gel yapıyorum ha bire. Tam sevgilim bana kızacakken de, can havliyle bir bahane buldum. "Baksana" dedim, "aynı şeyin iki farklı yüzünü izliyoruz esasında."
Bir tarafta iki ayağı üzerinde dikilen homo erectus yürümeye başlayıp dağları denizleri aşarak ıssız bir adaya ulaştı. Diğer tarafta yarışmacılar kanolarla ıssız bir adaya doğru kürek çekmeye başladı. Neredeyse aynı şey. Arada sadece 840 bin yıl var. O kadarcık!
Sonra?
Endonezya'daki Flores Adası'nda bulunan ve 18 bin yıl öncesine tarihlenen iskelet 30 yaşında bir insana ait. Bu iskelete bilimsel olarak bulunduğu adadan esinle homo floresiensis adı verilmiş. Ona takılan güncel ad ise "hobbit". Çünkü bu iskeletin boyu, 30 yaşında olmasına rağmen 1 metre bile değil. Küçük insan. Küçücük. Küçülmüş.
Ah şu insan soyunun müthiş uyum yeteneği! Yüz binlerce yıl küçücük bir adada kalınca, uyum sağlamak için evrimleşerek küçüldükleri tahmin ediliyor. Tıpkı o adada yaşayan filler gibi. Fillerin temsili halini bir görseniz. Küçücükler. Pigme hepsi.
"Survivor"da ne olup biteceğini izleyeceğiz bakalım. Görünen o ki, insanlığın vardığı yer, bunca gelişmeye rağmen geldiği yerden farklı değil. Birbirlerini eleyerek sona kalmaya çalışıyorlar. Üstelik hayat memat meselesi de değil bu kez. Her birinin tek tek istediği para ödülünü almak.
Bu ödül uğruna, bakalım ne kadar küçülecekler?
tubakyol@yahoo.com
|
|
|

|